1. Evlilik

Journalist:
Merhaba. Bizi kırmadınız. İkinci röportajınız için teşekkür ederim.
Baran: Ben etmem.

Journalist: Sanırım moraliniz bozuk. Bu yüzden,
programıma sizin çok sevdiğiniz bir konuyla başlamak istiyorum: Evlilik!
Baran: Beni can evimden vurdun bak. Öyle duygusallaştım yine…
Evlilik güzel bir şey ama kimseye önermem.

Journalist: Neresi güzel?
Baran: Evli olduğunuz zaman ikinci bir kişiyle evlenemiyorsunuz.
Bence bu harika bir şey! Sizi ikinci bir evlilikten koruyor.

Jurnalist: İlginç bir bakış açısı…
Geçen bir bültende rastladım, ülkemizde boşanma oranları pek yüksek.
Baran: Zaten bu boşanmaların tek sebebi evlilikler.
Anton Çehov iyi demiş:
“Evlenmek için hiçbir vakit geç değildir.
Ben kırk sekiz yaşında evlendim.
Geç kaldığımı söylediler.
Ne geç kaldım, ne erken.
Hiç evlenmemeliydim.”

2. Teklif
Jurnalist: Sizce teklif nedir?
Baran: Bir teklifin reddedilemez olması için, ciddi bir bedelle taçlandırılması gerekir.
taçtaki en büyük elmas gibi karşı konulamaz olmalıdır.
Verilen para, kişiye asla cevap hakkı tanımamalıdır.
Kurbanın “hayır”ın cazibesine kapılıp özgürlüğü seçme yolu, ancak böyle tıkanabilir.

Jurnalist: Bu gerçekten işe yarıyor mu?
Baran: Elbette. Neden yaramasın?

Jurnalist: Yakın zamanda bunu denediniz ve işe yaradı mı?
Baran: Yaramadı!.. Ama söz güzel, bir gün yarayabilir.

Jurnalist: Yakında deneyip başarısız olan bir deneyimi neden paylaşıyorsunuz?
Baran: Çünkü mevcut başarımı onlara borçluyum.

3. Başarı
Jurnalist: Peki başarı nedir?
Baran: Başarını, uğrunda nelerden vazgeçtiğinle ölç!

Jurnalist: Pirus Zaferi için de aynısını söyler misiniz?
Baran: O tamamen farklı. Kral Pirus savaşı kazanır.
Ordusunu ve 50 savaşçı filini kaybeder.  Geriye 3-5 sefil asker kalır.
“Pirus Zaferi” yenilmeye mahkum galibiyetleri anlatır.
Başarısız bir başarı: Oksimoron.

Fakat başarıları da başarısızlıklara borçluyuz.
Hiç düşmemiş bebeğe yürümeyi öğretemezsin.
Sokakta kaybolmamış çocuk, evini nasıl bulabilir?
Bir silah, mükemmel vuruş yeteneğini ilk atışta karşılamak zorunda olsaydı,
dünyada hiçbir silah geliştirilemezdi.

Bazı şeyler için deney yapılmaz:
“Güneş doğudan mı, batıdan mı doğar?”
– Doğudan doğar, batıdan batar.

“Sokak lambaları gündüz mü gece mi yanmalı?”
Gece yansın, gündüz söndürün.
“Tamam abi.”

“Yağmurda yürürsek ıslanır mıyız?”
– Şemsiye almazsan ıslanırsın. Kıç arana su kaçar.

Jurnalist: Fakat bizi başarıya ulaştıran şey tekrar değil midir?
Baran: Bak inatla bu soruyu yöneltip morelimi sinirlendiriyorsun?
Şapkadan tavşan çıkmayacak, merak etme.

The Beatles Grubu’nun gitaristi George Harrison stüdyoya girer:
İlk kayıt sonrası aranjör,
“Mükemmel oldu” der; yeni kayda geçerler.

Harrison istemez ve
“Kötü mü oldu ki yenisini yapacağız?” diye sorar.
Aranjör,
“Hayır çok iyi oldu, ama elimizde yedek olsun” der.

Harrison, “Ya daha kötüsünü yaparsak?” der.
“Hayır, eskisini kullanırız o zaman.”

“Eskisi mükemmel mi oldu ki?”
“Evet” der Aranjör.

Harrison, “İyi öyleyse, onu kullanın” diye çıkışır.
Aranjör, “Denemeden bilemeyiz… Ama eskisi mükemmel oldu.” diye kendini savunur.

Harrison, şu harika salvoyu yapıştırır:
“Ya yenisi de mükemmel olursa…

4. Otomobil
Jurnalist: Otomobil nedir?
Baran: Bill Gates, ComPex bilgisayar fuarında şu açıklamayı yapar:
“Volkswagen, teknolojisini bizim kadar geliştirseydi, 25 dolarlık araç, tek depoyla bin km gidebilirdi.”

Volkswagen Ceosu şu yanıtı verir:
“Microsoft araba yapsaydı,
– Hava yastıkları açılmadan önce “Emin misiniz” diye sorardı.
– Araba aniden kilitlenir ve kapıyı açıp, tek elle anteni tutup, aynı anda marşa basmadan blokaj çözülmezdi. (Ctrl+Alt+Delete)
– Microsoft her yeni otomobil çıkardığında, müşterilerin araç kullanmayı baştan öğrenmeleri gerekirdi.

*

İyi atışma. Microsoft’la ilgili bir fıkrayla taçlandırayım:
Helikopter Seattle’da uçarken iletişim sistemi arızalanır. Pamuk gibi bulutlardan pilot yönünü bulamaz.
Yüksek bir binanın etrafında dönerken elinde “NEREDEYİM?” yazan dev bir pankart tutar.
Binadakiler başka pankartla pilota “HELİKOPTERDESİN!” yazarlar.
Pilot gülerek Sea-Tac Havaalanı’na giden rotayı çizer ve helikopteri indirir.
Yardımcı pilot helikopteri indirmeyi nasıl başardığını sorar. Pilot,
“Binanın Microsoft binası olduğunu anladım, çünkü teknik açıdan doğru,
ancak hiçbir işe yaramayacak bir cevap verdiler!” der.

5. Dilenci
Jurnalist: Dilenci nedir?
Baran: Oro*puluk ve dilencilik, tarihte en eski mesleklerdendir.
Tarihteki ilk fahişe, Taşmemos Domalanos,
tarihteki ilk dilenci ise Selpakos Almendilos’tur.

Fahişeliği daha onurlu telakki ediyorum…
Çünkü çalışıyorlar ve size sundukları bir hizmet var.
Bir saiki tatmin ediyorlar.
Diyebilirsiniz ki, “dilenciler de insanın sadaka güdüsünü doyuruyorlar.”
Evet ama bu küçük bir azınlık için geçerli.
Siz hiç günah çıkarmak için caddelerde dilenci arayan gördünüz mü?
Ya da sırat köprüsüne varmadan, son bir kurtarma yazılısı için para dağıtan.
Böyle insanlar nadirattır.

Oro*puyu siz bulursunuz.
Dilenci sizi bulur.

Oro*pu size hizmet eder.
Dilenci hizmet bekler.

Oro*pu size dua etmez.
Dilenci size dua eder. (Kimse demez ki, benim yerime kendine et ki zengin olasın!)

Oro*pu işini iyi yapsın diye para verirsin.
Dilenci yakanı bıraksın diye para verirsin.

Oro*puları felek dolandırmıştır.
Dilenciler dolandırıcıdır.

Oro*pu sizi bir şekilde(!) rahatlatır.
Dilenci, sadakayla vicdanınızı rahatlatır.

Bazı oro*uların utandığı görülmüştür.
Dilenciler ise, yüzleri kızaran rahibeler değildirler.

Şimdi size söylüyorum ey dilenciler!
Eğer şeytanı destekliyorsanız, şeytansınızdır.
Para mı istiyorsunuz?
“Tek amacınız zengin olmaksa, asla başaramayacaksınız.” – Rockefeller

6. Aşk
Jurnalist: Aşk nedir?
Baran: Öncelikle teşekkür ederim.

Jurnalist: ?
Baran: Benim gibi bir aşk çocuğuna sorulacak en güzel soru bu.
Aşk, birini kendimden çok sevdiğimde olan şeydir.
Aşk en önemli tutkumuzdur, çünkü bencil genlerimiz bizden uzağa,
hiç görmeyeceğimiz bir geleceğe taşınacakları zaman ortaya çıkar.
Kendimize olan aşkımız, genlerin aşkına hizmet için varlar.

*

Fibonacci dizisindeki bir sayıyı önceki sayıya böldüğümüzde 1,618 yani altın orandır.
0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, 987, 1597, 2584,…

Fibonacci Serisi
Her sayı, kendinden önceki iki sayının toplamıdır.
Parmak boğumları, kulak salyangozu ve insan yüzü bu orana sahip.
Ay çiçeği çekirdekleri, çam kozalakları ve papatyalar da öyle.
Mona Lisa tablosu bize altın oranı verir.

13. yüzyılda İtalyan matematikçi Pilibitti Fellini ve Skenbeni Bellimi tarafından bulunmuştur.
6. yüzyılda Hint matematikçi Tutsiki Brahma tarafından bulunduğu da rivayet edilir.

Jurnalist: Bir aşk çocuğuna göre fazla didaktik kalmadınız mı? Duygusal şeyler yok mu?
Baran: Senle ayrı yerlerdeyiz bu şehirde, yıldızlarsa aynı yerlerde…

7. Çocuk
Jurnalist: Çocuk nedir?
Baran: Annesi emzirdiği bebeği yere bırakır ve odadan çıkar.
Zaman-mekan kavramı olmayan beybi, temelli bırakıldığını sanır.
Bu ilk trajediyle anksiyete başlar.

Annesi çocuğu komşuya bırakıp gezmeye gider.
Enik, terk edilme sendromu yaşar.

Bence çocuk gülmek için, kadın aşık olmak için yaşar.

*

Herkes çocukları çok sevdiğini söyler.
Ama evinde asla başkasının çocuğuna bakmaz.
Bu durumda çocuk sevgisi nerede?

Jurnalist: Peki çocukluk neden bu kadar uzun gelir?
Baran: Çocukken bir yetişkine oranla çok daha fazla görüntü kaydederiz.
Her gün daha fazla şey deneyimlenmiş gibi hissederiz.

1 yaşındayken o anki ömrümüzün tamamı geçmiştir.
2 yaşına geldiğimizde bir yıl önceki halimizin iki katı kadar yaşarız.
4 yaşındayken 4 tane 1 yıl yaşamışızdır.
Beynimiz ilk kez denemediği şeyleri kaydederken artık ihtimam göstermez.
Ağaçtan 4 yaşında düştüyseniz travmadır.
8 yaşında düşerseniz deneyim.
16 yaşındayken artık, ağaçtan yara almadan düşmeyi öğrenmişsinizdir.
32 yaşındayken, düşeceğiniz ağaçlara tırmanmazsınız.

8. Yalan
Jurnalist: Yalan nedir, neden kullanırız?
Baran: Savaşta hem düşmanı görmen, hem görünmemen gerekir.
İyi konum için mevzide yer değiştirirsin.

Savaş ve hayat analojiktir.
Çocuk dayak yememek için, sevgili terk edilmemek için yalan söyler.

“Sana kendim için hiç yalan söylemedim. Tüm yalanlarımı, sen üzülmeyesin diye söyledim.”
Uzun bir cümle, ama güzel. 🙂

*

Yalan söylemeyen insan olduğunu düşünmüyorum.
Yalan söylemeyen insanların olmasını düşlüyorum.

Sosyopatların on lafından dokuzu yalan, biri şüphelidir.
Hatta bağlasan yalan makinesini bozarlar.
Bana yalan söyleyenler oyunu her zaman oynadı ve her zaman kaybetti!
Yalan parayla olsaydı kredi bile çekerlerdi.

*

Bukowski’den yalanlarla ilgili 1/2
“Bir gitar sesi duyuldu. Sonra yüksek sesle söylenen bir şarkı.
“Ron bu” dedi Sara.
Herif sadece böğürüyordu, sanki domuzlara sesleniyordu.
Hakkında yorum yapılamayacak kadar kötüydü.

*

Bukowski’den yalanlarla ilgili 2/2
Dinky kalkıp arabasından gitarını getirdi.
Halının üzerinde bacak bacak üstüne attı ve canlı müziğe başladı.
Duvarlarda yankılanan davudi bir sesi vardı.
Şarkı bir kadın hakkındaydı. Çok kötü değildi.
Sahne atmosferinde daha iyi olabilirdi.
Ama halıda yırtık çorabıyla anırırken bunu kestirmek güçtü.

Dinky sonraki şarkıya geçti.
Dinledik ve alkışladık, ama ben artık alkışlamıyordum!
Oysa şarkılar, duyulduklarından daha güzeldiler.
Bunu düşünmek keyfimi bozmuştu ve onu övemiyordum.
Karşınızdakine yetenekleri konusunda yalan söylemek en affedilmezidir.
Çünkü bu, ona “devam et” demektir. Devam et ki kulaklarımızın *mına koy. 🙂
Yeteneksiz bir adam için devam etmek, seçilecek en kötü yoldur.
Ve yaşamını boşa harcamaktır…

9. Şiir
Jurnalist: Şiir nedir?
Baran: Şiir olmayan dünyayı inşa etmektir.
Çimentoyu acı toprakla karmaktır.
Az sözcükten çok anlam çıkarmaktır.
Beyninizin zaman makinesinde yol almasıdır.

*

Seninle Kardeş Değiliz
Tanrı’nın bıraktığı yerden biz başlayalım
Üç milyar insanın yarısını sen öldür yarısını ben
Üç kişi kalsak yetişir yeryüzünde
Yaklaş bana
Seninle kardeş değiliz

Bu deli eden uğultu nerden geliyor?
Kim kırdı bu aynaları?
Toplayın yüzümüzü görelim
Çirkin değiliz artık
Bir kapı açıldı önümüzde ölümsüzlüğe
Güzeliz
Sabahlar bizim oldu
Işık diyordun al işte
Kör kuyulara kadar ışıdı yeryüzü
Renk diyordun işte bak
Buram buram mavi
Çarşılar dolusu kırmızı
Süt beyazından geceler
Sarı güneşler ortasında turuncu bir gün
Yitirilmiş saadetlerin bahçesinde mor çiçekler

Kardeş değiliz diyorum inanmıyorsun
Yalan bunca faziletler yalan
Bizi bu ciğeri beş para etmez insanlar mahvediyor
Aldırma diyorum sana
Dünya ikimiz için yaratıldı
Üç milyar insan iş olsun diye geldi yeryüzüne

Sen çıkıyordun karşıma
Karanlığımda
İki yıldızlı ellerin görülmedik
Karanlığımda
Bir orman yangınıydı dudakların

İstesen hayat verirdim bu karanlıklara
İstesen gökyüzünü bir mendil gibi yırtardım

Bir yanıp bir sönen ışıklar gibiyim
Yumruk kadar yüreğimde sen varsın
Kutsal kederler içinde seninleyim artık
Sarı badanalı evlerde baş başayız
Bütün duvarlara gölgen kazınmış
Kokun sinmiş bütün perdelere
Kapılarda parmakların beyaz beyaz
Sokaklarda ayaklarının izi
Ben bu sokaklarda ölsem
Kaldırımlar çekmez ağırlığını
Söylesem aşkımı asırlar boyunca
Bu ikiyüzlü insanlar anlamaz beni

Desem ki yeryüzüne beş peygamber geldi
Beşincisi sensin
Desem ki iki kişi kaldık dünyada
İkincisi sensin
Desem ki birisi var yeri göğü var eden
O da sen olurdun
Sana tapmak için
Kilden bir heykel yapardım güzelliğince
Bilsem ki sen Tanrı’dan iyisin
Bilsem ki Tanrı senden güzel değil

Senin o kocaman kocaman gözlerin yok mu
Nasıl duruyor boşluğunda arzuların anlamıyorum
Nasıl nasıl bakıyor bana
Böyle merhametten uzak
Git diyorsun
Nereye gideyim?
Ümitlerim ne olacak?
Bunca şiirleri kim söyleyecek sana?
Kim anlatacak dünyaya sığmayan güzelliğini?

Gitmek mümkün olsa da gitsem uzaklara
Sevmesem seni bir daha
Paramparça etsem yüreğimi cam gibi
Sonra yaksam
Savursam küllerini karlı dağlardan açık denizlerden
Yine seni severdim toz toz
Yine sana tapardım küllerimin ağırlığınca

Oksijen olmasa da olurdu
Ama Beethoven gelmeseydi dünyaya
Seni bu kadar sevmezdim
İkimizin ortasında o duruyor
Sağımızda birinci keman
Solumuzda ikinci keman
Karşımızda üçüncü keman
Sonra orglar, flütler, kontrbaslar
Sustur şu orkestrayı Beethoven
Şimdi dokuzuncu senfoninin sırası mı?
Ümit Yaşar Oğuzcan

*

Taş
Bizi hep kıskananlar, duvarlara “TAŞ” yazdı
Kentteki bütün kuşlar, korkuyla havalandı
Ben denizi çekiçle, düzelten adam mıyım?
Koştuğum sahillerde, kuma adın kazılı

Senin gittiğin gece, karanlıkta ay batar
Mum ışığı dişlerin, avuç içimi yakar
Çocukken kopardığım, duvardaki begonya
Dolar şehir hüznünle, çamurdan bir su akar

Cam kırığı taşlarda, yürüdüm senin için
Kan banyosu yağmuru, aktı hep için için
Bir kelebek kanadı, yırtıldı sen duymadın
Taç yaprağı açıldı, ağladı için için
Atilla Taş

10. Kader
Jurnalist: Kader nedir?
Baran: Dünyanın dönüşünü yavaşlatamazsın.
Ay’ı bize yaklaştıramazsın.
Güneş’i soğutamazsın.
Ölüyü uyandıramazsın.

Gezegene yapacağın değişim kum tanesini geçmez.
Şu hayatta her şey olabilirsin, ama hiçbir şey değişmez.

*

Jurnalist: Peki ama kader nedir?
Baran: Birkaç satırla düşüncelerini başka yöne çekmeye çalıştım.

Kağıt mendilci çocuğa para vermeli miyim?
O zaman kaderini değiştirmeye çabalar mı?
Ya fakirliğini lütuf addedip çalışmayı bırakırsa?
Zaten pek çalıştıklarını görmedim!

*

Pazardaki en aşağı domates diğerlerinden 1 lira ucuz.
1 saat harcayarak ona ulaştınız.
Demek sizin saatinizin değeri 1 lira!
Tasarruf ettiğiniz tutar ile harcadığınız zaman arasındaki korelasyon.

*

Fakir teyzenin tezgahtaki tüm mallarını alalım.
Harika! Evine erken gidebilecek.
5 liradan aldığı 20 kg. biberi, günde 10 saat çalışarak, 10 liraya satıyor.
Günde 100 lira, saatte 10 lira kazanıyor.
Yapacağınız en iyi katkı 100 lirayla bir gününü 1 dakikada satın almaktır.
10 saatte kazandığını almak 60 saniye sürdü.

Fakat yarın, hayatının en zor günü…
Tıpkı ilk okul günü, ilk iş günü gibi…
Ömrünün en uzun 10 saatini yaşayacak.
Teyzenin zaman/para denklemini yerle bir ettiniz!
Ona kolay para kazanmayı öğrettiniz.
Tek kolay günü dündü.
Normal para kazandığı gün, artık zor kazandığı güne dönüştü.
Baremler yer değiştirdi…

Oysa başta iyi fikir gibi duruyordu. 🙂

*

Bir Taşın Anısına
Bir taş alıp denize atıyorsun, budalalık,
deniz taşı yutuyor, fiziğin yasası bu,
sen gidip çıkarmadıkça orada kalacak; ama
denersen de bulamazsın yerini, çıkaramazsın.
Öyleyse niçin şiir yazıyorsun, niçin yazıyorsun;
çıkaramadıktan sonra o tutsak taşı oradan,
kullanamadıktan sonra bir yapının harcında?
Özdemir İnce

Bir kelebeğin kanadı bazen okyanusu dalgalandırır.
Taşların yerlerini değiştirmeyin!
Doktrin: “Sana ’ben iyiyim’ dersem, kendimi övdüğümü söyleyeceksin; ama iyi değilim’ dersem de yalan söylediğimi bileceksin.” – Bruce Lee