strateji sözcüğünün kökeni yunancadır.
özgünü: strategos’tur.
anlamı: “savaş ve generallik” sanatıdır.

alelade bir taş yığınının binaya dönüşmesi ne kadar imkansızsa,
intizamdan mahrum bir insan sürüsünün de ordu olması mümkün değildir.

askerlerinin hayatı generalin elindedir.
bu sebeple, bu sorumluluğun yükünü taşıyabilmek için onun ruhen sağlam ve yıpranmaz
bir kabiliyette olması gerekir.
1. dünya savaşı’nda birçok önderin aniden ölümü, bu sorumluluğun ne kadar büyük
olduğunu gösterir.

napolyon’un mareşallerinden olup daha sonra danzig dukası nasp olunan, cesaret ve
kahramanlığı ile meşhur yaşlı lefebvre’e ait hoş bir hikaye vardı.
mareşalin dostlarından sivil bir kişi kendisinin, lüks evini, rütbe ve madalyalarını
kıskanırmış. bu kıskançlık yaşlı mareşalin nihayet canını sıkmış ve dostuna demiş ki:
“peki, mademki bütün bunlara sahip olmak istiyorsun, gel bahçeye inelim, orada 40
adım mesafeden senin üzerine 40 el silah atayım. kurtulursan, evimi bütün her şeyiyle
sana devretmeye hazırım.”
dostu bu teklife şüphesiz razı olmamış. mareşal de demiş ki;
“bundan sonra hatırında tut ki, ben bütün bu kıskandığın şeyleri elde edinceye kadar,
aynı mesafeden üzerime, birkaç yüz el silah atılmıştır.”

komutan edmund allenby’in askerlerini denetlemesinde bir fevkaladelik vardı.
sıcak ve tozlu çadırları dolaşması, ferahlık veren bir meltem tesiri yapardı.
arabasını bir süvari alayının önünde durdurur, subayların ellerini sıkar,
alelacele fakat hiçbir şeyi kaçırmayan keskin gözleriyle, genellikle bir tek bölüğün
atlarını denetler ve birkaç dakika sonra da yoğun bir toz bulutu içinde
gözden kaybolurdu.
dinç bir gövdesi, yorulmak bilmeyen gayreti, hançer gibi bakışları, keskin burnu,
etkili konuşma tarzı ve amirane davranışları, azim, irade ve demir disiplin
havası yaratırdı. allenby bir haftada, tüm birliklere, şahsiyetiyle damga vurmuştu.

“önceden hazırlanmış nutuklar, askeri savaş alanında cesur yapmaz, yaşlı askerler
bu gibi sözleri dinlemezler bile, acemi askerler ise, ilk silah patlar patlamaz
tüm bildiklerini unutur.

“öfke ve kızgınlık saçmak, bir generalin emrindekilerle arasındaki itibarı sarsmaz.
hatta bu tür sertlikler kendisinden beklenir bile. zira general, sert olmak
ayrıcalığına sahiptir. hatta bu gibi hareketlerine hayranlık duyanlar bile olacaktır.” – napoleon bonaparte

savaşta birinci silah insandır; zira gerçek işi yapan odur.
bu sebeple insanı en ufak ayrıntısına dek analiz etmeliyiz.
napolyon, strateji araştırmalarının dışında, insan gücünün savaştaki cilvelerine
ait derin bilgisi sayesinde yüksek mevkisine erişmiştir.
toulon kuşatması’nda henüz topçu subayıyken, bir bataryayı öyle tehlikeli bir mevziye
yerleştirmiş ki, bu topları kullanmak için asker bulamayacağı kendisine söylenmiş.
napolyon, derhal bataryanın üzerine ‘kahramanlar bataryası’ levhası astırmış,
an itibarıyla batarya tam mürettebatla savaşmıştır.
napolyon, bu savaştan sonra general rütbesine fırlamıştır.

eski bir avcı geleneğine göre, ata ahırdayken 10 bin dolarlık değeri varmış gibi
özen gösterilmeli, seferde üzerine binildiğinde ise 50 cent etmezmiş gibi
davranılmalıdır.

*

iskender, hannibal, sezar

iskender
“komutanı koyun olan aslan ordusundan korkmam,
komutanı aslan olan koyun ordusundan korkarım.” – büyük iskender

*

hannibal
normal nitelikteki askerler, bilineni seçmeyi bilinmeyene tercih ederler.
hannibal ise olağanüstü bir komutandı. bu nedenle askerlerini bataklıktan yürütmek
de dahil, daima en zor koşulları göze almayı tercih etmiştir.
“ya bir yol bulacağız ya da bir yol açacağız.” – hannibal

*

sezar
sezar, m.ö. 50 yılı aralığında rubicon’u geçtiğinde elinde yetersiz sayıda kuvvet
vardı. askerlerinin geri çekilme ihtimalini ortadan kaldırmak için, nehir geçmekte
kullanılan tüm teçhizatı yaktırdı.

*

cengiz, friedrich, napolyon

cengiz han
göçer atlı kavimlerin kurduğu ilk önemli imparatorluk, daha sonra da anadolu’ya
yerleşecek olan türklerin imparatorluğuydu. türkler m.s. 6. ve 7. yüzyıllardan
başlayarak, çin sınırlarından karadeniz’e kadar uzanan bir bozkır imparatorluğunu egemenlikleri altına almışlardır.

dünya tarihinde, cengiz han’ın gerçekleştirdiği seferler, mesafe olarak en uzağa erişenlerdir. hiçbir zaman bu kadar fazla toprağa bir kişi tarafından el konulmamıştır. cengiz han öldüğü zaman imparatorluğunun sınırları, büyük iskender’in ulaştığı sınırların 4, roma imparatorluğu’nun ise 2 katıydı. ve genişleme, henüz yeni başlamıştı!

cengiz han’ın, tıpkı napolyon gibi çağdaş bir ordusu, yeteneklerine göre paye verilmiş generalleri vardı. cengiz han da rütbeleri napolyon gibi, soy esasına göre değil,
cesaret ve savaşçılık kabiliyetlerine göre verirdi.

*

friedrich
prusya kralı büyük friedrich modern almanya’nın kurucusudur.

savaşı kaybetme pahasına taarruz etmeyi tercih ederim.
çünkü geri çekilme ve ürkek savunma daha tehlikelidir.
savunmadayken, ümitsizliğe düşen askerlerinin abandone olmasıyla toprak kaybedersin;
taarruz ettiğinde ise risk o kadar değildir; ayrıca toprak kaybetsen bile, kaybettiğin toprak senin dahi değildir. üstelik şansın yaver giderse parlak zaferler elde edebilirsin. gerilla savaşına karşı en ideal panzehir budur.

ormanlık ve dağlık arazide askerlerini katiyen fazla yayma.
çünkü bu yürüyüşlerinde müşküllerle karşılaşacak ve sık sık düşmanın pusu ve baskınlarına hedef olacaksın.

savaş sanatının en büyük sırrı ve akıllı bir komutanın en büyük başarısı, düşmanı
açlığa mahkum etmektir. düşmanı açlıkla yenebilmek, kahramanlık göstererek yenmekten daha kesindir.

küçük adamlar her gördükleri şeyi elde etmeye çalışırken, akıllılar sadece en önemlilerini seçerler. eski bir atasözü der ki:
“her şeye sahip olmak isteyen hiçbir şey elde edemez.” – anonim
dolayısıyla düşmanın asıl kuvvetlerini yenmeye çalış, diğer küçük kuvvetlerin kaçmasına göz yum. onları nasıl olsa avlarsın. biz aynı şeyi macaristan’da yaptık.
küçükten vazgeçip büyüğe taarruz ettik, büyük grup düşünce, küçük grup zaten kendiliğinden teslim oldu.

general, tıpkı platon’un “devlet”i gibi hayal mahsulüdür.
platon’un anlattığı cumhuriyet fantezisinde devlet, politikacı veya teknokratlar tarafından değil, bizzat filozoflar tarafından yönetilmelidir.
pek çok zeki lider, platon’un sistemini, yaşadığımız gerçek dünyada izlenebilecek mantıklı bir rehber olarak değil, belki de kusursuz bir dünyada gerçekleşebilecek bir idealist ütopya olarak görmektedir.

mükemmel bir general hayranlık duyulan bir kişi olabilir.
fakat onun da her insanın olduğu gibi zayıflıkları ve noksan tarafları olacaktır.
her insanı kusurlarıyla kabul etmemize rağmen, bir generalde pek çok meziyetlerin toplanmasını arzulamamız da abartı değildir. bu niteliklere hepimiz sahip olmak isteriz, ancak nadir kişiler bu yüce armağandan nasibini alabilirler.
bir general daima hakiki hislerini gizleyebilmeli, hem zihnen hem bedenen faal olmalı, daima ihtiyatlı davranmalı, çok mecbur kalmadıkça askerlerinin kanını akıtmamalı, her şeyden daima haberdar olmalı ve kendisi oyuna gelmeden, düşmanı aldatmaya çalışmalıdır. ve elbette çalışkan ve yorulmaz bir nefer olmalıdır.

dünyanın en mükemmel savaş planına da sahip olsan, eğer diline hakim olmazsan,
düşman onu kolayca öğrenecektir. plan, uygulanana dek tüm subaylardan gizli tutulmalıdır.
sana bağlılığına kefil olduğun generallere yazman gerekirse daima şifreli mesajlar kullan.
kendi subaylarını asıl amacınızın başka olduğuna inandır ve düşmanı telaşlandırmak için bu hazırlıkları yaptığını söyle. burada amaç, sır saklayamayan subaylardan, düşmana doğru sızacak bilgileri karmaşık hale getirmek ve düşmanın kafasını karıştırmaktır. gerçek planın da gizli kalmış oldu. yürüyüş planlıyorsan, gerçeği bambaşka bahaneler arasına gizleyerek hazırla ve son anda, aniden kendi planını uygula! sık sık taktik değiştirmen ve yeni entrikalar hazırlaman gerekir.
çünkü etrafın, ne düşündüğünü merak eden binlerce kulakla çevrilmiştir.

bir komutan askerlerine karşı gereğinde sert, gereğinde arkadaş gibi davranmalıdır.
onlarla sık sık konuşmalı, yemek pişirirken sohbet etmeli, bir ihtiyaçları olup olmadığı sorulmalıdır. tecrübesiz subaylara nazik davranmalı, güzel hareketleri methedilmeli, küçük arzuları yerine getirilmeli, dayanamayacakları işlere sürülmemeli, fakat konu hizmet olduğunda disiplin asla unutulmamalıdır! işini ihmal edenler azarlanmalı, gerekirse cezalandırılmalıdır.

eğer askerlerinin yapıcı önerilerine rastlarsan, o anda kendilerine bunu hissettirme fakat daha sonra, herkesin huzurunda bu öneriyi sana vereni ödüllendir. bu mütevazı tutum, o askerin kalbini kazanmanı sağlayacak ve etrafında fikirlerini özgürce sana açabilen dostlar bulacaksın.

şüphecilik güvenliğin anasıdır. sadece aptallar düşmanlarına güvenirler, ihtiyatlı kişiler asla.
general ordunun nöbetçisidir. sahip olduğun şeye çok dikkat etmeli ve onu asla felakete maruz bırakmamalısın. bir komutan savaş sona erince zafer sarhoşluğuyla, düşmanın cesaretinin tamamen kırıldığına inanır ve kendini güvende hisseder. bir başkası, kurnaz bir düşmanın yalancıktan yaptığı barış teklifini alınca kendini emniyette hisseder. bütün bunları değerlendirebilmesi için komutan kendisini düşmanın yerine koyup,
“onun yerinde olsam ne yapardım? nasıl bir plana ihtiyacım var?” diye kendi kendine sormalıdır.
bu planları hızla kağıt üzerinde uygula, yapılıp yapılmadığı ortaya çıkar. yapılamıyorsa derhal düzelt. bir saatlik ihmal ve gecikme, uzun bir çalışma sonucu elde ettiğin başarıyı silip süpürür.
daima düşmanın tehlikeli planları olduğunu farz et ve çareler bulmaya çalış.
fakat bu şüphecilik seni katiyen ürkek yapmasın. ihtiyatlı olmak iyidir, ama bir noktaya kadar.
benim daima uyguladığım ve faydasını gördüğüm bir kaideyi siz de unutmayın:
“eğer istirahat etmek istiyorsan düşmanını sürekli meşgul et!”
bu baskı, onların savunma ve teyakkuz düzenine geçmelerine yol açacak ve tüm sefer boyunca başlarını kaldıracak zamanları olmayacak.

savaşta entrikanın yeri çok önemlidir. bu, hedefe anayollardan varmaktan daha kısa ve güvenlidir.
hayvanlar içgüdüleriyle hareket ederler. fakat insan, zekası sayesinde sayısız çareler bulabilir.
entrikanın amacı, düşmana planlarını hissettirmeden, onu tuzağa çekmektir. eğer bir sefere çıkmayı planlıyorsan, askerlerini önce farklı yönlere yürüt, böylece düşman senin nerede toplanacağını kestiremez. bir şehri zapt etmeyi düşünüyorsan, kuracağın ordugahı öyle seç ki, düşman aynı zamanda birkaç şehri koruma tedbirleri almaya zorlansın. eğer düşman bir kanadını tahkim etmişse ona zayıf kanadından saldır. amacın stratejik bir mevkiyi ele geçirmekse, önce hedef saptırarak düşmanı değerli topraktan uzaklaştır. bu oyuna gelirse çok hızlı hareket ederek bu stratejik noktaları ele geçir.

düşmanı savaşa mecbur etmenin iki yolu vardır:
birincisi korkmuş gibi görünmektir. bu durumda onun kendine olan öz güveninden yararlanabilirsin.
çünkü düşmanın kendine olan bu güveni, emniyet tedbirlerini gevşetmesine ve ihmallerine yol açacaktır. bu taktik, friedberg muharebesi’nde tarafımızdan çok ustaca uygulandı.

eğer savaştan sakınmak istiyorsan, gecede istifade ederek, gizlice geri çekil.
bu, düşmanı hayal kırıklığına uğratır. seni takip ederse kanatlarından birine saldır.
eğer düşman çok kuvvetliyse ve ona saldırmaktan çekiniyorsan, kuvvetlerini dağıtmaya mecbur et.
bu sırada kendi birliklerin hep topyekün bulunsun. düşmanı, kuvvetlerini dağıtmasına öyle mecbur et ki, tehlike çanları çaldığında toplanacak vakit bulamasınlar. o zaman da tüm gücünle saldır! dönemin ünlü fransız askeri mareşal turenne’in 1673 yılı seferlerinin tamamını incele. o, bu tür taktiklerin en iyi rol modelidir.

pusu taktiklerin ancak küçük birliklere işler.
üç tür ülke vardır:
1. kendi vatanın.
2. tarafsız ülke.
3. düşman ülkesi.

1. kendi vatanın:
en güvenli kendi ülkende düşmana karşı koyabilirsin. çünkü bütün avantajlar seninledir.
halkın desteği de arkandadır. her şeyin üstünde, başarısızlığında, ülkenin işgal edileceği düşüncesi seni daha heyecanlı ve cesur yapar.

2. tarafsız ülke:
tarafsız ülkede dost kazanmak esastır. bu ülkede ne denli çok dostun olursa, işin de bir o kadar kolaylaşır.

3. düşman ülkesi:
eğer halk katolikse, katiyen dinden bahsetme. protestan ise ilgilenme. bu hususta papazlardan yararlan. eğer kullanmasını biliyorsan, din en tehlikeli bir silah olabilir.

kendine fazla güvenen bir generalin bozguna uğrama ihtimali yüksektir. savaş bir şans oyunu değildir.
pek çok bilgi, çalışma, tecrübe ve zekayla yapılan planlar başarıyı sağlayabilir. uygun şartı bularak ilk darbeyi vuranın büyük avantajlara sahip olacağı unutulmamalıdır.

yeteneksiz bir komutan, önüne konulan ilk tuzağa düşecektir.
bu yüzden, düşman hakkında bilgi sahibi olmak çok önemlidir.
eğer düşman komutanın zeka durumu ve karakter yapısını bilirsen, kullanacağın taktik için elinde iyi kozlar olur.
düşmanın en az umduğu taktiği kullanmak, en başarılı olanıdır.
eğer düşman, geçit vermediğini sandığı dağlara güvenerek ihtiyat tedbirlerini bırakmışsa ve sen de onun bilmediği bir yolu keşfetmişsen, sonuç onun için biraz sürpriz olur. düşman bir nehir geçidini tutmuşsa ve sen onun bilmediği başka bir geçit tespit edersen, rahatlıkla onu arkasından vurabilirsin. tarih, bu hususta sayısız örneklerle doludur.

eğer bir boğaya boynuzlarından saldırırsan, herhalde durumun pek parlak olmaz.
sebepsiz yere bir işi yapan kişi, ya aptal ya da delidir.
düşmanın sırtı bir nehre veya dar geçitlere bakıyorsa derhal saldır.
bir komutan ne kadar ihtiyatlı hareket ederse etsin, talihi ona bazı oyunlar oynayabilir.
çünkü savaşın gidişatına etki eden yüzlerce faktör vardır:
hava şartları
arazinin karakteri
subayların yetenekleri
askerlerin sağlık durumu
çok güvendiğin bir subayın vefatı
komutanın yaptığı hatalar
askerlerin moral bozukluğu
casuslarının ifşa olup öldürülmesi
subaylarının ihmalleri
ve en kötüsü son olarak da ihanet!..

tüm bu varyantlar daima göz önünde bulundurulmalıdır.

*

napolyon
napolyon çok özel bir karakterdir. onun stratejik dehası sınır tanımaz.
o, iskender, hannibal ve sezar’ın yaptığı savaşlarında toplamından daha fazla savaşmıştır.
avrupalı askerlerin en büyüğü olarak kabul edilir. o hiçbir zaman savaş sanatı ilkelerini ve
teorilerini kaleme almadı. fakat böyle bir niyeti olduğunu sık sık ifade etti.
onların ne denli basit olduğunu görünce de herkesin şaşıracağını belirtti.

onun bulduğu bu yeni akıncı taktiğin basit ancak hayati bir dayanağı vardı; düşmanlarının
dakikada 70 adımlık yürüyüş hızına karşılık, fransızlar 120 adım hızıyla yürüyerek savaşıyorlardı.
yürüyüş hızındaki bu temel fark, makine teknolojisi henüz ordulara kolaylık sağlayamamışken,
hızlı reaksiyon ve kıvrak ataklarla bir ordunun mobilitesini zirveye çıkarmıştır.

napolyon, toulon kuşatması’nda yüzbaşı rütbesi aldığında henüz 24 yaşında,
“italyan ordusu” komutanlığına general olarak atandığında ise 26 yaşındaydı.

napolyon’un ilkeleri
yürütülen ordu için üç büyük engel vardır:
1. bütün engeller içinde ordunun yürüyüşünü en çok güçleştiren çöllerdir.
2. daha sonra dağlar gelir.
3. nehirler ancak üçüncü sırayı alır.

bir taarruza başladığınızda, bunu sonuna kadar götürün.
geri çekilmede ne kadar başarılı manevralar yapılırsa yapılsın, askerin morali üzerinde olumsuz etki yapar. çünkü, galibiyet şansını düşmanın eline bırakmış olursunuz.
üstelik geri çekilme, en kanlı çarpışmalardan daha fazla can ve mal kaybına sebep olur.
yine unutmamak gerekir ki, muharebelerde düşmanın kaybı, en az sizinki kadardır.
ancak geri çekilenin kaybı hepsini geçer…

bir general daima kendi kendine, “şimdi düşman önden, yandan veya geriden görünürse ne yapmalıyım?”
diye sormalıdır. eğer cevap vermekte güçlük çekiyorsa, düzeninde bir bozukluk var demektir.
derhal hatasını bulup düzeltmelidir.

bir ordunun kuvveti mekanikteki momente benzer.
hızıyla ağırlığının çarpımı, bize ordunun gücünü verir.
enerjik olan ve hızlı yürüyen bir ordunun bu durumu, üstünlüğünü gösterir ve zafer şansını artırır.
eğer bir düşman ordusu her bakımdan üstün ise meydan savaşından imtina etmelisin.

birbirlerinden uzak olan ve irtibatsız kalan birliklerin harekata başlamaları büyük hatadır.
asıl kuvvetlerinden ayrılan bu birlikler ilk gün komutandan doğru emirler alırlar.
fakat diğer günler rastgele, içgüdüsel olarak hareket edeceklerdir.
düşman bu birliklerin hepsine ayrı ayrı saldırır ve gafil avlar.
bu durumda diğer birlikler de ezik birliğin yardımına koşamaz.

dağ savaşlarında taarruz eden taraf daima dezavantajlıdır.
bu savaşlarda değişik entrikalar kullanarak düşmanı üstünüze çekin.

savaşırken komutan daima ordusunun şan ve şerefini ön planda tutmalıdır.
kayıplar konusu bile ikinci plandadır.
geri çekilmelerde ordu hem şerefini kaybeder, hem de askerleri telef olur.
bu yüzden daima cesur olunmalıdır. cesur ve metin olan komutanlar zafere daha yakındır.
düşmanın istediğinin zıttına hareket etmek, başarının en yaygın kaidesidir.

bu yüzden düşmanın iyi tanıdığı savaş arenalarında çarpışmaktan kaçın.
tahkim edilmiş kale ve ordugahlara saldırma.
geri püskürtüleceğini düşündüğün pozisyonlarda ihtiyatlı davran ve saldırıya geçme.

kötü bir durumda olan sıradan general, üstün düşman kuvvetlerini görünce hemen geri çekilir.
halbuki yetenekli komutanlar, büyük bir azimle düşmanı karşılamak için hücum ederler.
düşmanı yavaşlatan ve bu duraklamadan istifade eden akıllı komutanlar durumu toparlayabilir,
manevra yapabilir, gece kazılan siperlerle de savunmalarını güçlendirebilirler.

savunma pozisyonundan hücum pozisyonuna geçmek savaşın becerikli operasyonlarındandır.
harekat hattından asla ayrılmamak bir kaidedir ama değişen şartlara göre bu hattı değiştirebilmek en başarılı askeri manevralardandır. bu sayede düşmanı yanıltırsınız ve bundan istifade edebilirsiniz.
iki ordudan biri çekilmeye zorlanırsa, bu geri çekilmeyi tek yönde yapmak zorundadır.
halbuki takip eden ordu, daha rahat ve özgürce istediği yöne hareket edebilir.
dolayısıyla sabit doğruda geri çekilen ordunun yanlarından vurarak zafer elde edilebilir.

savaşa karar verdiğinde tüm kuvvetlerine görev ver.
bazen bir tabur, tüm savaşın kaderini değiştirir.

*

feguieres, asla düşmanı mevzide beklememeni, direkt taarruz etmeni öğütler.
bence bu yanlıştır. savaşta sık sık istisnai durumlar ortaya çıkabilir ve düşmanı mevzide beklemek de bazen işe yarayabilir.

büyük bir gayretle savunulan bir kaleyi teslim almanın en iyi yolu, düşmanı tatlı vaatlerle ikna etmektir. aksi takdirde düşman, ölümü, onur kırıcı bir teslimiyete tercih edebilir.
iyi bir general, akıllı subaylar, astsubaylar, organizasyon ve sıkı disiplin, güçlü ordular üretir.
fakat vatan sevgisi ve namusunu müdafaa etme arzusu, muharebe alanındaki ordu gücünü zirveye çıkarır.
yetenekli subay ve astsubaylara sahip olmayan bir milletin iyi bir ordu kurması güçtür.

bir askerin en önemli özelliği güçlüklere ve yorgunluklara dayanabilmesidir.
cesaret bile bundan sonra gelir. daima askerine orduda kalmalarını teşvik et.
bunu, eski askerlere gösterdiğin saygıyla sağlayabilirsin.
onları kıdeme göre ücretlendir. yeni bir askere, eski askerle aynı ücreti vermen haksızlık olur.

esirlerden alınan bilgiler ihtiyatla değerlendirilmelidir.
çünkü en akıllı asker bile, düşman hakkında pek bilgi sahibi olamaz.
komutanlar planlarını son ana dek gizli tutarlar.
bu yüzden esir alınan düşman askerlerinin ifadeleri ile kendi casuslarından topladığın
verileri daima karşılaştır. bunlar aynı eksende buluşmuyorsa, iki katı tedbirli ol.

bir komutan, başkalarını sebep göstererek hatalarının sorumluluğundan kaçamaz.
üstlerinden gelen emre uyduğu için yenilgi tadan komutan, aynı şekilde ezaya müstahaktır.
son duruma göre itaat etmeyi reddetmeliydi.
hatta emri veren makam da itirazı inceleyip, gerekiyorsa emirde değişiklik yapmalıydı.

hükümdarın verdiği yanlış karar yüzünden savaşın kaybedildiğini varsayalım.
komutan hükümdarın emrine uymaya mecbur muydu? hayır.
eğer general böyle garip bir emrin risklerini sezebiliyorsa, bu emre uymayı reddedebilirdi.

bir generalin en büyük özelliği soğukkanlılığını koruyabilmesidir.
o zaman her şey gerçekte olduğu gibi ve gerçek oranlarda görünür.
böylece iyi veya kötü haberleri abartıp telaşa düşmez.

günler boyunca edinilen bilgi ve izlenimler hafızada intizamlı bir biçimde sıralanmalı ve en uygun yerlerini almalıdır. çünkü doğru muhakeme ve akıl yürütme, önce bu izlenimlerin kontrolünden başlar ve onların birbirleriyle doğru kıyaslanmasından ileri gelir.

başkomutanlar ordularını, kendi deha ve tecrübeleriyle idare etmeliler.
belki subaylar bazı konuları kitaptan öğrenebilirler.
fakat komutanlık, yalnızca eski komutanların deneyimlerini inceleyerek ve generalin kendi savaş tecrübesinden ileri gelir.
gustav, adolf, turenne, friedrich, iskender, hannibal ve sezar seferlerinde hep aynı kuralları uygulamışlardır.
birliklerinizi bir arada tutmak, grupta zayıf bir karın bırakmamak, stratejik noktalara seri taarruz; bunlar zaferi kesin kılan kaidelerdir.
ordularınızla kazandığınız şöhretin yarattığı korkuyla müttefikleriniz size sadık kalırlar.
fethettiğiniz milletler de size boyun eğer ve itaat ederler.

iskender, hannibal, sezar, gustav, turenne, eugene ve friedrich’in savaşlarını tekrar tekrar okuyun.
onları kendinize örnek alın. bu, büyük bir general olmanın ve savaş sanatının sırlarını ustaca
öğrenmenin tek yoludur. ve bu büyük komutanlarınkine uymayan tüm öğütleri reddeden, berrak bir zihne kavuşacaksınız.

büyük bir generalin tüm özelliklerini bir kişide görmek istisnadır.
büyük bir generalin başarıları asla tesadüfe ve şansa mal edilemez; onlar daima isabetli hesaplamaların ve onun dehasının bir sonucudur.

ürkek ve mütereddit bir komutan daima kendini rakibinden aşağı görür. beceriksizlik ve kararsızlık onu felakete götürür. düşmandan korkan ve onun etkisinde kalan bir generalin verilecek emri yoktur. onun emirlerine uyan herkes de suçludur.

bir kuşatma muharebesinde maharet, ateşi tek bir noktada toplayabilmektir. becerikli bir komutan, savaş başlar başlamaz becerikli bir komutan derhal ve umulmadık bir topçu ateşiyle bu noktalardan birine ateş toplar ve sonunda mutlaka başarıya ulaşır.

savaş, sonuca etki edecek tesadüflerle doludur. bir general savaş prensiplerine sadık kalsa bile, bu tesadüflerden istifade etme fırsatını gözden uzak tutmamalıdır. bu dehanın işaretidir!
savaşta istifade edilmesi gereken tek büyük fırsat vardır. en büyük sanat da o anı yakalayabilmektir.
savaşın bitimine kadar elinde savaşa sokmadığı kuvvetleri bulunan bir komutan daima kaybetmeye mahkumdur. eğer işe yarayacaksa, en son adamını da savaşa sokmalıdır. çünkü kesin zaferden sonra artık önünde önemli bir engel kalmamıştır. sadece prestiji, muzaffer ve muvaffak komutana yeni başarılar kazandıracaktır.

savunma muharebesi asla taarruzu ihmal edemez.
savaş sanatının ilkelerine göre düşman ordusunun bir kanadını kuşatmak için ordunuzu
parçalamalısınız.

bir ordu, senenin her mevsiminde, iki askerin ayak basabileceği her yere yürüyüş yapabilir.
bütün büyük komutanlar, zaferlerini savaş sanatının değişmez prensiplerine uyarak kazanmışlardır.
onlar asla savaşı, gerçek bir bilimden ayrı tutmamışlardır. bu yüzden onlar bizim için çok değerli örneklerdir. bir kişi ancak onları taklit ederek onlara yaklaşmayı hayal edebilir.
kara savaşlarında genellikle deniz savaşlarından daha çok zayiat olur. donanmadaki asker sefer boyunca ancak bir kez dövüşür, fakat karadaki askerler her gün dövüşmek zorunda kalabilir. denizci asker, denizin zorlukları ne olursa olsun karadaki askerden daha az eziyet çeker. denizci asker hiçbir zaman aç ve susuz değildir. her zaman yatacak yeri, mutfağı, reviri ve eczanesi vardır. disiplinin sağlandığı, temizliğin, tecrübenin ve sağlıklı kalmanın bütün yollarının keşfedildiği ingiliz ve fransız donanmalarında, kara ordularından daha az hastalıkla karşılaşılmıştır. savaşın tehlikelerinin yanında, denizciler fırtınanın risklerini de göze alır. fakat denizcilik öyle ilerlemiştir ki, bu tür tehlikeler, karadaki halk ayaklanması, suikastler, düşmanın yaptığı ani baskınların yanında oldukça hafif kalır.

bir donanmayı komuta eden amiral ve bir orduyu komuta eden general farklı özelliklere sahip olmalıdır. birisi bir orduyu idare edecek özelliklerle doğmuştur. halbuki bir donanmayı idare etmek ancak tecrübe ile mümkündür.

bir amiralin durumu çözmesi için zihnini yorması gerekmeyebilir. o, düşmanın nerede olduğunu ve gücünü bilir. bir general hiçbir şeyi kesin olarak bilemez, düşmanını net olarak göremez.
amiralin böyle şeylere kafa yorması gerekmez, arazide keşif yapmasına, yörenin topografik şartlarını muhakeme etmesine lüzum yoktur. okyanuslar ve denizler daima su ile dolu ovalardır. Sadece hava durumu ve fırtınalar onu ilgilendirir.

askerlik şerefi muhafaza edilmelidir; en ufak bir ümitsizlikte dahi teslim olmayı düşünmek mazeret sayılamaz. pozisyonu ümitsiz olan her komutan teslim olsaydı, hiçbir savaş kazanılamazdı. tarih, tamamen ümitsiz görünen durumlarda dahi yine de bir çıkar yolun bulunduğu örneklerle bezelidir.

değişmez ilke şudur: arkasında düşmanı hisseden, önündekiyle savaşamaz.

savaş, fiziksel bir hareket gibi görünse bile ona bu güdümü veren akıl ve zekadır.

rakipler arasında güçler eşitse, çıkmaza giren bir savaşın ortasında yapılan bir barış,
savaşın sonunda ordular harap olduktan sonra yapılan barıştan daha iyidir.
bkz. pirus zaferi…

eğer bir ulus kendi kıyılarına sahipse ve denizlere de hakimse o ulusun direnç gücü birkaç misli artar.

dağlık ve ormanlık bölgelerde yaşayan insanlar, dünyanın her yerinde çok savaşçı bir karaktere sahip olurlar.
napolyon’un en ünlü generallerinin komuta ettiği fransız ordusu ispanya’da,
amerikan ordusu vietnam’da; birincisi dağlık bölgelerde, ikincisi ormanlık alanlarda perişan olarak yenilmişlerdir.

askeri konuşma sanatı basit ve özlü sözlerden oluşan kısa bir nutuk olmalıdır.
bazı generaller ise sessiz ve soğukkanlıdırlar.

normal yetenekte bir komutanın ordusu başarılara kavuşabilir.
iyi bir generale bağlı kötü bir ordu da muzaffer olabilir.
ancak generalle ordunun üstünlüğü mükemmelen bir araya geldiğinde, eşi benzeri bulunmayan başarılara imza atılabilir.

maalesef tarih, her yetenekli kişiye adil davranmaz.
kafası az çalışanlar daima kıskanç olup, kendi çevrelerine yeteneği kıt tipleri toplarlar.
çünkü zeki ve kabiliyetli insanları yönetememekten korkarlar.

yüksek komuta yeteneği sadece doğuştan gelir; dehanın yeteneği karakterinde gizlidir.

işgalci daima üstünlük kompleksi içindedir. bu nedenle işi aceleye getirmeye çalışır.
savunan taraf ise, aksine düşmanı bitkin kılmak ve yıpratmak için işi erteleyerek sabırla savaşır.

düşmanın kanatlarına yapılan taarruz manevraları, onu mevzisini değiştirmeye zorlar.

düşmanın en az umacağı hareket tarzı seçilmelidir.
nihai savaş planı, saldırı anına kadar düşmandan gizlenirse başarı ihtimali artar.

tıpkı düşman gibi düşünmek savaşın en önemli unsurlarındandır.

birisi çıkıp da, savaşın kural ve ilkelerinin olmadığını söylerse, ona acıyın ve dünya savaş tarihine geçmiş şu özlü sözle yanıt verin:
“prens eugen’in emir ve komutası altında yirmi sefere katılan bir katırın, ilk savaştaki taktik bilgisi ne ise sonuncuda da aynıdır.” – II. friedrich

*

jomini’nin napolyon analizleri enteresandır:
“napolyon, kendi dehasının sonsuz olduğu fikrine saplandı. oysa insan zekası ve gücü sınırlı olmakla birlikte, harekete geçirilen kitleler büyüdükçe, doğanın değişmez yasalarının ordunuza olan baskısı artacak, siz onları daha az yönetme imkanına sahip olduğunuz için kontrolünüzü kaybedeceksiniz. işte napolyon bu yüzden şan ve şöhretin doruğundan en dibe batıverdi!” – antoine henri baron de jomini

“savaşta her şey çok basittir, ancak en basit şey çok zordur.” – clausewitz (üstün komutan klozeviç)

“akıllı olmak daha fazla algılama yeteneğine sahip olmak değil, en karşı konulmaz hislerin ve duyguların karşısında dengeyi koruyabilmektir.” – clausewitz

“fiziki güçler kılıcın tahta sapı, manevi güçler keskin ağzıdır!” – clausewitz

toplumların birbirinden farkını sağlayan şey topografya ve kültürlerdir.
bir insan ne kadar zeki olursa olsun, onu diğerlerinden asıl ayıran faktör içgüdüleridir.

*

yüzbaşı adolf von schell’in günlüklerinden:
“psikoloji ‘ruh bilgisi’ demektir, kendimizinkini bilmediğimiz bir durumda başkalarının ruhları hakkında da konuşamayız. bir insanın bir olaya vereceği tepkiyi asla bilemeyiz. askerlerimizi empatinin gücüyle çok iyi tanımak zorundayız. çünkü onlar canlı insanlar olarak savaşta sırt sırta dövüşmek zorunda olduğumuz eşsiz varlıklardır. tüm zamanların en efsane komutanlarının tamamı, askerlerinin ruhları hakkında derin bilgiye sahipti.”

insan bilgisi iki nedenden dolayı zordur:
1. kitaplardan öğrenilemediği için.
2. bireyin tepkileri, barışta ve savaşta birbirinden farklı olduğu, değiştiği için.

çok iyi tanıdığımız bir insanı bile savaşta tanımak imkansızdır. çünkü insan aynı kalmaz, değişebilir. o bir makine değil, kompleks bir ruha sahip bir canlı. askerlerin her biri farklı tepki gösterir, bu yüzden her birine ayrı şekilde yaklaşılmalıdır. her olayda, kişinin değişen tepkisine ayak uydurarak çözümler bulunmalıdır.

günümüzün çağdaş savaşlarında yüksek rütbeli komutanlar cephenin gerisinde konuşlanırlar ve askerin çoğunluğu onları göremez. askerin psikolojisini anlama ve onu etkileme görevi ast komutanlara düşer.

bir komutanı en zorlayan şey, düşman ateşi altında sessizce yatmak ve dinmesini beklemektir. mermi yağmuru altındaki asker kendisine isabet edecek mermiyi beklerken zaman onun için bir türlü akmaz. abandone olur, kendisini yalnız ve terk edilmiş hisseder!

düşman ateşi altında bekleyen askerin işi zordur. asker kendisini kör talihe teslim olmuş hisseder.
askerler uzun süre savunmada bekledilerse, onları özel bir neden olmaksızın onları devriye görevine çıkarın. hareket halinde olmak, onlar yüksek öz güven duygusu kazandırır.

korktuğumuz başımıza geliyordu. ruslar, avusturya bataryasına ağır topçu atışlarıyla ateşe başladılar. beş atıştan biri, kaldığımız sundurmanın yakınlarına düşüyordu. geceye kadar bir yere hareket edemezdik. top mermileri her yanımızdaydı. askerlerim çok sinirliydiler. birkaçı sudan sebeplerle izin istedi, hiçbirisine vermedim. belli ki emniyetli bir yere geçmek istiyorlardı. nevroz (sinirce) had safhadaydı. aniden bir top mermisi yıldırım gibi önüme düştü, fakat patlamadı. kaynamaya hazır bir çaydanlık gibiydik. aklıma bir fikir geldi. bölük berberini çağırdım. sandalyede arkam cepheye dönük olarak önüne oturdum ve saçlarımı kestirmeye başladım. hayatımın en rahatsız saç tıraşıydı. başımızın üstünden geçen her top mermisinde eğiliyordum ve saçlarımdan birkaç kıl makasa takılıp yırtılıyordu. fakat bu cesaretimin etkileri göz alıcıydı. askerlerim, ‘bölük komutanı bu kadar rahatsa durum pek de kötü değildir,’ diye düşünerek kendilerini daha emniyette hissettiler. aralarında eski sohbetler harlandı, birkaç fıkra anlatıldı, şarkılar söylendi, iskambil oynayanlar bile oldu. birkaç dakika sonra dibimize düşen top mermisiyle iki askerimiz yaralandı. buna rağmen artık hiç kimse top mermilerine eskisi kadar aldırış etmiyordu.

dünya savaşından önce askerlere, savaşta karşılaşacakları güçlüklere karşı nasıl davranmaları gerektiğinin öğretilmesi ya az düşünüldü ya da hiç düşünülmedi.

bazen askerler, düşmanı göremediklerinde bile boşluğa ateş edebilirler.
bozuk psikolojilerinin ve gerginliklerini atmanın yegane nedeni bu ateştir.

kıdemli askerler kendilerini genç ve acemilerin öğretmeni olarak görüyor, onların üstünde bir sorumluluk duygusu hissediyorlardı. askerlerimizin yalnızca dörtte birinin tecrübeli erler olmalarına karşın, tecrübeli askerlerin etkileri tüm birliğe deneyimli asker kazandırmaya yetti.

savaşta ‘baskın yapmak’ hayati bir konudur ve bunu sağlamak için elinizden geleni yapmalısınız.

barıştaki çalışmalarda her şey tamdır. kadrolar dolgundur; herkesin haritası, pusulası vardır; uzun, şık emirler hazırdır.
savaşta ise tam tersidir. hayal edemeyeceğiniz durumlar ortaya çıkar.
barışta ilkokul taktikleri uygularız.
savaşta ise liseden daha ileri bir seviye vardır.
her asker bilmelidir ki savaş, sürekli değişen, beklenmedik, şaşırtıcı ve karmaşık durumlarla doludur.
sadece geçmiş savaşları okumakla da general olunmaz.
eğer öyle olsaydı, en iyi tarih profesörü en üstün general olurdu.

*

9’uncu bölük komutanı, karanlığın örtüsünden yararlanarak, ruslara yaklaşmayı denedi. 20 askerle birlikte sürünerek bataklığa girdi. rus dikenli tellerinin sınırına kadar geldiler. fakat tel örgüyü keserlerken yaylım ateşi başladı. makineli tüfek harika konuşlandırılmıştı ve bu mesafeden ona ateş etmek imkansızdı. siperlerden mermi seli akarken, almanlar kendilerini yere yapıştırmalarına rağmen, mermiler kafalarını sıyırıp geçiyor, arkadaki bataklığa saplanıyordu. başlarını bir santim kaldıranlar anında öldüler. diğerleri ümitsizce, elleriyle, dizleriyle, hatta ağızlarıyla toprağı kazıyorlardı. neyse ki alman hattı da rus ateşine karşılık vermeye başladı. fakat bu sefer de bizim küçük grubumuz, düşman ateşi ile dost ateşinin arasında tenis filesi gibi kalmışlardı.
geceyi rus makineli tüfeklerinin dibinde, sessiz, hareketsiz ve mutlak ölümü tevekkülle bekleyerek geçirdiler. askerler için böyle bir gecenin nasıl bir sinir testi olduğunu hepiniz tahmin edebilirsiniz. bunu ancak tehlikeyle yüz yüze gelmiş ve elinden hiçbir şey gelmemiş olanlar anlayabilirdi.

osmanlı imparatorluğu neden parçalandı?
cevabı basitti:
kötü bir askeri strateji. çünkü insan kaynağı ve ülkenin ekonomik gücünü hesaba katmadan, geniş coğrafyalara dağılmış, asıl hedefin ne olduğu belli olmayan savaşlara sürülmüş ordular için yenilgi kaçınılmazdır.

gerçek: milletler arasındaki farklı nüfus artışıdır.
teori: devlet biyolojik yasalara bağlı bir organizmadır.
anlamı: nüfusu artan, büyüyen bir millet genişlemek zorundadır.

hitler’in teorisi:
“küçük topraklarda yaşayan kalabalık milletlere karşı zafer, daha kolay kazanılır. topraklar büyüdükçe devlet, ufak taarruzlara karşı nispi oranda korunmuş olur. devlet topraklarının büyük oluşu özgürlüğün ve bağımsızlığın daha kolay korunmasına yol açar.”

*

“savaşta başarıyı sağlayan altın değil, askerdir…
çünkü altın sayesinde iyi asker bulmak imkansızdır, ama iyi askerler sayesinde altın bulmak hiç de zor değildir.” – machiavelli

“şayet bir general muharebeyi kazanmışsa, yapılan bütün hataları ve kusurları görmezden gelinir.” – machiavelli

iyi bir ordunun temel iskeleti disiplinden ibarettir.
iyi düzen askerleri yiğitleştirir, bozuk düzense korkaklığa iter.
disiplin, cesaretten bile etkilidir ve fiziki kuvvete galip gelir.
pek az kimse doğuştan cesurdur, ama intizam ve disiplin pek çok kimseyi cesur kılabilir.

doktrin: “devlet, özgür adamların birliğidir. kaçarak özgür olunmaz!” – osman pamukoğlu