Mavi Tulumlu Adam

Mavi tulumlu adam
Omzunda çapası evine dönüyor,
Bahçe çiti gerisinde ona bakıyorum.

Onlar Kenan ülkesinde böyleydiler akşamları,
Şimdi böyle dönerler Burma’da çeltik,
Mecklenburg’da patates ekili tarlalardan,
Bahçelerinden Kaliforniya’nın, Burgonya bağlarından.

Buğulu camlar ardında yanında lamba, kıskanıyorum
mutlu oluşlarını
çocuk bezleri asılı, ocağında ateşi, kendi halinde
ataerkil gecelerini kıskanıyorum.

Mavi tulumlu adam evine dönüyor;
omzunda çapası, çöken karanlıkta
bir silaha benziyor.

– Günter Eich

*

“Ölmek bir sanattır, her şey gibi. eşsiz bir ustalıkla yapıyorum bu işi.” – Sylvia Plath

*

Bana dediler ki çünkü, kölelerin derisinin
özel bir kokusu, kendine göre tadı var…

*

Dayanılmaz bir acı, tek varlığı gün olan insana

*

Eskiden biz ikimiz
Ocakta iki odun gibiydik:
Birbirinden ayrılınca sönüveren
Birbiriyle birleşince tutuşan

Herkes bir avuç toprak atıyor
Bense, onun üzerine
Birkaç parça gökyüzü atıyorum

*

Sabahın köründe çiyli çimenler üstünde yalınayak yürümek niye?
Bir yetime sevgi göstermek niye?

*

Senden ayrıldım sevdiğim
Arkamda bıraktım seni
Eski bir kilim, yağlı yastıkla

*

Paslı karyolanın çevresindeki
o güneşli gölge soluğunun

*

Bağışla beni, takım yıldızlar diyarı;
görkemine diyeceğim yok onların.
Fakat evimin penceresindeki ışıkçığı
değişmem ışıltısına tüm yıldızların.

Bir taşlı yamaçta, dikenler, otlar arasında
vurulmuş yatarım yapayalnız.
Rüzgar başlar inlemeye geceyarısı,
az sonra döner azgın fırtınaya

*

Mutluluk
Geceydi, Vitoşa’dan geliyordum
Arabanın içindeydim tek başıma.
Çevrede sıra sıra şaşkın yayalar
Gitar sesleri, şarkılar.

Koyu karanlığın içinde
Küçük bir yıldız gibi birden
Farların yansısı parladı
Genç bir adamın omzunda

Hepsi bu kadar, bir saniye ancak
Ama neler vermezdim uğruna
Nişan yüzüklü bir kadın elinin
Böyle konması için omzuma

Yoldaki Yalnız Kadın
Yoldaki yalnız kadın
tek savunman senin
savunmasız olman.
Ama karanlıkta yürüyorsun sen
çevrene korkuyla bakmadan.
Ve her adımın
bir güvenlik belgesidir
seni uzun süre korkutan
erkek için.
Adımlar çınlıyor taşlarda.

*

Ve nehirler ne denli büyürlerse
O denli uzak düşerler kaynaklarına
Neden ama? Bu acımasız bilmece
Üzüyor beni yol ayrımlarında

*

Çıngıraklar gibi ses verir sevincin
tutkuya kapıldığın zaman

*

En güzel suların kıyılarında
eteklerini toplamış çamaşırcı kadın

*

Bir saniye önce
ikiye kesilmiş portakalı andıran ufuk
gecenin koyu özsuyunu akıtmadan önce

*

İşte on yıl geçmiş aradan
Tanımadığım bir kadın gülümsemişti bana
Anlayamamıştım bunu o zaman,
hoş bir şeydi, hepsi bu işte

*

Sırtında yaşlı bir adamı taşıyan sıska bir eşek
eve doğru gidiyor acele acele

*

Dağlar
Şu ışıklı gök kubbenin altında
Birkaç dakikaları bile kalmış olanlar
Yüzlerce yıl yaşayacakmış gibi
Koşuşturup duruyorlar

Ve uzakta, binlerce yıllık suskunlukta
Dağlar, bu telaşçı kalabalığa bakarak
Donup kalmışlar haşin ve kederli
Sanki birkaç dakikaları kalmış gibi yaşayacak

*

Ve de dakikada 180.000 devir yapıp
Her devinimi dengeli kılarak
Yolcuları deniz tutmasından koruyan dev jiroskopuyla.

*

Sonsuz Üç
Dünyada iki erkek var
her zaman karşıma çıkan
birisi sevdiğim adam
ötekisi beni seven.

Birisi karanlık gecelerimin
düşlerinde bile can evimdedir
öbürü kalbimin önünde bekler
bekler durur ama açılmaz kapı.

Birinin sadece soluğu yeter
beni mutluluğa ulaştırmaya
öteki ömrünü bağışlar bana
kalkıp geri vermem bir saatini.

Birisi kanımın sıcaklığında
aşkın öz türküleriyle yaşar
öbürü can sıkıcı günlerim içinde
umutsuz koşar.

Her kadın bu ikili yaşamı tadar
sevilenle seven arasında
ama bir kez tek kişi olur o iki insan
yalnız bir kez her yüzyılda.

– Tove Ditlevsen (1918 – 1976)

Kuru tahtalarda yatmaya razı
Alyanak kumral bir oğlan yüzünden
Bir Yahudi sarımsak kokar ağzı
Çin dönüşü Şanghay kerhanesinden
Çıkarıp getirmişti kızcağızı

*

Yaşlar yükseliyor bağrımdan
sevgiyi, sevgilimi düşünsem;
öyle solgun, lekesiz, bir genelevin dibinde
bulduğum bir çocuktur o daha.

*

İnanılmaz hayvanlar asıyor mu kasaplar
kanlı karınlarına karanfiller takarak

*

Bir Kuşun Resmini Yapmak
Önce bir kafes resmi yaparsın
kapısı açık bir kafes
sonra kuş için
sevimli bir şey çizersin içine
sonra götürür bir ağaca asarsın
girdi mi kafese fırçanla
usulca kapısını kaparsın
sonra kafes tellerini tek tek silersin
yerine bir ağaç resmi yaparsın
dallarının en güzeline kondurursun kuşu
tabii ne yaprakların yeşilini unutacaksın
ne yellerin serinliğini
ne de yaz sıcağındaki böcek seslerini
otlar arasında.
Sonra beklersin ötsün diye kuş
ötmezse resim kötü demektir
örterse iyi olduğunun resmidir
bir tüy koparırsın usulca
kuşun kanadından
imzanı atabilirsin artık
ve yazarsın adını resmin bir köşesine.
– Jacgues Prevert (1900-1977)

*

Sanki okulda ne öğreniyorsun? Sayılar, çizgiler, harfler;
bir yandan da burnunu karıştırıyorsun.
– Raymond Queneau (1903-1976)

* * *

antoloji: seçki

izlek: keçi yolu, patika

animist: doğadaki her şeyin bir ruhu olduğuna inanma

ilenç: beddua, kargış, intizar, inkisar

ayrıksı: başbaşka, apayrı, eksantrik

tansık: mucize

göksel: semavi, gökle ilgili, tanrıdan gelen, ilahi

değirmi: yuvarlak

komprador: aracı

avaze: yüksek ses, nara

şerha: dilim, parça

yeğni: hafif, ciddi olmayan

batkı: iflas, çökme

trahom: körlükle sonuçlanan deri hastalığı

yalgın: serap

vecd, vecde gelme: esrime, sarhoş olma

tabya: bölgeyi koruyan silahlı yapı

yurtsama: yurt özlemi çekmek

tereke: miras

anamal: sermaye

avantgarde: yeni moda yaratan, yenilik getiren

enformasyon: danışma, bilgi

üleştirme: paylaştırma

şehper: kuş kanadının en uzun tüyü

tüze: hukuk

ökse: yapışkan bitkisel macun

devinim: hareket

vodvil: taşlamalı güldürü

romans: sekiz hecelik ispanyol şiiri

fecr: şafak

usare: özsu

onulmaz: iyileşmez, şifa bulmaz

bireşim: parçaların birleşmesi, sentez

üzünç: üzüntü

egzantrik: sıra dışı

lomboz: yuvarlak gemi penceresi

yunmak: yıkanmak

taraz: tel tel iplik

beynelmilel: herkes tarafından kabul edilen, uluslararası

kumpanya: ortaklık, topluluk

Doktrin: “Eğer birisinin ruhuna bakmak istersen, sana hayallerini göstermesini istemelisin.” – Arizona Rüyası