49873180598_de4a891f97_b
Bu uyarlamada gerçek olaylardan esinlenilmiştir.
Bazı sahne, karakter, isim, iş, vaka, yer ve olaylar
dramatik gerekçeler sebebiyle hikayeleştirilmiştir.

Madde 70
Aralık 1995
15. Yaş

Okul Aile Birliği’ni duymuşsunuzdur.
Yoksul ve muhtaç ailelerin çocuklarına yardım amacıyla kurulmuş,
kendine hayrı olmayan, üstünkörü bir örgüt.

Motor Meslek Lisesi 1. sınıftayım.
Ablam, Karşıyaka Lisesi’nin son sınıfında okuyor.
Okulu sömürmenin kitabını yazmış, master yapmaya hazırlanıyor.
Bana da bir çakma Adidas çanta vermişti; sevinmiştim.

*

Bir gün dersin ortasında sınıfa bir öğrenci girdi ve elindeki listeyi okumaya başladı:
Altı kişinin arasında ismim okundu. Tam sınıftan çıkıyorduk ki:
Arka sıralardan Serdar bağırdı:
“Oha be, sen nereye? Bir de baban toptancı, yuh artık!”
Sorumlu öğretmen bizi depoda karşıladı.
Eski bir gömlek, yamalı bir okul pantolonu, tozlu bir okul ceketi masaya bırakılmıştı.
İstediğimizi alabilirmişiz… Bu çok sevindirici… Ama ne yapacaktık ki?
Hiçbirimiz öyle çapaçul tipler değildik.
Okula giden bir çocuk, dönemin ortasında, eğer görünmez adam değilse
ve çıplak da gezmiyorsa, üstünde müfredat kıyafetleri zaten bulunurdu.
Üstelik masadakilerden bile evlaydı.
Bu nice yardımdır, anlamak mümkün değildi…

Tüm sınıfa rezil edildiğimiz yetmiyor,
bir de altı kişi artık, aynı kaderi paylaşan fakirler olduğumuzu biliyorduk.
Kısa boylu, kızıl saçlı, esprili çocuk Okan, demek o da çok yoksulmuş.
Bundan böyle aklımda hep öyle kalacaktı…

Yardıma muhtaç çocuklara yakıştırdıkları işte buydu.
Bir kelebek kanadı inceliğindeki öğrenci kalbine,
öğretmenlerimizin hassaslığı buydu!..
Bu empatiyi yapamayan, dersini anlamayan çocuğun, anlamadığını nasıl sezecek?

Saygın kurul Okul Aile Birliği, o an benim için lalettayin bir Okul Ayle Birliyi oluverdi.

*

Sınıf öğretmeni Peyami Hoca beni odasına çağırdı.
Adı Peyami Kıyar’dı, ama ablam Peyami Hıyar derdi.
Orta yaşlarda, kısa boylu, bıyıklı, iyi yürekli biriydi.
Ablam beni zorla Okul Aile Birliği’ne yazdırmıştı.
Belli aralıklarla öğrencilerin varsıllık tansiyonunu ölçerlerdi.
Odasında çok utangaçtım. Hem fakir, hem öğrenci, hem tembel.
“Babamın durumu çok iyi, şu an toptancılık yapıyor.
Hatta yeni mavi minibüs aldık. Artık bizim durumumuz kötü değil.”
“Emin misin, oğlum. Ablan geçen ay öyle söylememişti…”
“Geçen ay kötüydü ama şu an iyiyiz hocam.”
“O zaman seni Okul Aile Birliği’nden çıkarıyorum.”

Ne birlikmiş aq. Kanarya Sevenler Derneği gibi. 🙂
Bu tür dernekler bana hep komik gelmiştir. Kapısında:
ÜYE OLMAYAN GİREMEZ
yazar. Ve girmeden üye olamazsınız.

Babamın toptancı olduğu doğruydu.
Yeni minibüs aldığı da, hatta renginin mavi olduğu da.
Ama Serdar itinin bilmediği bir şey vardı:
Annem babam ayrıydı ve babamın bize beş kuruş faydası dokunmazdı.
Sınıfa dönünce açıklama yapma gereği bile duymadım.
Değmezdi ki… Hem anlatsam da anlamazdı ki…

Yoksulduk ama çok da yoksun değildik.
Paran varsa insanlar seni tanır, paran yoksa sen insanları tanırsın.
Paraya duyduğu gereksinim, manevi şeylere duyduğumdan fazla değildi.
Bu hayatta gülmemi isteyen tek kişi fotoğrafçıydı, o da parasını istedi.
15844971267_0895d797f5_b
Doktrin: “- Para önemsizdir.
– Çok parası olanlar için, haklısın.” – Devlerin Aşkı