49817876087_362dd2db34_o
“Ben ilk öldüğümde 27 yaşındaydım.” – The Jacket

Madde 130
Ekim 2007
27. Yaş

Ben ilk doğduğumda 27 yaşındaydım.
Polislerin kafeyi mühürlemesini Taylan hikayesinde, binbir zahmetle geri açışımı Tipo hikayesinde anlatmıştım… LPG işindeki başarısızlığımdan ise Kirli hikayesinde bahsettim.

Lpg işi tutmayınca kafeye geri döndüm.
İşler düşüktü ve kafeye koyduğum çocuk işi batırmıştı.
Kredi kartı borçları,
Arabam Golf’ün biriken taksitleri,
Bağkur borcu,
İnternet kafeciler odası yıllık aidat,
Ablama olan 7 bin liralık borç…

İnternet kafe saat ücretini, 1 liradan 50 kuruşa çektim.
Tam işler yükselmişti ki, kapıdan biri yağ fıçısı diğeri kürdan bacak iki genç girdi.

Bunlar, ülkü ocakları başkanının kafesindeki yengeçlerden başkası değildi.
25 yaşlarında, çelimsiz ve sinirli çocuk, sözcüleriydi.
1 liraya yükseltmezsem benim için iyi olmazdı.
G*tümü makasla kesebilirlerdi.
Masayı dolaşıp yanıma gelmesi için işaret ettim.
Yerimden kalkmadan çekmeceden falçatayı çıkarıp masaya koydum.
“Az önce iyi niyet üzerine konuşuyordun, söyle bakalım,” dedim.
Bir iki sinek vızıltısı çıkardı. Sonra çekip gittiler…

1 hafta sonra yine, aynı şeyleri gevelediler.
Hayatımda aldığım 2. tehditti.
İlkinden bu yana 9 yıl geçmişti.
Ölüm tehdidinden sonra kurusıkı tabanca kullandım.
Ne polise gittim, ne şikayetçi oldum, ne bir dava açtım.

Adını bilmediğim 35 yaşlarında çingene kılıklı birisi.
Suratında ergenlikten kalma derin sivilce izleri.
En arka masada 5 saat oturur.
5 TL kazandıran bu çocuk, en karlı müşterilerden…
Erkeklerle yazışır, onları tahrik edip azdırırdı.
Msn profili seksi bir kadın fotoğrafı ve ismi de Serpil’di!

Bir sabah çok kısa oturdu, tuvalete girdi ve beni çağırdı.
10 karış boy, 3 karış eninde dar bir tuvalet vardı.
Mutfak yoktu ve oradaki lavabo, bulaşık için tek seçenekti.
Tuvaleti tıkamıştı ve sular akmıyordu.
Elini yıkaması için su döktüm.
Gittikten sonra gözüm yere ilişti.
Kıçını sildiği bulaşık süngerinde susam taneleri vardı.
Onu son görüşüm oldu.
Çocuk bir daha s*çmaya gelmeyince, yüreğime soğuk sular serpildi. : D

İğrenç yerleri hikayeme koymalı mıyım diye çok düşündüm. 10 saniye. : )
Ama gözlerini kapattığın an dünya yok olmuyor!

Annesinin, dostundan kırptığı harçlıklarla bize yolladığı bir çocuk vardı.
Ve bu şişko, klima kumandası kadar zeka taşımıyordu.
Saatlerce oynamış ve masayı bırakıp kaçmıştı.
Çocuklar tuvaleti işaret ediyordu. Görünce dünyam karardı.
Duvarlar kusmuklarla doluydu.
Her bir öğürtü, seramikleri renk renk boyamıştı.
Ağır koku, patates parçaları, pirinç taneleri…
Karanlıkta Dans filminde güzel bir sahne var:
“Bundan sonra kör olsam ne yazar? İhtiyacımdan fazlasını gördüm.”
49816418978_7b98073a20_b
Annem sürekli dizlerini dövüp:
“Vah vah, manken gibi çocuk, mağara gibi yere tıkılıp kaldı,” derdi. : )
Çıkmaz sokaktaki kepenkleri paslı dükkanı böyle tanımlıyordu.

*

Bir gün kardeşim MK askerden yazdı:
“Abi al şu bilgileri, karaktere gir.
İçinde, Bostanlı’da bir internet kafeden aldığım gb’ler var.
Sat, paraya çevir.”

Karakterdeki gb’leri bitirdim.
Şimdi daha fazla gold bar bulmam gerekiyordu.
Knight Online’da transfer sağlayan para birimiydi.
Çocuklar sürekli adını bilmediğim oyun ürünleri soruyorlardı:
– Abi bronz var mı?
– Bana bi preminyum çek!
– Abi çar kasıyonuz mu?
– Sizde Kınayt aytımı bulunur mu?
– Ağbi tüm sörvırlarda gb var mı?

Kredi kartımla üyelikler alıp eniklere sattım.
Sabah 09.00 – 00.00 çalışıyor, geceleri kafede kalıyordum.
Annemi haftada bir gün bırakıp, İzmir’in tüm ilçelerini gezdim.
Bir hafta Çiğli, diğer hafta Menemen; Bornova, Buca, Bostanlı…
Arabamı park edip yağmurun altında söz bilmez,
laf anlamaz kafecilere GB sorup dert anlatmaya çalışıyordum.
Bulduklarımı getirip sattım.
Bayram öncesi annemin 4 bileziğini oyuna yatırdım.
Bayram sonu 5 bilezik olarak ödedim.

Kafede eli sıkı bir çocuk GB almaya başladı.
Bana göre pintiler bir şeye para harcamazlar.
Çok şey bilen bir adamdım, ama hiçbir şey bilmiyordum.
Demek gb… bu şeylerden değildi…

Bir karakteri güçlendirmek için iki şeye gereksinim vardır:
Zaman ve para…
Parası olanlar zamanı satın alırlar.
İş dünyasının sömürü düzeni, oyunda can buluyordu.
6 ay bir karakteri güçlendirmek için vaktiniz yoksa,
daha önemlisi paranız varsa, gold bar satın alırdınız.
Büyük silahlar ve parlak giysilerle gezerdiniz.
Burası çok önemli:
Asansörde karşılaşmaktan korktuğunuz insanlar size “Abi” derdi.
Kırık not vermesin diye yalvardığınız öğretmen, oyunda diz çökerdi.
Aslında oyun ücretsizdi ve herkes eşitti. Ama bazıları daha eşitti.
Oyunda paranız varsa, ego patlaması yaşardınız.
Tanrının dünyaya inmiş bir sembolüydünüz.
48178673541_08a0a1252f_b
Müşteri varken mal bulamıyordum.
Ama şimdi GB, müşteriden fazlaydı.
Çiğli’de çıkmaz sokağın birindeydim.
Yalnızca kafeyi bilen müşterilere ulaşmak aptallıktı.
İnsanın sınırları, kafasının içi kadar sonsuzdur.
Daireyi genişletmek için Knight forumlarına başlıklar açtım.
Ucuz Gold Bar Satışı
Her Server’da Güvenilir GB
Bynogame Knight GB

Tüm dünya büyük şirketleri tanıyor.
Oysa benim, annem bile bazen adımı unutuyor.
Bana kim güvenir ki?
Onlara göre herhangi bir forum üyesiydim.
Kimse bana gelmiyorsa, o zaman…
Ben onlara giderdim!
Yalnızca bir izin günüm vardı.
Annemi kafeye bırakıp çıktım.

Şifa hastanesi diş hekimi.
Yeşilyurt’ta küçük bir oyuncu.
Karşıyaka’da bir zengin çocuğu.
Bostanlı’da iki küçük arkadaş.

Gb alan, sonrasında para yatırmayı kabul ediyordu.
Arkadaşlarına söylediler ve yavaş yavaş çoğaldık.

Afyon’da askerlik yapan kardeşim bilgisayar kompetanıdır.
Komutanların sevdiği bu çocuk, kütüphanede 7/24 internete bağlıydı.
Forumlarda açtığı Bynogame başlıkları işimizi kolaylaştırdı.

*

İşler çoğaldıkça MK’nin askerliği de azalıyordu.
Askerlik yapanlar iyi bilir;
içeride, nasıl tezkere alınacak; dışarıda, nasıl iş bulunacak kaygısı…
Bir iş bulabilir miymişiz? Abisi bu çocuk ne iş yapacakmış…
“Oğlum, kanatların yoksa bu uçmayacağın anlamına gelmez.
İşi tek başıma kurmam da, paylaşmayacağım anlamına gelmez!”
Çocuk gibi sevindi.
Sırf kan bağına sığınıp akrabalarına kapak atan akreplere inat,
ortaklığı utanarak kabul eden kardeşimin soylu nezaketini
anlatmazsak, bizi tarih affetmez sayın okuyucular…

*

Çin’den gelen ağzına dek gold bar dolu hesapları,
İstanbul’da “Patron” dediğimiz biri satardı.
Tüm satıcıların distribütörüydü.
Çok gb stoklamıştım ve borcum 41.000 liraya ulaştı. ($: 1.3 TL= 31.500$)
Uykularım kaçıyordu.
Gece annemi salona çağırıp bir kağıt uzattım.
Parmaklarını tuhaf rakamların üstünde gezdirdi.
“Anne burada 3 karakterimizin adı ve şifreleri var.
Bunu kasada sakla; hastalanırsam ya da bana bir şey olursa,
kardeşim askerden gelip gb’lerimizi satsın ve borcumuzu ödesin.”
2 kristal damla halıya düştü. Islak kirpikler boş tavana bakıp yere indi.

*

İsim neden nogame?
5 sene önce kardeşimin bilgisayar yazışmalarında görmüştüm.
İsmi Nogame olan birisi, Osmanlı Bankası’nı nasıl hacklediğini anlatıyordu.
Ne güzel bir nick…
nogame

Yıllarca bu nicki kullandım.
nogame.com domaini doluydu.
Çok üzüldüm. Birkaç gece düşündüm.
öznogame.com alamazdım.
nogame kardeşler pide salonu ise basit dururdu.
sadece nogame anlamına gelen justnogame.com
nogame’in dönüşü anlamı taşıyan backnogame.com
ve en son nogame tarafından anlamına gelen
www.bynogame.com
07 Kasım 2007’de siteyi açtım.
İlk sitemizi çok sevdiğim can dostum Neco tasarladı:
2020-04-25_18-22-31
İçimde ukde kalan nogame.com sitesini,
bir süre sonra, birkaç bin dolara, Koreli bir çocuktan satın alacaktım.

*

Küçük bir foruma aylık 100 liraya reklam veriyordum.
Forum sahibi, elindeki 2. foruma reklam vermemi önerdi:
knightonlineforum.com
Üye sayısı yüksek olan bu forumun aylığı 250 liraydı.
1 haftalık kazancımı versem bile yetmiyordu.
Bir gece düşündüm…
Demek istediğim… kanatların varsa, neden uçmayasın ki?..
Yapabilirdim.

Kabul ettim…
Üyeliğimde bir taç parlıyordu.
Forum resminde kendi logomu kullanıyordum.
Artık forumdaki üyelerden herhangi biri değil, üyeler arasında bulunan belli biriydim.
Yağmur olup gökten müşteri yağdı.
Yetişmem mümkün değildi.

Bırakın başımı kaşımayı, yemek yiyecek zamanım yoktu.
Benim yerime yemek yesin diye birini işe aldım.
Sonra işe yaramadığını görüp kovdum. : )

Anlık ileti programı olan Messenger ile müşterilerle yazışıyordum.
Çok zayıfladım. Stresten saçlarım dökülmeye başladı.
Kimi geceler yorgunluktan her şeyi bir sisin ardında görüyordum.
İnsanın bir düş görmeye başladığını sandığı,
uyku habercisi olan o belirsizlik anındaydım.
Hastalanmıştım…

Kendiliğimden iyileşmeyi umarak 3 gün evde uyudum.
4. gün ciğerlerimden kan geldi;
her öksürdüğümde reçel gibi kan kusuyordum.
Hastaneye gidince 1 hafta yatmam gerektiğini öğrendim.
Soğuk algınlığı akciğerlerimi ele geçirmişti.

Suya kan bulaşmıştı ve kan kanı çekerdi.
İnsanın, kendine eziyette cömert olduğu nadir anların birindeydim.
Nazım Hikmet’in, “Benerci Kendini Niçin Öldürdü” şiirindeki kahramandım.
Kalküta’da doğan güneşi, türlü şekillerde anlatan şair,
nitekim öyle bir noktaya geliyor ki:
“Kalküta’nın damlarında güneş, güneş gibi yükseliyordu.” diye bitiriyor.
Sözün bittiği yerde… ne başlardı ki?..
48413554232_1ae5e54790_o
Kalküta, Hindistan’ın Batı Bengal eyaletinin başkentidir.
Benerci, İngiliz emperyalizmine karşı savaşan komünist bir Hint’tir.
Dışarıda kuyruğu dik tutan bu genç militan,
ülkesinde 5 davaya maruz kalıp günden güne çürümektedir.
Dışarıda şanına toz kondurmayan Benerci de,
içten içe oyulan ağaç gibi yaşlanır ve zayıf düşer.
Benerci kurgusal bir karakterdir. Elbette Nazım Hikmet’in ta kendisidir.
Türkiye’deki mağduriyetini sembolize eder.
Ben de dışarıda müşterilere kuyruğu dik tutarken,
içten içe kendimi bitirmiştim.

Bir hafta müşterilerime kim bakacaktı?
Doktorumdan bir gün daha izin istedim.
Bir mucize gerçekleşti ve kan tükürme durdu.
Aniden iyileştim.
Sizi temin ederim ki, bir virgül dahi değiştirmeden anlatıyorum.

*

Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya” kitabında geçer:
Atatürk parasını değerlendirmek için incir işine girer.
Sabah anasının,
“Sakın paranı elinden kapmasınlar,” ikazı bile etkili olmaz.
Dünya politikacılarının aldatamadığı lideri, bir dolandırıcı alt eder!
Çünkü büyük adamların, küçük hesapları olmaz.
İnsan, zaferleri savaş meydanlarında kazanınca,
kaygan zeminli salonlarda manevra yapmayı pek bilmiyor.

“Ağbi Kınayt oynarsan daha kolay ticaret yaparsın.”
Kafedeki eniklerin baskısıyla ben de bir karakter aldım.
Forum ilanından bulduğum bir çocuk, 120 lira olan charı (karakteri),
kafede bana teslim etti.
Üstünde renkli itemler olan, Warrior bir char.
2 gün sonra oyuna bir girdim ki char boş!..
Dilenci gibi çıplak kalmış, kıçında don yok!
Satan çocuk, itemlerimi çalmıştı.
Gecelerce uyumadım, haftalarca çocuğu tehdit ettim.
En son dayanamadı ve bana yarı değerinde başka bir char verdi.
Bu geri adım bile beni rahatlatmaya yetti.
Ne eski hesaba girdim, ne yeni…
Bir çocuk dolandırıldığında, neden canımın yandığını anlattım.

Oyunda, kötüler çocuklara neden yaklaşır?
İyi niyetten değil!
Tilki, tavşanın çığlığını duyunca koşa koşa gelirmiş.
Ama yardıma değil!
20493718468_813b0a2f1c_o
MK askerden dönerken:
Kredi kartı borçları bitmişti.
Artık, taksitlerini ödemek için Golf’ü kiralamak yoktu.
Çünkü tüm borcunu kapattım.
Hyundai Elantra’sını ablam bize 9 bine vermişti.
8 bine satıp parasını kullandık.
1 yıl gecikmeli 10 bin lira olarak geri ödedik.
MK’ye tezkere için para dahi gönderdim.
Amarcord filminin o müthiş tiradı:
“Dedem duvarcıydı, babam duvarcıydı, ben de duvarcıyım, ama hala bir evim yok.”
Dedem marketçiydi, babam marketçiydi, annem de marketçiydi…
Ama ben değilim. Olmaya da niyetim yok!..

*

Sabah Çiğli’ye ana caddeye arabamı park ettim.
İki bankadaki işim bitmiş, bir tanesi kalmıştı.
Araca makbuz bırakan polisin uzaklaştığını gördüm.
Sileceğe uzandım.
Bu parayı kazanmak için polisin bir gün mesai yapması gerekirdi.
Bense birkaç dakikada bunu kazanabilirdim.
Cezayı sileceğe bıraktım, diğer banka beni bekliyordu.
Bunlara harcayacak vaktim yoktu.
Zaten para önemsiz değil midir?
Çok parası olanlar için, evet!

*

Çanakkale gece savaşlarında bir noktadan ateş eden asker hızla yerini değiştirirdi.
Sonra başka yerden ateş ve başka yerden…
Az cephane ve az adam… Düşman bizi kalabalık sansın…

Departmanlarımız:
1. Canlı destek
2. Gold bar dağıtımı
3. Ödeme bildirimi
49810455213_9ff34bc84d_o
Üçünü de kendim yapıyordum.
Müşteriler bana güvensin diye ödeme bildirimi sonrası,
“Teslimat birimimiz oyuna giriyor efendim.”
Sonra,
“Teşekkür ederiz, efendim. İyi günler dileriz.” diye şizofreni yaratıyordum.
Forumda çocuğun biri,
“Bynogame’de kaç kişi çalışıyor?” diye sormuştu.
Tanımadığım bir üyeden yanıt gecikmedi:
“Tek kişilik dev bir ordu!” : )

Neşemin yerinde olduğu bir gün müşteri şöyle sordu:
“Rollback olursa paramızı alabiliyor muyuz?”
Rollback: Geri alma
Oyun yöneticileri bir hile hissederse,
tıpkı zamanda yolculuk gibi, oyunu eski bir tarihe gönderiyorlardı.
Windows, Sistem Geri Yükleme’de bu taktik yıllarca kullanıldı.
Cevabım şu olmuştu.
“veririz bebişim”
Sonra çocuk forumlara başlıklar doldurdu.
Bynogame Komik Canlı Destek Kop Kop :DD
Forum yorumları oldukça komikti.
Sarhoştum ve kafayı yemiştim. Kimine göre, fena halde psikolojim bozuktu.
Belki de şaka yapmıştım.
Düzeltmek yine bana düştü. Foruma şöyle yazdım:
Değerli üyemiz, özür dileriz.
Sizinle yazışan operatör ihtar cezası almıştır.
Her türlü sorun için bizimle iletişime geçebilirsiniz. Bynogame
www.arkuswork.com
Ama birden çok tavşan kovalayan hiçbirini yakalayamaz.
Ya online oyunları bırakacaktım, ya kafeyi.
Acaba emin miydim?
“Hayatta hiçbir şeyden emin olamazsın, emin olduğun tek şey budur.” – Akıl Oyunları

Bir gece karar verdim ve kafeyi kapattım.
Sabah içeri alınmayan müşteriler şaşkındı.
Aylarca çırpınıp kan, ter, gözyaşı içinde kafeye ruhsat alan çocuk,
neden bir anda vazgeçmişti!

Tarık Bin Ziyad’ı okuduysa pek mümkün:
711 yılında 7.000 kişiyle İspanya’yı fetheden Bin Ziyad,
70.000 kişilik orduyu yenebilmek için gemileri yaktırdı.
Oraya denizden varmışlardı ve
geri dönüş ihtimali ortadan kalkmıştı!
Korkulan şey yapıldığı an, korku yenilmiştir.
Gemileri Yakmak metaforu da böyle doğdu.

*

Vizontele’de belediye başkanı halka sorar:
“İnsan memleketini niye sever?..
Başka çaresi yoktur da ondan.”
Bu markaya tutku dolu bağlanışın nedeni çaresizlik miydi?
Bynogame, antika kristale benziyordu.
Bayram sabahı misafirlikte kırılan küçük fincanlar gibiydi.
Bazen büyük şirketlerin bile gelecekleri küçük şeylere bağlıdır.
Tıpkı Bynogame’e olan bağlılığım gibi…
Kaybedersem, bıraktığım yerde bulamamaktan mı korkuyordum?
“Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler!” – Ünlü Yunan Şairi, Propolis Yereyat Bizpolisis

*

İşe birini alıp kafeyi emanet edebilirdim.
Daha önce lpg işini batırdığımda kuyruğumu kısıp kafeye dönmüştüm.
Kendime 2. bir şans tanımak adil olmazdı.
Bu köhne mahallede, çıkmaz bir sokakta, küllerimden yeniden doğmuştum.
Bynogame’i taş üstüne taş koyarak, kendi emeklerimle yoktan var ettim.
Öyle çok acı çektim ki, çok az insan mutluluğu benim kadar pahalıya satın almıştır.8565236833_3593ba5fac_bDoktrin: “Bizim yaptığımız, betonda yetişen bir gül olmaya çalışmaktı.” – 2Pac