773x435_cmsv2_949f7e29-1744-5bac-8b4f-a7b5256f1867-4712930
Bir hafta önce 28 Mayıs’ta kutlanan, tarihte, 2013 yılında zuhur eden Gezi Parkı Olayları’ndan bu yana 7 yıl geçti.
Bizim asrın liderimiz yine iyi kötü Gezi Parkı grup sözcüleriyle bir buluşma gerçekleştirmişti.
Aslında pek işe yaramayan ve samimi olmayan bir buluşma…
Haydi… Dürüst olalım. Sol kitleyi, serkeşleri, asileri, hiçbir iktidar sevmez.
Hatta onları sol iktidarlar bile sevmez!

Floyd’u öldüren polisin birkaç günlük baskılar sonrası zar zor içeri alındığı,
yardakçılarının henüz içeri bile alınmadığı Amerika, olaylarla baş etmekte zorlanıyor.
Henüz Toma’dan haberleri yok demek ki. 🙂

O yıllarda olan olaylar… ve bugün artık devir değişti.
Peki gerçekler takvime göre değişir mi?
Biz vatanı seviyoruz, deriz. Severiz de ne yaparız? Hiçbir şey…
“Bir insan en büyük savaşı hakları için değil, çıkarları için verir,”
derken Napolyon haklıydı belki de…

*

Ateist bir abim, “dua edebilirsin” derdi; “nasıl olsa hiçbir şey fark etmeyecek!”
Ateist olmak zordur. Cahillerle aşık atmak için,
tüm dinleri inananlardan iyi bilmelisin.
Ama Müslüman olmak çok kolay:
Anlamını bilmediğin Arapça kelimeleri ezberle, tamam.
Hatta bırakın Türkçe’sini Arapça’sını bile kusursuz ezberleyemezler.
Ülkücü olmaksa daha kolay:
Biraz bıyık bırak, az da kurt gibi ulu, tamam…
4570074244_11725a33d9_o
Gezi Parkı’nda, duman, jop, şiddet ve sivil milislerle isyanı bastırmışlardı.
Turp da asrın liderimizle koşut karaktere sahip. Birisi Evangelist’leri (İncil’i yaymaya çalışan muhafazakar protestan) tahrik ederken, diğeri, radikal-mütedeyyin kesimi gaza getirmişti. Ama Amerika’da işe yaramış gibi görünmüyor.
Dağılmış yollardan zar zor yürüdüğü Beyaz Saray yakını kilise önünde İncil ile fotoğraf çektirmesi bu yüzden olmalı.

Kutsal kavramları diline dolayıp yırtına yırtına bağıranları gördün mü, anla ki o işin içinde bir çapanoğlu, dalavere, bir bit yeniği vardır. Bu bağırıp çağırmalar, dövünüp yırtılmalar samimiyet coşkusundan değil, bir çıkar kaygısından doğar.

Belki isyancıların ortasına bağdaş kurup otursa, bu olmazdı.
Belki isyancılarla kucaklaşan polislerle konuşsa bu olmazdı.
Belki onları orduyla tahrik etmese, böyle olmazdı.
Belki de siyahın, çikolatalı dondurmadaki renginden daha çok anlamı olduğunu bilseydi böyle olmazdı.
Afroamerikalılar’ın 2. sınıf vatandaş olmayacağına inansaydı, böyle olmazdı.

Belki de Amerika ayaklanmalar tarihini inceleseydi böyle olmazdı:

ABD Ayaklanma Tarihi
1. Watts, 1965: Siyahilere polis şiddeti

2. Newark, 1967: Siyahilere polis şiddeti

3. Detroit, 1967: Siyahilere polis şiddeti

4. Chicago, 1968: Martin Luther King suikastına öfke

5. Oklahoma Cezaevi, 1973: Cezaevi ayaklanması

6. New York, 1977: 25 saatlik elektrik kesintisi isyanı

7. Los Angeles, 1992: Siyahilere polis şiddeti

8. Seattle, 1999: Dünya Ticaret Örgütü Bakanlar Toplantısı isyanı

9. Cincinnati, 2001: Siyahilere polis şiddeti

10. Charlottesville, Virginia, 2017: Sağ sol çatışması

*

Ateşin ortasına atılan beyaz bir yatak süngeri vardı:
Homeless ağlıyordu, “O benim evim.” diye.
Yani anlamıyorum, o evsiz de mi siyahlara kötü davrandı?
Camlarını kırdığınız mağazalar açılamıyor, çalışanları evlerinde.
Ülkelerin ettiği zararları daima gariban halk öder, para babaları değil!

Başta haklı bir isyan gibi görünen bu olay, çığrından çıkıp vandalizm boyutuna geldi.

Vandallar
Aslen Cermenler’den gelirler. 5. yüzyılda Roma’da taş üstünde taş bırakmadılar; yakıp yıktılar. Batı Roma İmparatorluğu, gücünü kaybedip önce aşiretlere ayrıldı; 476 yılında da yıkıldı.
Her bir vandal, bu yaşlı dünyamızda yürüyen cehennemdir.

533’te Bizans İmparatoru Justinianos, büyük bir ordu gönderdi de bunları tarihten sildi:
Bugün vandal terimi bile bu arkadaşlardan gelir.
Ülkeler silahla kazanılır, kalemler korunur.
Adaletin olmadığı ülkeler parçalanırlar.
Pkk gibi gayrinizami harp deneyen soytarı örgütler, hep kaybeder.
Adaletle korunmayıp, sınırları Lozan gibi çizilmeyen her toprak parçası,
toprak kalmaya mahkumdur.
27713883050_75657ac5ba_b
Sigmund Freud; insanın, çocukluktan gelen 2 nevrozuna dikkat çekerdi.
Hayat boyu baskılanan iki derin duygu:
1. Seks dürtüsü
2. Şiddet

Homo sapiens, kuyruklu, kıllı, memeli tür, yani insan denen hayvan,
bir topluma karışınca, seks ve şiddet dürtüsünü bastırır. Ne zamana dek?
Hayatında böyle kırılma noktaları, fay hatlarını kırana dek.

Bir doz Martin Luther King alalım:
“Sevgiye saplanıp kalmaya karar verdim. Nefret, taşımak için çok ağır bir yük.”

*

Yağmalanan mağazalar, lüks ürünlerle bezeli parlak camlar,
o ürüne kavuşunca hayatın güzelleşeceğine olan inancımız;
asla öyle olmayacağı gerçeği…
Her bir alışverişte “artık bu son” diye kendimize verdiğimiz sözler;
o yeni telefona ihtiyacımız olduğuna kendimizi inandırmamız;
o telefona ihtiyacımızın olmadığı gerçeği…
Renk renk peruklar takan, saçlarını boyatan kadınlar:
o özenin yarısını kafanın dışına değil de içine gösterseler
daha iyi yerlerde olacağımız gerçeği,
kabullenilen acı gerçekler,
acı hayatlar…

“İnsanlar, dünyanın onlara izin verdiği ölçüde iyidirler. İşler çığırından çıktığında, sözde medeni geçinen bu insanlar, birbirlerini yiyecek.” – Joker

Epıl mağazasını soyan vandallar:
Bazen risk aldığın için ölürsün, bazen de risk almadığın için…
Yakalansan ya ölecek, ya hapse gönderileceksin;
ama bir mucize olup yaşasan da sefalete atılacaksın.
Sevimli negro püsküğüt kardeşim.

Vitrindeki çantayı çalarak kapitalizmi yıkamayacağımız gerçeği,
içimizde hiç sönmeyen kinler…
Kapitalizm babalarının korunaklı sığınaklarında olması;
Rockefeller’in sıkı korunan, gizli yarımadada, denizin altındaki gizemli sarayı!

*

İsyankar Pink Floyd müzikleri mahvetti bizi.
Ama;
George Floyd’un ailesi güzel konuşma yaptı:
“Çıkardığınız olaylar onu geri getirmeyecek!”

İncil’le fotoğraf çekilen Turp, Lazarus’u, ölümünden 4 gün sonra dirilten İsa olabilir mi?

Bir yandan işsizlik, bir yandan virüs, bir yandan kötü muamele,
Amerikalıları sonunda patlattı. Macera dolu Amerika, özgürlükler ülkesi.
Özgürlük Anıtı’ndaki kadının bile fa*işe olduğu Amerika.

Arap Baharı
Domino taşları gibi devrilen,
Tunus, Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Cezayir, Ürdün, Yemen, Moritanya, Suudi Arabistan, Umman, Irak, Lübnan ve Fas’ta halk ayaklanmaları ve silahlı çatışmalar.
Bu ülkelerin çoğunun liderleri bugün ya hapiste ya mezarda.
Ülkeler kan gölüne dönüp parçalandı.
Biraz başa saralım:
14 Mayıs 1948’de Filistin’i ilhak ederek, bir plebisit dahi yapmadan kurulan İsrail’i incelersek daha iyi anlarsınız.

Kasedi biraz ileri alın:
1967 6 Gün Harbi…
Arap – İsrail Savaşları’nı inceleyelim.
Irak, Suudi Arabistan, Sudan, Tunus, Fas ve Cezayir İsrail’i ele geçirmeye kalkışmışlardır.

O gün İsrail’i devirmek isteyen ülkeler bir bir Arap Baharı’nda devrildiler.
İsrail’e dokunan yanıyor dostlar. Konya’nın yarısı kadar olan bu minicik ülke, nasıl böylesi kaoslar yaratabiliyor?
Neden küçücük Kıbrıs Rum Kesimi’ne kimse dokunamıyor?
Ermeni Diasporası…
Dünyayı yöneten, parayı kontrol eden Yahudi Diasporası ve para babaları İsrail vatandaşı da ondan. Hepsi birer radikal semitist de bu yüzden…

Ülkelere kaba kuvvetle özgürlük ve barış getiren Amerika’nın,
şimdi aynı şiddet kendisine uygulanıyor.
45723898564_3dea4e98f5_b
Doktrin: “Beyazlardan korkmam gerektiği söylendi, ama burda tüm suçları benim ırkım işliyor.” – 2Pac