
Hoşçakalın
Bir zamanlar bu güzel peyzajın içindeydim
Şimdi bakıyorum orda yokum
Zaman soldurup silmiş bu yerden
Kendi yokluğumu kendim seyrediyorum
*
Zamansızlık
Bütün işaretler verildi
Anladım ne demek istendiğini
Öyle çok öyle çok işim var ki
Fırsat bulup da ölemem
Bunca birikmiş işlerim varken
Zamanım yok cenazeme gidemem
Nikahlarıma da hep böyle geç kalırdım
Kalsın yarına bugün ölemem
İlle gerekliyse siz yapın töreni
İşleri yüzüstü bırakıp gelemem
İnanın yaşamak için değil
İşim başımdan aşkın ölemem
*
Şimdinin Nostaljisi
Daha öperken acısını duyuyorum
Yitiklerden daha acılıdır yiyecekler
Anı olmak için bu anlar
Veda etmeden gidecekler
*
Sen
Bu gece senin için içiyorum
Ama senlerden hangi sen
Öyle sarhoşum öyle sarhoşum
Senleri birbirine karıştırıyorum
Bir bakıyorum Akdeniz’sin çifte kavrulmuş
Bir bakıyorum ki Ege’den süzülmüş
Bir bakıyorum Boğaziçi’nden savrulmuş
Bunca senden hangi sen şaşıyorum
O denli çoksun ki yok sayılırsın
Kadehimde beni öpen hangi sen
Elini ellerime aldığım şimdi
Parmaklarımla taradığım saçlarını
Samanyolu’nu benim için söyleyen
Söyler misin bu geceki sen
Bendeki senlerden hangi sen
*
Zamanlardan Zamanlara
Benim küçücük küçümencik oro*pucuğum
Havva gibi ilk sandığım seni
Oysa Meryem’den daha geçmişi çok
Manet’nin Olympia’sıyken
Söyle ne zaman sen benim oldun
*
Özveri
Neyimi istersen al
Yalnızlığımı bırak bende
*
Telefon
Gelmiyorsun
Gelme
Sesini gönder yeter
Serum gibi kan gibi
Her türlü derman gibi
Bir iş için değil
Sorman öğrenmek için değil
Hiçbişey söylemeden
Anlat herşeyi
Sözcükler de istemem
Salt sesin sesin
Bir gül
bir daha bir daha gül
Sonra kapat telefonu
Bende kalan sesin yeter
*
Ülküsel
Öyle üşüsem öyle üşüsem ki çocuklar
Size hiç soğuk kalmasa
Öyle acılar çeksem ki çocuklar
Size hiç acı kalmasa
Öyle ölsem öyle ölsem ki çocuklar
Size hiç ölüm kalmasa
*
En Güzel
Bu müze var ya bu müze
Seninle gezerken güzel
Kimseler yoksa salonda
Seni öpmek en güzel
*
Uyurken
Bir köpük hafifliğindeyim
Havada düşmeyen
Suda batmayan
Bütün çekimlerden kurtulmuş
Yatağına geldim
Uykuna girdim bu gece
Kilometrelerce uzaktan
Boyamak için rüyalarını
*
Diriliş
Baktın ki ölüyorum
Beni ılık su dolu bir küvete koy
Sonra çal Stravinski’nin
İlkyaz Sungusu’nu
Bir de çay buğusu tütsün buram buram
Sonra öp beni öp beni
Öyle kartpostallardaki öpücüklerle değil
En kösnül (erotik) kösnül en soluk soluğa
Ve emzir dut uçlu memelerinden
Sonra tut elimden
Bırak artık sal beni
Başlarım yeniden yaşamaya
Uğruna bir yeni güzel dünyanın
*
Şaşırmak
Şu kapı açılsa
Sen girsen içeri
Şaşırsam
Kapıyı açacaksın
Gireceksin içeri
Herşey yerli yerinde
Ama ben yokum
Sakın şaşırma
*
Yanlışlık
Bir yanlışlık var
Sen bu denli güzel
Ben bu denli sevdalı
Olmayacaktık
*
Bir Aşk Var Bir de Ölüm
Dayan be Aziz dayan
Gül şu güzel kadına karşında oturan
Salma kendini öyle
Dik dur diri dur
Şu genç kadını hadi dansa kaldır
Bastır göğsüne bastır
İki namlu gibi dayansın memeleri sayrı yüreğine
Olacaksan aşka teslim ol
Teslim olma ölüme
*
Kimsem
Öyle bir söz söyle ki bana
Kimselere söyleyemediğin
ve hiçkimse sana söylememiş
Sana bir söz söylemeliyim
Kimselere söyleyemediğim
Ve hiçkimse bana söylememiş
*
Bilinmeyen
Bu çerçeveye koyamam resmini
Seni sevdiğimi
Kimse bilmemeli
Sen bile
Nerdesin kimsin
Var mısın yok musun
Kimse bilmemeli
Ben bile
*
Üç Noktasızdır Bombardımanlar
İnsansoyunun yetmişbin yıllık geçmişi
Daha önceleri de var belgesiz
Hiçbir çağda tanrısız kalmamışız
Tanrıya çok şükür
*
Sisli Sabahlarında İstanbul’umun
Saat sekizi on geçiyor
Haydarpaşa garı
Yorgunluğumu indiriyorum tirenden
Vapurun dışında oturtup kendimi
Bu nemli kış sabahında
*
Biri İnat Biri Sabır
Hepsi güzel
Ama ağaçkakanın güzelliği bambaşka
O küçücük gagasındaki inat
Kalemimi görüyorum gagasında
En sert ağacı inatla delerken
Hepsi güzel
Ama damlayan suyun güzelliği bambaşka
O durmadan damla damla sabır
Gözyaşımı görüyorum her damlasında
En sert mermeri sabırla delerken
*
Düşman Çatlatan
Bir topatan kavunu uzunlamasına ortadan kesilmiş
Sidney’de güneş böyle doğuyor
Uçaktan inen Aziz’i karşılıyor
Benim için ne zahmetlere girdin sevgili güneş
İyi ki bu görkemli karşılamayı
Seninle benden başkası bilmiyor

Ameliyat Masası
Sen ki yazmadan duramazsın
Yazı masası değil bu
Bu ameliyat masası
Baygınken gördüğün rüyan ziyan olacak
Artık rüyalarını yazamazsın
En güzeli sağlıklı kalkmak
Az güzeli masada kalmak
Ölümden bile kötüsü var
Yaşamla ölüm arası ne okumak ne yazmak
Acırlar uzaktan canına kıyamazsın
Asıl yazmak istediğin neydi senin
Hiç yazılmamış olanı yazmak
Yaşamın en önemli olayıdır ölmek
Ölmek bişey değil de
Nasıl öldüğünü yazamazsın
Yüzde ikiymiş ölüm olasılığı
Şansı olmayana yüzde bir yüzde yüz demektir
Sen yazamazsın yazsınlar yerine
İyi ki öldü kimbilir daha neler çekecekti
Ah ölmeseydi ne güzel şeyler yazacaktı
*
Yazı Makinesi Destanı
Ne gömüt ne gömüt taşı isterim ne de dua
Ben ölünce beni değil
Koyun bir gömüte yazı makinemi
İçi dışı saydam olsun ki gömütün
Görünsün her yanından
O yıpranmış ama mübarek iskeleti
1955 yılında satın almıştım
Çıktığım gün askeri cezaevinden
Bunca yıl kahrımı çekti binlerce satır yazarak
Kurtulamadı elimden parmaklarımdan
Çok daha vefalı çıktı
Yaşamıma girip çıkmış kadınlardan
Yoruldu yıprandı yaşlandı o da benimle
Katlanarak birbirimize bunca yıl yüksünmeden
Bir yastıkta değil bir masada kocadık
Demir olsa dayanmaz sana derdi bir kadınım
Kadınların dayanamadığı yumuşaklığıma
Dayandı beni de eskiterek yazı makinem
*
Bir Başka Türlü Sevmek
Tahir’e demişler yanıp tutkunu olduğu Zühre
Çopurdur bodurdur çok da çirkin bir kızdır
Aaah demiş Tahir döne döne yane yane
Zühre’mi göreydiniz bir de benim gözümde
*
Pişmanlıklarım
Bu çıtırtı nerden geliyor geceleri
Ocaktaki odun ateşinin
Kendi dilince fısıltısı mı
Açık kalmış kapının rüzgarda iniltisi mi
Eskil masamı tahta kurtçukları mı kemiriyor
Bir güve kozasını mı deliyor
Kuluçka kanaryamın altındaki yumurtayı
İçindeki civciv mi gagalıyor
Mangalın sıcak külüne bıraktığım
Çaydanlığın müziği mi bu ses
Asmanın toprak altındaki
Kılcal kök dalları mı sürüyor
Çiçeklikteki gülün goncası mı çatladı
Yaprakları çıtırdayarak açan
Duyuyorum her yaprağın açıldıkça sesini
Nereye gitem bu çıtırtılar benimle
*
Çok Özlemişim Kendimi
Buraya nerden niçin nasıl geldim diye
Düşünüyorsun geçmişini
Süleymaniye’de eski Şeyhülislamlığın
Arkasındaki o eski ahşap evdesin
Yüksek taş duvarın akarnaklarına
Yuva kurmuş güvercinler
Hem dem çekiyor hem sevişiyorlar durmadan
Pencereden bakıyorsun taş duvara
Güvercinleri dinliyorsun
Haydi okula geç kalıyorsun
Soruyorsun kendine
Niçin nasıl nerden geldim buraya
*
Bütün Sorun İşte Bu
Ben seni hiç unutamıyorum
Sense beni hiç anımsamıyorsun
İşte bütün sorun bu
O beni hiç unutamıyor
Bense onu hiç anımsamıyorum
İşte bütün sorun bu
Artık konuşmuyor
Ne senin ne benim gözlerimiz
Seni yansıtmıyor gözbebeklerim
Ben de yokum gözbebeklerinde
Varsın öyle olsun
Sen gelmesen de
Anımsamasan da beni
Hiç olmasan bile
Ben seni yine de beklerim
Bütün sorun işte bu
*
Uyandırdım
Uyuya kalmıştı güneş
Ben ki gecelerin bekçisi
Geç kalan sabahı uyandırdım
İki güvercin gagası göğsünde
Uyuyan güvercinleri
Öpe öpe uyandırdım
Her yarın geçtir sevişmek için
Yalnızlığımda düşleyerek sevgilimi
Kendi kendimi uyandırdım
Kış sabahı ayazındasın
Kül altında uyuyan közü
Kanımın ateşiyle uyandırdım
Ağır ağır sönmekte mumlar
Çalar saatim de durmuş bu sabah
Zamanı yüreğimin atışıyla uyandırdım
Son uykuma yatarım bigün
Kendim uyusam da sonsuza
Çayır çimen olup toprağı uyandırdım
*
Mor Mutluluklar
Mayıs ayında leylaklar dünyanın en güzel morları
Oturduğum koltuktan seyrediyorum leylak morlarını
Önümde külüstür elektrik sobam
Her yudumda oooh çekerek çay içiyorum
Otuzbeş çocuğumun şamatası geliyor dışardan
İşte benim mutluluğum sultanlarda bile olmayan
Hem ısınıyorum hem çay içiyorum ooh çekerek koltuğumda
Hem de çocuklarımın şamatası
Bir de üstelik leylak morları
Daha ne isterim ben bu dünyadan
Çocuklarımın daha da artmasından başka
Veda bakışımdır bu pencere camından
Daha birkaç zaman seyrederim leylak morunu
Ayrımsamadan ayrılıyorum yavaş yavaş
Sobamdan çayımdan koltuğumdan çocuklarımdan
Bir de leylak moru mutluluklardan
*
SEVDİKLERİM
Bir beden uzanacak…
Uyuyamam.
Şimdi bir başka yatakta,
Benden çok uzakta,
Bana çok yakın…
Bent deresindeki ahşap bir evin
Bulaşık, şehvet kokulu odasında,
Bir başka yatakta
Kiralıktır bu gece Necla.
Necla,
Onun dördüncü takma adı.
Asıl adını unutmuş çoktan.
Necla,
Ya benim kardeşim,
Ya senin karın,
Ya onun kızı…
Mademki keşfedilmemiş gramerde dördüncü şahıs
Öyleyse bizdendir Necla.
Yani bu memleketin,
Memleketimin kadını.
Onu mümessil göndermesek te milletlerarası kongrelere,
Utansak ta,
Ağlasak ta,
Neylesek bizdendir,
Bizimdir Necla.
Yatak,
içinde doğup öldüğümüz,
Sevip sevildiğimiz yatak.
Uykular zehirli ateş damlalarıdır,
Akar gözlerimden içeri
Uyuyamam…
Şimdi bir başka yatakta,
Belediye tarifesi üzerinden
Mıncıklanıyor Leyla.
Bir sokak düşünün,
Rutubetli, ıslak…
Kızoğlankız geçse bir başından,
Havasından gece kalır öbür başında
Abanoz sokağının bir numarasında
Gülizar Hanımın genelevi.
Sekiz oda, sekiz yatak…
Birinde ağlayan,
Birinde gülen,
Tek gözü ağlarken, tek gözüyle gülen,
Sarhoş gözyaşları…
Sarhoş, deli, allıklı, pudralı, pis, çirkin,
Ama güzel,
Ama içleri temiz, tertemiz,
Nisan yağmurundan gözyaşlı kadınlar.
Onlar ya benim,
Ya senin,
Ya onun…
Onlar ticaret yapıyorlar.
Çoğundan namuslu öderler vergilerini.

BABAM
Dünyaların en iyi babası benim babamdır,
Düşmandır üşüncelerimiz,
Dosttur ellerimiz.
Dünyada tek elini öptüğüm
Babamdır.
Kırkını geçtin adam olmadın, der.
Başım önümde dinlerim.
Önünde tek baş eğdiğim,
Babamdır.
Sabahlaracak kuran okur.
Anamın ruhuna,
Otuz yıllık acı…
Bana gavur der,
Diş bilemeden.
Dünyada tek affettiği ben,
Tek affettiğim odur.
Başım derde girdikçe o bakar çocuklarıma.
Ölemiyorum der bir türlü senin yüzünden.
Ölemez kahrımdan benim
Yaşamak zorunda yetmiş üçünde,
Gözlerindeki ateş,
Dudaklarında söner.
Tuttuğun altın olsun der.
Çocukluğumu anlayan odur.
Dünyaların en iyi babası benim babamdır.
*
GECE
Sinema dönüşü
Yatağın sıcağına koşuşanlar,
Kolkola geçecekler önünden…
Sıcak,
Evlerinde öpüşecekler.
Yalnızsın kaldırımda
Soğuk.
Yağmur yağıyor.
Kaldır pardesünün yakasını.
Meyhane dönüşü
Renkli ışıklar yanıyor
Yalpa vuranların tesellisi var
Sıcak.
*
İŞTE ÖLMÜŞÜM
Tut ki ölmüşüm
Ne yolda selam vermek korkusu,
Ne karşı kaldırıma kaçış.
Tut ki ölmüşüm,
Kurtulmuşsunuz benden.
İyiydi, hoştu diyecek, susacaksınız.
Kalmamış söylenecek kötülüklerim.
Ölmüşüm.
Yapamadıklarımı beraber götürmüşüm.
Bir gülüş te beraber benimle
Onu yanımda götürmüşüm,
Benimle doğup
Benimle ölen.
Kızamıyacak düşmanlarım
Kızamıyacak dostlarım
Onlara son kötülüğümü yapmış,
Ölmüşüm.
Rahat insanların birtakımı
Öbürlerinin haberi bile yok.
Bir hasretim kaldı geride,
Kendi hayatımı kendim yaşamak…
Tut ki ölmüşüm,
Kurtulmuşsunuz benden…
*
PİYANO
Yağmur sesi kaldırımda, camda
Rüyanda piyano çalıyorsun
Yağmur sesi camlarda, taşlarda…
Küçüksün.
Daha öğrenemedin geceleri beklemesini.
*
BENİM
Seni bana vermezler.
Hangi ana kıyar kızına?
Para kazanmasını öğrenmemişim,
Bir de bundan beteri var.
Nasıl olsa evleneceksin bir gün.
Başkasının koynunda,
Benim kafanda yerin.
*
YAPAYALNIZ
Bir koşu yalnızlığa doğru
Duymıyacaksın kendi sesini.
Öylesine yalnız,
Gölgesiz kalacaksın.
Kan değil dolaşan damarlarında
Yalnızlık.
Kurşuna dizilmişler anlar bunu.
İpe çekilen adam kadar tek başına.
Meydanlarda nutuk verenler kadar yapayalnız.
*
ZOR GELİYOR
Zor geliyor yaşamak böylesine…
Gönlüme sevda düşmüş.
Tesbihle günleri saymak zindanda,
Hem de otuz beşinde,
Ne güçmüş…
Hiç olmazsa ayda bir gel.
Birinci tel,
İkinci tel…
İki tel arasından kasımpatı saçların.
Uzansam,
Teller var.
Koklasam,
Olmuyor, olmuyor vesselam,
Hem aşık olup, hem zindana girmek,
Hem de otuz beşinde…
*
BİR O VAR
Verin şu kemanı elime,
Bilmeden çalacakmış gibiyim bu gece.
Paylaşın sevincimi,
Yeter hepinize.
Düşmanlığa yer kalmamış sevgiden.
Bir sabah uyanmışım,
Bütün kadınlar kaybetmiş güzelliklerini,
Bir o var.
Duymayan kalmasın
Sevdalanmışım.
*
TATSIZ
Kim paylaşacak beni?
Derdim, sevincim…
Kim bölüşecek?
Bu sesler yalnız dinlenmiyor.
Bu uzun gecelerde yalnız yatılıyor,
Dağların moruna,
Denizin mavisine,
Akşamın alevine
Bir başına bakılmıyor.
Geçmiyor boğazımdan tat.
Düşün,
Düşün…
Tek başına düşünülmüyor.
Ölsem diyesin,
Ölünür ölünmesine,
Ölümün bile yalnızken tadı olmuyor.

40
Bu evler bir zaman kocaman kocamandı.
Sokaklar gitmekle bitmezdi.
Küçülmüş evler, bahçeler
Bir büyüyen anılar var.
Bir zaman işte böyle,
İstesen bile sevemiyorsun.
*
YILBAŞI
Yeni yıl şerefine değil,
Doğacak yeni gün aşkına
Kaldır o küçük
O güzel yumruğunu.
*
Bir ölüyle bir canlı bir bedeni bölüştük.
*
Aziz Nesin’in Şiirlerini Tenkit Eden Bazı Yazılar
Doksan şunca kitabım için tek satır yazmamış olan kimi eleştirmenler, şiir yazmamı yadırgamaktan da öte, şiir yazdığım için beni kınadılar. Haklılıklarını yada haksızlıklarını en büyük ve en doğru yargıç olan zamana bırakıyorum.
Siz soğuk mimari yapmıyorsunuz, yapıtlarınızı gerçek yaşamın tuğlalarından örüyorsunuz.
Yaratıcılığın nerede başladığını bilemem, ama yaratıcılığın nerede bittiğini kesin değilse de, gözlemlerime, deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim. Bana öyle geliyor ki, cinsel güç bitince yaratıcı güç de yavaş yavaş bitiyor.
Birçok okurlar, hatta yazarlar, hele eleştirmenler onu şair bile saymıyor; bu nasıl olabilir? Uzun yıllardır, dört beş dalda birden, olağanı aşan bir verimle üretip geldiği için ona bakanlar, file bakar gibi, görebildikleri bir Aziz Nesin’e göre yargıya varıyorlar.
*
Aralarında Türk şiirinin sadece 40 yıllık değil, en az 700 yıllık verimleri üstünde yükselen anıtlar yer almaktadır. Bunları yazarken o Yunus Emre’den Karacaoğlan’a, Fuzuli’den Nedim’e Tevfik Fikret’ten Nzım Hikmet’e kadar pek çok ozanımızdan yararlanmıştır; ama hiçbir zaman birilerini kopya etmemiş, birilerine öykünmemiştir.
Şiir geçmişimizi iyi bildiği için, çok söylenen bayat sözlerle, az söylenmiş taze sözlerin, hiç söylenmemiş yeni sözlerin ayırdında olarak yazmıştır şiirlerini. Bu görüşlerimi kanıtlamak için burada birbirinden güzel alıntılar yapabilirdim. Buna bir ölçüde gerek de olsa, yer yok ne yazık. Türk şiirini dünyada tanıtmak amacıyla hazırlanacak seçkilere Aziz Nesin’den de sekiz on şiir rahatça alınabilir bence. Ama bu, onun üzerinde durulacak sadece sekiz on şiiri var anlamına gelmez.
Öyleyse kimi okurları, eleştirmenleri yanıltan nedir?
Oldukça yalındır bu sorunun yanıtı:
Bir yazıncı, bir dalda ünlendikten sonra öbür dallara sıçrayamaz.
Oysa böyle bir kural, hele yasak yoktur, ama onlar var gibi düşünürler.
İnsanın tanınmış bir romancı, bir yazar da olsa, kendisi gibi düşünmeyenleri suçlamaya,
küçümsemeye hakkı olup oılmadığı sorusu çıkar ortaya.
Bu hak yasalarla, yönetmeliklerle verilen haklardan değildir.
Kişi bu hakkı, yapıp ettikleriyle adım adım kazanır.
Baykurt gibi deneyimli bir yazara yakışmayan çok ciddi bir suçlama bu.
Ama ben yine de Baykurt’un söylediklerini kastetmediğini düşünmek istiyorum.
Sanatçılar, yazarlar çoğunlukla eleştiriye gelmez kişilerdir; hemen alınırlar;
yapıtlarının, ne olursa olsun övülmesini beklerler.
Bu onların zayıf yanlarıdır.
Eleştirmenlerden bekledikleri övgüyü alamayınca, onları yapıtlarını anlamamakla,
hatta okumamış olmakla suçlarlar.
Bu, yazarın kendisi için de geçerlidir; güldürü, oyun, fıkra yazarı Aziz Nesin’in
şair Aziz Nesin üzerindeki etkisini şiirlerde görmemek olanaksız. Aziz Nesin’in şiirleri,
şiirin çilesini çekmiş bir şairin doğum sancılarıyla değil, gerek ün, gerekse yaş yönünden
olgunluk dönemine ulaşmış, kendine güveni sonsuz bir yazarın rahatlığıyla yazılmış
izlenimini veriyor.
*
Görünmeyen
“12 Mart 1971 Fırtınası” sonrasında aydınlara yönelik ‘toplama’ eyleminde Aziz Nesin de unutulmaz.
Evinden alınarak, Maltepe Askeri Tutukevi’ne getirilir. Soluk aldıkları ilk koğuşta İlhan Selçuk da vardır. Çay, söyleşi derken; birkaç saat sonra Aziz Nesin’i götürürler. İlhan Selçuk, hapisane müdürüne, Aziz Nesin’i ne yaptıklarını sorar; aldıkları yanıt:
“Yukardaki barakaya götürdüm, önüne de bir tomar kağıtla kalem koydum; sakinleşti, yazmaya başladı.” 🙂
*
Mutluluğa hep geç kalırım
Hep erken giderim mutsuzluğa
Ya herşey bitmiştir çoktan
Ya hiçbir şey başlamamış
*
Ozan-yazar Nesin, Soru-Yanıt hamurunda şiirini yoğurur, kendi kendisiyle düşe kalka. Kendinden hesap arar, kendine hesap sorar. Özeleştirisini yapar. Ve der:
Bu sabah kapımı çaldım
Kağıyı açan kendim
*
Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın
Ölüme erken seviye geç
Yine gecikmişim bağışla sevgilim
Seviye on kala ölüme beş
*
Kurt tüyünden, Aziz Nesin de huyundan vazgeçmez.
*
Ölmek bir şey değil de
Yalnız kalacak dünya
*
Bir rüzgar eteğini savuracak
Saçların darmadağın
Bir elin eteğinde, bir elin
saçlarında
o rüzgar benim
Tanımayacaksın
*
Hastane
Florance Nightingale Hastanesi çok çağdaş bir sağaltım yeri. Her taraf tertemiz.
Her görevli parlak ve güleryüzlü. Hekimler, hemşireler hep içten bir hareketle,
güzel sözlerle yaklaşımda. Ülkemizdeki bütün hastanelerimizin böyle olması ne
denli güzel olur. Ama, birçok olanaksızlıklar böyle bir durumu yaratamıyor işte.
Başucumda, her ameliyatlı hastanınki gibi, bir bilgisayar ve bir de insancıl yaklaşımlarla
donatılmış bir hemşire… Bilgisayar, o anda düş görseniz onu bile gösteriyor.
*
Sonsöz
Aziz Nesin 1957’de, On Dakika adlı ilk şiir kitabını İlhan Selçuk’un sahibi olduğu
bir basımevinde 1500 adet basar. Yahya Kemal ve Faruk Nafiz’in etkisinde kaldığından
ve Nazım’a öykündüğünden, kitapları dağıtıma vermeden (neyse ki üç tanesini kayırarak),
Düşün Yayınevi’nin bahçesinde yakar. Dillere destan tutumluluğu göz önüne alındığında,
Aziz Nesin’in 1500 adet kitabı yakmasının ne derece zor olduğu sanırım anlaşılır.

Doktrin: “Kitap okuyan binlerce hayat yaşar, okumayanın ise tek bir hayatı olur.” – George R. R. Martin
Aziz Nesin - Bütün Şiirleri 2
Related posts
Kategoriler
- ★ sinek ilacı (50)
- ★★ kötü (147)
- ★★★ güzel (154)
- ★★★★ önerilen (106)
- ★★★★★ şaheser (29)
- didaktik (47)
- english (20)
- eylencelik (24)
- film (3)
- hayat kanunları (19)
- hikaye (117)
- kitap (168)
- kokucuk dosyası (49)
- korona günlükleri (4)
- parfüm (459)
- röportaj (4)
- tefrika (20)