28678241303_183fe5416f_b
Madde 65
Mayıs 1994
14. Yaş

Babam
14 yaşında babamın Karşıyaka Lisesi’nin karşısındaki marketinde çalışıyordum. Babam futbolu sevmezdi. Hayır, spordan değil ama futboldan ve onun fanatizminden nefret ederdi. O akşam da iki büyük takımın ligdeki son derbi maçı oynanıyordu. Babam market dolabının arka bölümüne geçmiş bir yandan bira içiyor, bir yandan da futbolun ve takım tutmanın gereksizliğinden söz ediyordu:
– Futbol taraftarlarına bir bak hepsi birbirinden cahil. Özellikle sıkı takım tutanlar, gözlerinden cehalet akıyor. Ama basketbol öyle mi? Basketbol taraftarı entelektüeldir. Futbol taraftarı ne kadar avam ise, basketbol taraftarı da o kadar havastır. İnsan bir takım tutacaksa bu bir basketbol takımı olmalı.
– Peki baba sen basketbol oynuyor musun?
– Hayır. Hayatımda hiç oynamadım.
– Basketbol takımı tutuyor musun?
– Tutmuyorum. Ama bir takım tutsaydım bu kesinlikle bir basketbol takımı olurdu.

Tam bu sırada içeriye boynundaki atkı takım renkleriyle bezeli bir çocuk girdi. “Yendik abi yendik!” diye böğürüyordu.
Mürdüm eriği kadar zeka taşımıyordu.
Babam, Beşiktaşlıların aptal olduklarını ve bu geceki maç için yollara düştüklerinden falan söz etti. Onlarda hiç akıl yoktu doğrusu. Çocuk birden bağırarak sevinçle:
– Ama ben Beşiktaşlı değilim!
– Peki ya nesin?
– Fenerbahçeliyim.
Babam nükteli şöyle devam etti:
– Beşiktaşlı olsaydın aptaldın, Fenerbahçeliysen profesörün!..
6047834970_4a1fb386a5_o
Yunuz Amcam
Küçüklüğümüzün geçtiği Bayraklı’daki evde, bekarken bizimleydi. Babamın kırtasiyesindeki satıştan yürüttüğü paraları biriktirirdi. Borçlardan ötürü evimize icra gelmişti.Gri çerçeveli 37 ekran televizyonumuz çok güzeldi. İcra borcumuzu bilen Yunuz amcam; babama dedi ki:
– Bende birikmiş para (kasadan çaldığım) var. Onu icra fiyatına size vereyim, televizyon da kurtulsun.

Müthiş bir fikir. Babam kabul eder ve televizyon evde el değiştirir. Amcam bizimle kaldığından televizyon salondadır ve artık amcamızındır. Küçük olmamıza karşın onurluyduk. Amcamın ısrarlarına karşın biz, o televizyonu bir daha hiç açmadık! Amcam akşamları izlemek istediğinde başımızı başka tarafa çeviriyor ya da odadan kaçıyorduk.

*

Yıllar sonra babamın Karşıyaka çarşısındaki kitap sergisine çöken amcam, işini bilen mahir tacirdi.

Karşıyaka çarşıdaki kitap sergisinde pasajın ikinci katına çıktık. Ayak bastığımız zemindeki kırıklıktan alt kattaki ayakkabı mağazasını gördük. Amcam deliği gösterip,
– Her kilidin bir anahtarı vardır. Önemli olan doğru anahtarı bulmaktır. Burada kilit bile yok…
– Yalnız amca, iyi bir güvenlik sistemleri varsa ve tüm mağaza alarm gözleriyle denetleniyorsa, ki o gözler, kızılötesi ışınlarla mağazada görünmez bir tayf yaratıp birbirlerini keserler. Ve bağlantı koptuğu an alarm zilleri hiç susmaz!
– Peki sen bunları nerden biliyorsun?
– Araştırıyorum…
Başka zaman bizi hiç umursamayıp küçümseyen amcam, değme profesöre taş çıkartırcasına yaptığım konuşmamı ağzı açık dinliyordu. İşte amcam bu denli kurnaz birisiydi.

*

Yavuz Amcam
Ben 14, kardeşim 12 yaşındayken amcam, annemin Egekent’teki dükkanını ziyarete geliyor. Amcamın arabası yeni ve havası yerinde. Kardeşim mk hemen çok sevindi ve otoparka koştu. Daha sonra kardeşimin anlattığına göre olay şöyle gelişmiş:

Kardeşim anahtarı kapıp tek başına otoparka koşuyor. Anahtarla şoför kapısını bir türlü açamıyor. Neyse ki sağ arka kapı kilitli değil de biniyor. Arabanın içi tertemiz. Konforlu koltuklar, lüks bir göğüslük. Aracın ön koltuğuna geçip teybi son ses açıyor… Rock bir şarkı çıkıyor ve kudurdukça kuduruyor. Arabanın içinde tepinmeye başlıyor. 20 dakika sonra sıkılıyor ve arabanın oto çakmağını ısıtıp ısıtıp, nar gibi kızaran harika halkaları izliyor. Bir yandan da eliyle sıcaklığı hissedip minik ışık oyunları yapıyor. Daha sonra şeytani dürtülerle başlıyor operasyona. Kızgın yağla ısınan tavaya, patateslerin atılmasıyla havaya yükselen buhar ve acı feryat sesleri, arabanın her yerinden çıkıyor. Önce kendini korumaya alan direksiyona kabahat buluyor ve simidine cıss, cıss sesleriyle basıyor çakmağı. Ardından göğüslüğe yanık halkalar bırakıyor. Yan yolcu koltuğunun da bir iki yerini yakmayı ihmal etmiyor. Arabayı iyice yakıp kavurmaya çevirdikten sonra dükkana geri gidiyor.

Anahtarı amcama teslim ederken,
“Amca, aracın arka kapısı açık kalmıştı, ben sana kolaylık olsun diye onu da kilitledim.” diye yalan bile uyduruyor. Amcam da birden heyecanla,
“Yahu benim arabanın arka kapısı yok ki. Benim aldığım üç kapılı kaplumbağa bir araba…”
Anladığımız kadarıyla birader o gün başkasının arabasını yakıp bişiriyor!.. : )
25247600137_15d584abb8_o
Doktrin: “Bana öyle geliyor ki, herkes yaşamını, bir başkasının yaşamını mahvetmek için kullanıyor.” – Guguk Kuşu