İnanç Nedir?
1. Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma.
2. Birine duyulan güven, inanma duygusu.
3. İnanılan şey, görüş, öğreti.
4. Tanrı’ya, bir dine inanma, akide, iman, itikat.

Neden bir şeylere inanmak zorundayız? Yani ben, bundan sonra hayatım boyunca inanç duyumu daha az kullansam ne kaybederim?

*

Soyları yaklaşık 28 ila 35 bin yıl önce tükenmiş olan Neandertallerin, geniş kafatasındaki farklı beyin şekli dolayısıyla modern insandan zeki olduğu düşünülüyordu. İlk olarak dünyada karşılaştığı her farklı doğa olayına insan, tanrı olarak yaklaşmıştır. Gündüz güneş, gece ay, yağmurlu günlerde gökte parlayan şimşekler…

Paganlar: Genel olarak çağdaş paganlar birçok tanrı ve tanrıçanın varlığına inanır. Pagan terimi çok geniştir ve şu isimleri de kapsar:
Paganizm, politeizm, şamanizm, animizm, panteizm ve panenteizm gibi. Tek tanrılı İbrahimî dinlerden önce çok tanrılı Paganizm yaygındı. Yani insan her zaman inanacak bir şeyler bulur. Hiçbir şey olmasa, hiçbir şeye inanacaktır. Yani nihilizm, hiççilik, yokçuluk. Bu da başka bir maceranın konusu…

*

Belki de tanrı insanı değil, insan tanrıyı yarattı…

Türbülansa girip düşme tehlikesi yaşayan bir uçakta, pilot ölmek üzere inişe geçildiğini anons ettiğinde, neden tüm dindar yolcular Hawaii Adaları’nda tatil kazanmış gibi havaya sıçramıyor? Dindarlar ölümle karşılaştıklarında herkes kadar korkar? Bunun nedeni, inandıklarına tam olarak inanmamalarıdır. İnanırlar, ancak olduğuna inandıkları bir şeye inanırlar, olan bir şeye değil! İnançlarına inanırlar. Bu bir paradoks…

“Dinler ateş böcekleri gibidir; parlayabilmek için karanlığa gereksinim duyarlar. – Arthur Schopenhauer

*

Bir insan sarhoşlukta gerçek bilgeliğe, bunu alkol aldıktan sonra değil de önce düşünerek ulaşabilirse, evlilikte de gerçek bilgeliğe, o kişiyi evlenmeden önce iyi tanıyarak ulaşabilir. İnsanları tanımak mümkün mü? Kolay bir cümle…
Dünyada Japonlar ‘arkadaş’ dediği birisine ‘dostum’ diyerek güvenmek için 9 sene bekliyor. Türkler ise 9 dakikada güveniveriyor.

*


Test

Bir üniversitede 4 genç üzerinde inceleme yapılıyor. İki erkek, iki kız bira içip koyu bir sohbete tutuşuyor. 1 saat geçtikten sonra çakırkeyif oluyorlar. Artık daha rahat gülüyorlar, birbirlerine temasları sıcaklaşıyor. 1,5 saat geçti, 3. biralardan sonra artık kahkahalar havada geziyor. Asıl can alıcı kısım şimdi başlıyor:
Sadece iki kişiye verilen biralarda alkol vardı. Diğer iki kişinin birası ise alkolsüz. Oysa tüm grup eşit oranda sarhoş oldu…

İnanmak istediler… İçtikleri için sarhoş olmadılar; sarhoş olmak için içtiler.


Plasebo etkisi:

Farmakolojik (canlı organizmadaki ilaç etkileri) olarak etkisiz bir ilacın telkine dayalı bir etki yaratma halidir.

Şamanlar:

Ruhlar, tanrılar ve insanlar arasında bağlantı kurarlardı. Hastalıklara çare bulduklarından, eski devrin doktorlarıydılar. Otlardan oluşan ilaçları insanlara içirirken, büyü yoluyla iyileşmelerini sağlarlardı. İyileşeceğine inanan insan beyni, evrimsel süreçte plasebo etkisini geliştirmiştir.
Hikaye
Aynı odada yatan bir kalp hastası, bir de yatalak hasta vardır. Yataklardan biri pencere kenarında, diğeri duvar dibindedir…

Pencere kenarında yatan kalp hastası sabahtan akşama kadar, pencereden dışarıya bakıp seyrettiklerini pencereden uzak ve bir şey görmeyen, aynı kaderi paylaşan hasta arkadaşına anlatır durur:


“Bugün hava güneşli, karşımızda bir park var ve orada çocuklar neşeyle oynuyorlar. Yaşlı adam torununa kırmızı bir balon aldı. Çocuk balonu elinden kaçırdı. Bak nasıl da koşuyor. Eyvah arabanın altında kalacak. Araba aniden fren yapıyor… Neyse ki son anda kurtuldu. Koşarak yemyeşil parka girdi… Kuşlar, çiçekler ve ağaçlar öyle güzel ki…”


Pencereden uzak hasta birkaç kere pencere kenarına geçmek ister ama diğeri buna izin vermez. İki hastanın diyaloğu böyle günlerce sürerken, pencere kenarındaki hasta bir kalp krizi geçirir… Pencereden uzak yatalak hasta bilerek düğmeye basıp hemşireyi çağırmaz ve arkadaşının ölümünü izler. Arkadaşı ölürse pencere kenarına geçip renkli dünyaya yolculuk edecektir.


Ertesi gün pencere kenarındaki kalp hastasının cenazesini odadan çıkarırlar. Duvar dibindeki hastayı pencere kenarına taşırlar. Beklediği an gelmiştir artık. Birden perdeyi çeker ve neşeyle dışarıya bakar! Pencereden görünen sadece kapkara bir duvardır!

Evet, aldatılan birisi. Keşke hepimizin aldatılma hikayesi bu kadar masum olsa…

*

Aldatmak isteyen biri her zaman aldatılmayı bekleyen birini bulur. VI. Alexander yaşamı boyunca hep insanları aldattı. Kafasını hep buna yoruyordu. Onun kadar harika vaatlerde  bulunup da bunları yerine getirmeyen birine daha rastlanmamıştır. Buna rağmen hep başarılı oldu. Çünkü sanatını mükemmel icra ediyordu.

Kandıran ve kanan insanlar… Dünya döndükçe hep var olacaklar.
Araştırmalarıma göre bunun nedenleri:
Kişi sizi sizden iyi tanır ve zayıf yönlerinizi tespit eder. Hepimizin zaafları(düşkünlük, irade zayıflığı) vardır. Onlar, zaaflarımızı bizden iyi bilirler.

Örnek: Siz saygıdan çok etkilenen birisiyseniz…
Bu kişi, paranızı kullanmıştır. 
Ona sunduğunuz imkanları kullanmıştır.
Mallarınızı kullanmıştır.
Yiyip içmiştir.
Sizin sırlarınızı toplamıştır.
Asla saygıda kusur etmemiştir.
Kırmızı çizginizi geçmemiş, fakat o alana kadar istediği gibi at koşturmuştur.

Zayıf yönlerinizi insanlara göstermeyin. İşleri bitince sizi onlarla vurabilirler.

*

Neden kolay kanarız?
Tanıştığımızda başkalarına salt kendimizi anlatmıyoruz. Ya olmak istediğimiz kişiyi ya da onun bizi sanmasını istediğimiz kişiyi anlatıyoruz. İnsanlar zaten inanmaya ve güvenmeye yatkındır…

İnsan, yalan söylemeye ve saklamaya da çok meyilli bir varlık. Şu an sen içinden geçenleri bana anlatabilir misin; gerçek düşüncelerini?.. Sadece benimle ilgili değil, hayatla ilgili. Konuşamazsın yani… Bunların büyük kısmını hep saklamak ve perdelemek zorundasın. Beyin, tüm bunları aynı anda hesaba katabilecek kadar kıvrak bir organ. İnsanlar Ay gibidir. Dünya’ya gösterdiği aydınlık ve göstermediği bir karanlık yüzü vardır.

*

İnsanları kandırmak, kandırılmış olduklarına ikna etmekten kolaydır. Çünkü inanmış bir kere!.. İnanmış birini ikna edemezsiniz. Çünkü bağlılığı kanıta değil, kandırılmaya duyduğu köklü inanca dayanır.

Din: İnanç.

Fanatizm: Bağnazlık, kör inanç.
Safsata: Boş, temelsiz, asılsız söz.

*

Batıl İnanç Nedir?
Doğaüstü olaylara, gizli ve akıl dışı güçlere, kehanetlere aşırı derecede bağlı boş inanç, batıl itikat…

     – Merdivenin altından yürümenin şanssızlık getirmesi.
     – Ayna kırmanın 7 yıl uğursuzluk getirmesi.
     – Fransa’da aynı kibritle üç kişi sigara yakarsa en genç olanın öleceği.
     – Demek yanan kibriti g*tünde söndürünceyse hastanelik oluyorsun.

*

Aslında şeyh uçmaz; onu müritleri uçurur.
Siz kandırılmak istiyorsunuz…

Örneğin şu cin çağırma seanslarında kullanılan fincan. Yahu neden birinin eliyle dokunduğu bir fincan hareket etmeli ki? Yani bu uhrevi varlığın gücü tüm evi havaya kaldırmaya yetmiyor mu?
Dabbe Serisi (6)
Siccin Serisi (5) 

Adamlar 67 bölüm korku filmi çekti hiç kimse çarpılmadı. Ne güzel eylence… Gör g*tüm yolları, iç soğuk suları…

*
Mesela biz, inanmamayı davranışlarımızın temeli yapsaydık, sonuçta nasıl bir yaşantımız olurdu?

Doktrin: “İnsanlara hayatlarını ahmaklığa adadıklarını söylemenin kibar bir yolu yok.” – Daniel Dennett