Traduttore traduttore: “Çevirene güven olmaz.” – İtalya

Gördüğünüz üzere insanlar çevirmenleri doyasıya eleştirirler.
Fakat bir kitabı hiç atlamadan, dalga geçmeden okuyanlar da yalnız çevirenlerdir.

*

Sokrates’in Son Sözleri
Cellat:
– Birçok insan, zehri içmeden güneşin batmasını bekler; yemek yer, şarap içer; hatta sevişir bile.
Madem vakit var, bence sen de acele etme!
Sokrates:
– O adamlar böyle yapmakla haklıdırlar. Çünkü bununla bir şey kazandıklarını sanırlar.
Bense yapmamakta haklıyım. Çünkü hiçbir şey kazanamayacağımı biliyorum!

Sokrates’in ölümü vaktinden önce öten horozun ölümü gibidir.
Ölmek, onun düşüncesinin kaçınılmaz sonucuydu.
Ve en büyük eseri: ölümdür.

Yaşlı adamlarla sohbeti severim. Bizim geçeceğimiz yoldan çoktan geçtikleri için…

Aklı başında adam yoksulluk içinde ihtiyarlığa katlanamaz,
akılsız adam istediği kadar zengin olsun rahata kavuşamaz.

Aklı başında bir arkadaştan silahını emanet alsak, bu arkadaş çıldırsa, emanetini de geri istese, vermek doğru mudur? Geri verene doğru adam denir mi? Bir çılgına, gerçeği olduğu gibi söyleyene de doğru adam denemez.

Bir bağcı bıçağını saklatmak istediğin zaman doğru adama, kullandırmak istediğin zaman da bağcıya verirsin.

İnsan, iyi tanıdığı adamları sever, kötü sandıklarını sevmez. Ama bazen yanılırız.
Böylece iyiyi düşman, kötüyü de dost sanıyoruz.

Doğrulukla doğru bir adamı doğruluktan ayıramayız. Kötüleri de kötülük yoluyla iyi edemeyiz.

Sormak, cevap vermekten kolaydır.

Düşündüğünün tersini söyleme de, konuşmamız ilerlesin.

Babalar oğullarına “doğru adam olacaksın” derler ve doğru yolu gösterirler; eğitimcilerin de yaptığı budur.
Ama doğruluğu, doğruluktur diye değil, insana iyi ün kazandırdığı için överler.

Bir iş zamanında yapılmadı mı hiçbir işe yaramaz.

Köpek, tanımadığını görünce ondan kötülük gelmese bile hırlar. Tanıdıksa, ona iyilik etsin veya etmesin sevinir.

Ruh ne kadar sağlam ve olgunsa, dışarıdan gelecek bir etki onu o kadar az değiştirebilir.

Değerli insan kendine yeter, tek başına yaşamanın tadına varabilir. Başkalarını herkesten daha az arar.

Bir şehirde herkesin mahkemeler araması eğitimin bozuk olduğunu gösterir. İnsanın, eğriyle doğruyu kendi kendine ayıramayıp hakeme, yargıca başvurması, adaleti başkalarından beklemesi çirkin bir şeydir.

İnsanın, ömrü boyunca mahkemelerde davacı ya da davalı olmakla kalmayıp, “güzellikten anlamam, haksızlık etmekte ustayım, her türlü dolaba aklım erer ve cezadan bir yılan gibi sıyrılmasını bilirim,” diye böbürlenmesi aşağılık bir seçimdir.
Üstelik bunları değersiz şeyler için yapar. Oysa sorunlarını, uykudan başı öne düşen, yorgun bir hakime muhtaç olmadan çözmenin ne kadar güzel olduğunu göremez.

İyi insanlar saf olurlar ve kötülere çabuk kanarlar. Çünkü içlerinde kötülerin davranışlarını analiz edecek kötücül bakış açısı bulunmaz.

Peki ama insan en çok kimi sever? Kiminle arasında çıkar birliği varsa onu…

İnsanlar iyi şeylerden istemeyerek, kötü şeylerdense isteyerek ayrılırlar.

İnsan aldandığı zaman büyülenmiş gibi olur.

Aglaion’un oğlu surların dibinde cesetler görür. Bir yandan başını çevirir, bir yandan bakmak ister. Bir süre görme isteğini yenip yüzünü kapatır. Ama sonra dayanamaz, koşarak ölülerin yanına gider ve gözlerini dört açıp şöyle der: “Haydi kör olasılar… Alın doya doya seyredin bu güzel manzarayı!”

Çocuk doğar doğmaz bir azgınlık içindedir. Kiminde akıl yokmuş gibidir, kimine de epey geç gelir.

Baştakilerden biri ötekilerden (halk kastedilmiyor) üstünse buna monarşi (genelde miras yoluyla alınan erklik, krallık); baştakiler birbirine eşitse bu devlet yönetim biçimine aristokrasi (soylular sınıfı erki) denir.

Mademki denize düştük hemen yüzmeye başlayalım. Belki bir yunus balığı bizi sırtına alır da yüzeye çıkarır.

Anlaşmazlıklarda söz her zaman yaşlının olacak. Gençler, buyruğu da cezayı da onlardan bekleyecek. Hiçbir genç kendinden yaşlı birisine ne el kaldıracak, ne kötü söz söyleyecek.

Bir tehlike düşün ki, atlatıldığı zaman eskisinden daha iyi olacağız. Böyle bir tehlikeye herkes atılmak ister.

Savaşçı erkek bir kadına tutulursa daha atılgan olur.

Bir ressam, kusursuz bir insan resmi çizse, fakat böyle bir insanın olabileceğini kanıtlamaya gücü yetmese, bundan ötürü ressamın değeri azalmaz.

Orta halli bir insan hiçbir zaman, ne kimseye, ne devlete büyük bir zarar vermez.

Uyurken bir şeyin benzerini o şeyin kendisi sanmaya rüya denir.

İnsan, kızmayan bir adama kızar mı? Kimsenin kötülüğünü istemeyen birinin kötülüğünü ister mi?

Hayran olduğu şeylerin ortasında yaşayan bir insan, onlara benzemekten kendini alamaz.

Şimdi dalı anlat da sırası gelince ağacı da anlatırsın.

Bir körün doğru yolu bulamamasıyla, bir şeyi anlamadan ona “doğru” diyen insan arasında fark yoktur.

Işığa alışmış göz karanlıkta zorlanır; karanlığa alışmış göz de ışıkta körleşir.
İnsan üst konuma çıkınca zor alışır, fakat alt konuma düşünce de adapte olamaz.

“Fakir bir çiftçinin hizmetinde uşak olmayı, dünyanın bütün dertlerine katlanmaya yeğlerim.” – Homeros

Duyu bize ağırı hafif, hafifi de ağır gösterince, neye ağır, neye hafif diyeceğiz?

Doğuştan sayı bilgisine yatkın olanlar, öteki bütün bilimleri çabuk kavrarlar.

Bir komutan; orduyu yerleştirme, kaleleri elde etme, bölüğü yürütme, çatışmaya veya düzene sokmada ne denli geometri bilirse o denli başarılı olur.

Bir adam başını kaldırıp tavan süslerine yarım yamalak baktı mı, bedeninin değil ruhunun gözlerini kullanmış olur.

Öyle insan vardır ki jimnastiği, avı, her çeşit beden çalışmalarını seve seve yapar da, dersten, araştırmadan hoşlanmaz.

Bile bile yalan söylemekten iğrenen insan vardır. Ama bilmeden yalan söylemeye kolayca katlanır. Bilgisizlikten iğrenmez; tıpkı çamura yatan domuz gibi…

Bir mükemmel sayı, kendini bölen sayıların toplamına eşittir.
6=1+2+3
28=1+2+4+7+14

Peteğin içinde doğup da tüm kovanı derde sokan yaban arısı gibi.

Türlü renklere boyanmış bir kaftan gibi rengarenk bir devlet düzeni göze hoş gelebilir.
Fakat bu devlette bir düzen arayıp bulursan, ne mutlu sana!

Bir şehirde dilenci gördün mü, orada hırsızlar, yankesiciler, katiller de vardır.

“Hanım ne ise köpeği de odur.” – Atasözü

Kanunlar borç vereni korumasaydı, zengin yurttaşlar paralarını tehlikeye atmaktan korkarlardı.

“Zorbalar, akıllı kişilerle düşe kalka akıllı olurlar. Zorbalık, insanda bir tanrı analojisi yarattığı için çekicidir.” – Euripides

İşte o zaman halk, okşaya okşaya büyüttüğü bu evladın ne büyük bir baş belası olduğunu anlar.
Kovmak istediği kişinin artık kendisinden kuvvetli olduğunu anlar.

Çevresi kuvvetli olanlar para karşılığı namuslu insanları kötüler, yalancı tanıklık ederler.

Küçük kötülük, sadece büyük kötülüğe göre küçüktür.

En büyük haydut, rüyasında yaptığı kötülükleri uyanıkken de yapandır.
İnsanların en kötüsü, aynı zamanda en mutsuzudur da…

Acı duymak, zevk duymanın karşıtıdır. İnsanın ne zevk, ne acı, ne sevinç, ne üzüntü duyduğu bir hal vardır, diyebiliriz. Bu iki karşıt duygunun tam ortasında, ruhumuzun dinlendiği bir yer vardır.
Hastalar acı çekerken “sağlıktan daha tatlı bir şey yoktur” derler. Ama hasta olmadan önce hiç de böyle düşünmezlerdi!
Dayanılmaz bir ağrıyla kıvrananlar “bu ağrı bir dursa bundan daha büyük bir keyif olamaz” derler.
İnsanların, acı duyarken en hoş buldukları şey zevk değil, acının dinmesidir.
Oysa zevk duyarken onun bitiminde hissedilen durulma hiç de hoş değildir.
Çünkü sonrasında bir acılık gelir. Öyleyse zevk ve acı duyma arasındaki dinlenme, hem acı, hem tatlı bir andır.

Bir insan için en iyi olan şey, kendine en uygun olan şeydir.

Kızını azgın bir efendiye köle diye veren birisi, ne kadar para almış olursa olsun iyi bir iş yapmış sayılmaz.
Kocasını bir gerdanlığa satan Eriphyle de bu işten karsız çıkmamış mıydı?

Gözleri iyi görmeyenlerin bile, ara sıra, en keskin gözlerden kaçanı gördükleri olur.

İyi bir şairin, ele aldığı konuları anlatabilmesi için önce kendisinin dersine fevkalade hakim olması gerekir.

Nesneler dışarıda düz, suda kırık görünürler.
Hokkabazlar, gözbağcılar ve nice sanatçılar yaradılışımızdaki bu aksaklıktan faydalanırlar.

Ölçülü bir insan, başına bir bela gelince bu acıya başkalarından daha kolay katlanır. Aslında acı duyar, fakat kendini dizginler. Başkalarının gözü önünde dişini sıkar ve acısıyla cenkleşir. Yalnız kalınca çekinmeden sızlanır ve topluluk önünde utanacağı her şeyi yapar. Demek insan bir duruma iki ters davranış gösteren kompleks bir yapıdır.

Bize en coşkun heyecanları yaratan şaire hayran oluruz. Ama kendi başımıza bir felaket gelince bunun tam tersini yapıp bağrımıza taş basarız. Erkek adama yakışan da budur; şiirde beğendiğimiz ağlaşmaları bu sefer kadınlara bırakırız. Nefret ettiğimiz davranışları olan şairi alkışlamış oluruz.
İşte şairler; yaradılışımızda bize yüklü gelen, bünyede sakladığımız bu iç tamperamanı, bu acıdan inleyip vaveyla atma isteğini güzelce doyurdukları için hayranlığımızı kazanırlar.

İnsan ne kadar kötü olursa o kadar az, ne kadar iyi olursa o kadar çok yaşar.

*

filolog: dil yoluyla toplumun kültürünü inceleyen bilim adamı

içtimai: toplumsal, sosyal

vezin: ölçü, tartı

tefe koymak: alaya almak

örgen: kalın ip, urgan veya uzuv, organ

büyümsemek: büyüksemek, büyük olduğunu kabul etmek

zorunsuz: zorunlu olmayan

timokrasi: siyasi hakların sadece varlıklılara tanındığı yönetim biçimi

intifa: yararlanma

neşet: büyüyüp olgunlaşmak

konsolide: vadesi uzatılan

müfteri: iftiracı

abad: şen

arık: saf, pak

ağırşak: disk

içerlek: içeride bulunan

dışarlak: dışarıya çıkıntılı

tamperaman: iç enerji

Doktrin: “Eğer size sessizlikle cevap verilmişse, bu size cevap verilmediği anlamına gelmez.” – Platon