Bu uyarlamada gerçek olaylardan esinlenilmiştir.
Bazı sahne, karakter, isim, iş, vaka, yer ve olaylar
dramatik gerekçeler sebebiyle hikayeleştirilmiştir.

1. BÖLÜM
06 Temmuz 2019 Cumartesi

Ben, Meyra ve çocuklar bugün sitenin havuzuna girdik.
Bana, Yasmin’den duyduklarını anlatınca beynimden vurulmuşa döndüm.
Sırrı verebilmesi için yalnız kalmamız gerekti:
– Kocanın Mavişehir’de bir garsoniyeri varmış.
Bir sürü kadınla orada birlikte oluyormuş.
Artık işi o kadar büyütmüş ki, sevgililerinin isimlerini kendisi bile unutmuş olabilir! dedi… Meyra.

Gözlerinin içine derince baktım.
Bir yalan pırıltısını, ufak bir göz titreşimini umutsuzca bekledim.
Belki ona duyduğum tutkulu aşkın zavallı yakarışlarıydı.
Hayalim, düşmekte olduğum uçurumda, taşlara inat fışkıran bir çiçeğe,
bir dala tutunmak; veya aynı yerden göğe yükselen bir gökkuşağına tırmanmakla eşdeğerdi.
Dağı yerle bir edecek isteğim vardı; ama deneyecek cesaretim yoktu!..

– Sen neler söylüyorsun? Kocama attığın iftiraları sana bir bir yediririm.

Görüntüleri görene dek ölüp ölüp dirildim,
apansız yeise kapıldım.
Bir yandan aldatmamasını istiyor,
öte yandan eğer beni aldattıysa da yakalanmaması için dua ediyordum.
Çünkü bilmediğim sürece özgürdüm, huzurluydum.
Aklıma girmeyen her şey, benim için yok sayılacaktı.

Meyra birkaç fotoğraf ve yazışma gösterdi.
Bana yazdıklarından daha lirik bir dil kullanmış,
sert erkekliğini kırılana dek yerlerde süründürmüştü.
Beni aldattığına değil, kendini küçük düşürdüğüne acımıştım.
Saf Ben’i unutup, onun derdine yanmıştım…

Akşam babamla birlikte geldiler.
Ona yakın olmak artık içimden gelmiyordu.
Bana sarıldı; iki mermer yontu daha yumuşak buluşurdu.
Bir şey hissetmedi, belki ilgilenmek istemedi.
Babam bahçeye geçti ve demlenmeye başladı.
CK de karşısında oturdu ve sohbet etmeye başladı.
Sevgilim bu muydu? Neden tek benim değildi?
Öyle güzel gülüyordu ki koşarak ayaklarına kapanmak istedim.
Şu an onu izlerken çok korkuyorum.
Sanki yarın, onun ölüm haberini alacakmışım gibi geliyor.
Aslında onu hiç kaybetmek istemiyorum…

Oro*pu çocuğu!.. Dişleri öyle parlak ki…
Başkalarına da böyle gülmüş müdür?
İster başkalarını s*ksin, ister s*kmesin siyah gömleğinin içinde aşırı seksi görünüyordu…
Fakat onu sevemem. Beni engelleyen bir şeyler olur.
Bu bir zayıflık; hem onunki hem benimki…
Onun böylesi bir itkiyle kadın düşkünü olması kıskançlığımı bile darmadağın ediyor.

Kocam şefkatliydi, bir kek bile yapsam benimle iftihar eder, onore ederdi.
O, elimi tutarken bulutlara çıkacağımı sanırdım.
Keşke bu kadar iyi olmasaydı; belki ondan daha kolay sıyrılabilirdim.
Gidişi, bende birkaç kişiyi birden öldürmüştü; belki de herkesi!
Babamı kaybetsem bu kadar üzülür müydüm?
Oysa şimdi herkesi birden kaybetmiştim.
Her şeyimi birden…

Aslında neyim kaldı ki…
Ona benzeyen iki yaramaz çocuk,
ve bana benzemeyen bir sadakatsiz koca!..

Doktrin: “Tüm sözcükler tükendiğinde, insan insanı anlamaya başlar.” – Stanislaw Jerzy Lec

 


 


2. BÖLÜM

09 Temmuz 2019 Salı

Kocam ve babam sabah erkenden ayrıldılar.
Bana sımsıkı sarıldı. (Acaba samimi mi?)
Artık iyice paranoyaya bağladım.
Sırtımda bir kamburla dolaşıyorum,
sanki herkes bana yalan söylüyormuş gibi geliyor.

Birkaç günü stres ve kanlı gözyaşıyla geçirdim.
Meyra ve Asya havuza girdiler.
Haziran’ın yaşı biraz büyük ve içimdeki hicranı seziyor.
Akan rimellerimden ağladığımı anladı ve tüm gün yanımda ruh gibi gezindi durdu.
Sonraki geceler hep benimle uyudu.
Bazı sabahlar onun da yastığının ıslak olduğunu gördüm.
Zavallı çocuk! İşte şimdi babası da yok oldu!
İşe yaramaz bir baba hayattaysa, ölmüş herhangi bir babadan iyidir!..

Tüm bunlar yetmezmiş gibi, Veli’ye aylar önce verdiği 30 bin lira borç için bana yazdı, durdu.
Köpek!..
Ben de ona Telegram’dan bir sürü uzun ve “(biraz hakaret dolu :)” yazılar yazdım.
Sessizliğe gömüldü. Ben de daha çok araştırma yapmaya başladım.
Biraz annemle konuştum. Evdeki eski eşyaları kurcalamamı söyledi.
Belki bir günlük falan bulurum, ama zor görünüyor.
Çünkü bu bela çok uyanıktır. Ateşli bakışlı bir cin gibi…

*

İzmir’e babamla birlikte dönmüşlerdi.
Eve varınca babam hemen beni aradı, ağzı kulaklarındaydı.
Benimle kanlı bıçaklı ayrılmasına rağmen giderken babama bebek gibi davranmış.
Cips ve bira almış, arabanın masaj özelliğini açmış ve hep babamın istediği şarkıları çalmış.
Bu sevimli p*ç günün birinde beni öldürecek!..

Doktrin: “Güldürmek kolay, onu soytarılar da yapar. Gözlerinin içini güldürebiliyor mu, ondan haber ver.” – Charlie Chaplin

 


 


3. BÖLÜM

19 Temmuz 2019 Cuma

Bugün de Telegram’dan sertçe yazıştık.
Bu tatil beldesindeki villadan çıkmamızı istiyor.
Henüz bir ay bile kalmadık ve iki ay daha kalmalıydık.
Fikir almak için annemi aradım. Anneme göre,
eğer yasalar bir gün izin verirse onu öldürebilirmişim.
Böylelikle tüm dertlerim sonlanacakmış.
O ölünce geçmiş değişecek mi sanki!
Kadınlık gururumu nereye koyacağız peki?
Elimden malımı mülkümü alsalar, ölmem; bunları yine edinebilirim.
Ama kırılan gurur benim ruhumu öldürür, işte buna çare yoktur.

Annem onunla evlenmeden önce iyi düşün derdi:
“Bir çapkınla evlenmek gölgeyle nikah kıymaya benzer.
Zor bir hayatı seçiyorsun…
Bazı geceler, pencere pervazında,
yaşlı gözlerle dualar okuyarak kocanı bekleyeceksin!..

Doktrin: “Beklemek güzeldir ama doğru durakta.” – Can Yücel

 


 


4. BÖLÜM

22 Temmuz 2019 Pazartesi

Şu birkaç günde bir sürü avukat gezdik.

1. Avukat
İsmi: Rasim

Bu genç avukatı internetten bulmuştuk.
Gri gömlek, siyah kravat ve açık kahverengi pantolon.
Küçük, dar ve izbe bir bürosu vardı.
Liste fiyatı en ucuz avukat buydu.
Ama bana pek güven vermedi.
Sürekli, “Ben bu işi hallederim,” deyip durdu.
Hatta yanındaki stajyer kızlarla kocama tuzak kurmayı bile önerdi.

2. Avukat
İsmi: Talo

Annem, bu avukatın yıllar önce ilk müşterisiymiş.
Hafif toplu, neşeli birisi. Oldukça hızlı konuşuyor.
Hatta hukuk lügatından bazı dediklerini anlayamadım.
Bu da bizi anlaştırma taraftarı. Annem çok gerildi.
Anlaşma’nın ilk “A” harfini dahi duyunca annemin tansiyonu düşüveriyor. 🙂
İlk avukat gibi tuzaklar kurmaktan falan söz etmedi.
“Nafaka, çocukların okul masrafları ve bir araba yeterli,” dedi.
Kocamın zengin olduğundan bahsettim.
Görünüşüne göre beni şaşırtan bir zekayla,
Çok para kazanan kişilerin, o parayı korumak için kendilerini aynı oranda donattığından söz etti.
Annem, saçmaladığını söyledi. Ama bu avukatı dinlemek bana mantıklı geldi.
Bazı insanlar vardır, daha ilk karşılaşmada ona ısınır, güven ve sempati duyarsınız.
Onu sevmiştim.
El yazısıyla basit bir dilekçe hazırladım ve adliyeye götürdüm.
Boşanma davamızı açtık bakalım.

Hayatta kalmak için bir hareketten fazlası gerekir:
Hareketin kendisi olmak zorundasınız.
Potansiyel enerji işe yaramaz, kinetik enerji işe yarar.
Her soyun kaderini risk alan biri değiştirir.
İnşallah ailemi kurtarabilirim…
Şimdiden hayırlısı olsun.

Doktrin: “Ancak kendini kurtarabildiğinde diğerlerini de kurtarabilirsin.” – Tarkovski

 


 


5. BÖLÜM

23 Temmuz 2019 Salı

Kocamın ilgisizliğinden bunaldım; benim ve Meyra’nın telefon hatlarını kapattırdım.
Akşamında Kocam ve Ceo eve baskına geldiler.
Açıkçası bu kadar erken beklemiyordum.
Onlara dairenin kapısını açmadım ve it gibi beklediler. 🙂

Çocuklar, babalarına kavuşamayınca deliye döndüler ve evdeki her şeyi kırıp dökmeye başladılar.
P*çlere bak sen hele; bunlar tam da babasının kızları…
Aşkla bağlı olduklarını biliyordum ama bu kadar sevgi seli de beklemiyordum.
Daha sonra polis çağırdık ve bir sürü kargaşa oldu.
Çocuklar biraz mızlayıp sustular.

Sonra Veli ve annem de geldi. Ev tam bir curcunaya döndü.
Ben salona geçtim ve arkamdan CK geldi.
Bacak bacak üstüne attım ve onunla üst perdeden konuştum.
Şaşkın suratını görmeliydin günlük, resmen mal gibiydi. 🙂
Bir yandan sinirli taklidi yaparken bir yandan da konuşacağım cümleleri aklımdan siyaha boyuyordum.
Maalesef bu işte onun kadar iyi değilim. Belagatı müthiştir.
Ama zekası benden kıt!.. Çünkü rol yaptığımı anlayamadı…
Ne desem tulumba gibi başını salladı; ben de coştukça coştum!
Bir sürü beylik laf ettim.
Bu saldırılar karşısında gittikçe eğildi ve o da bu koroya katıldı.
Boşanmayı uzatıp beni süründüreceğini söyledi.
Bir ara sanki ağzından bir küfür kaçırdı.
Ama cümlenin sonunda sesini kıstı ve iyi duyamadım.
Kendime küfür ettirip hakaret duymayı başarmıştım.
Bu, kötü bir şey gibi görünüyordu.
Ama ben istediğim için yapmıştı; o kızmıştı ve ben başarmıştım.
Kendi istediği için gülmesindense, benim için ağlaması daha hoştu.
Benim kışkırtmam sonucu dayak yemem, kendi isteğiyle sevilmemden iyiydi.
Bu durumdan aldığım garip hazla kendimi iyice hastalıklı hissettim!

Sonra Ceo ile birlikte defolup gittiler.
Mutfak masasının üzerine de 600 lira bırakmışlar.
Günlerdir babamın evinde kalıyoruz.
Hiç demiyor, ne yiyor ne içiyorsunuz?
Bu para neye yeter be baba bozuntusu?..

Doktrin: “Hayat benden nefret etti, çünkü hep dikine gittim.” – Alara

 


 


6. BÖLÜM

26 Temmuz 2019 Cuma

Veli’nin başının etini yedim ve CK ile buluşmasını sağladım.
Arkadaşımın pastanesinde randevuyu ayarladım.

Kafeye CK önce geldi ve tek başına bir yabani gibi herkese arkası dönük oturdu.
Aceleci değildi, sakindi fakat temkin değildi.
Çok dalgın, derin düşünceli ve nevrotikti.
Temizlikçi kılığında ona yaklaştığımı bir bilse. 🙂
Göz göze gelmedik, yanındayken ona hiç bakmadım.
Gözümün akıyla kenardan azıcık izlemiş olabilirim.
Bana sinirli sinirli baktı, tanıyacak diye ödüm koptu.

“Veli Efendi, benimle konuşma isteğiyle mesaj atıyor!
Bornova Mado’da bekliyorum…
Orta boylu, arkası dönük garson kız masamı siliyor; yüzünü görmüyorum.
Gözünde gözlük, başında örtü, kafası yerde, bana hiç bakmıyor.
Onun gözünde masa benden daha mühim.” Hayat

Arka masalardan onları zaman zaman izledim.
Veli yüzümü görebiliyordu, fakat onun arkası dönüktü.
Arabasını göremedim, buraya yürüyerek gelmiş olmalıydı.
Bir ara takip etmeyi düşündüm, ama sonra vazgeçtim.
Bir zamanlar aylarca ölüm tehditleri almıştı ve takip konusunda tecrübeliydi.
Riskli bölgelerde yüksek süratlere çıkar, yanına araç dahi yanaştırmazdı.

Veli ile bir saat konuşup ayrıldılar.
Para konularında havuzun kenarından dolaşmış ve asla suya girmemiş.
Kunduzzz…

Doktrin: “Rakibinize geri çekilebileceği altın bir köprü inşa edin.” – Sun Tzu

 


 


7. BÖLÜM

28 Temmuz 2019 Pazar

CK ile Forum’da buluştuk.
Aynı kafeye çağırmadım, şüphelenebilirdi.
Buraya otobüsle gelmiş, “Kimi zaman halka karışmak iyidir,” dedi…
Bazen böyle saçmalıklar yapıyor.

Annemle bir gün öncesinden dersimi çalışmıştım.
Annemin provokasyonu üzerimde müthiş etkiliydi.
Etlerini jiletleyebilirdim, onu çiğ çiğ yiyebilirdim; hatta kafede kahvesine zehir koymayı dahi düşündüm.
Fakat tüm bu bedbin hisler onu görene kadardı:
Gözlerime bakınca, ışığın cazibesine kapılıp lambanın etrafında dönerek ölen bir sineğe dönüşüverdim.
Telefonuma aldığım notları ona tek tek sordum.
– Bunların hepsi deli saçması, yalan!.. dedi.

Bu hiçbir şeyi ispatlamaz. Çünkü yapmış olsaydı da “yapmadım” diyecekti.
Ben bu kez çok üzerine gidemedim, sanırım bazen ona oğlummuş gibi acıyorum.
İki tarafa da mutluluk getiren evlilikler azdır; ama vardır.

Köpeğin efendisi varsa, kurdun da tanrısı vardır.
Tasmam onun elinde değildi, peki neredeydi?
Kimsesiz bir sokak köpeği gibi dolaşmaktan sıkıldım.
Hayat bu işte! Doğmazsan sorun yok, ama dünyaya gelirsen dertten kurtulamazsın.
Çok ayıp da olsa, bazı insanlar sakatlarla alay ederler.
Ona tutkuyla bağlıydım ve henüz kurtulamamıştım.
Belki benimle içinden alay ediyordu.
Çırpındıkça batıyordum ve beni sevmesi için yaptıklarım ters tepmişti.
Ben hayatımda zaten hiç kimsenin en sevildiği olamadım.
Annem en çok Veli’yi sevdi ve ona ölümüne taptı.
Babamın en yakın arkadaşı da Veli olmuştur.
Birlikte denize girmek, at yarışı oynamak, maç izlemek ve pavyonlara gitmek…
Neler yaşamadılar neler…
Kocam şimdi babamın boşluğunu dolduracaktı,
ama başkalarının bacak arası boşluklarını doldurmakla meşgul!
Belki zamanı durdurma gücüm olsa, en mutlu anlarımı onunla yaşayabilirdik.
Ah! Ah! Oysa onlar, ne kadar da azdır!…

Doktrin: “Herkesi sevebilirdim; sevmeye senden başlamasaydım!” – Can Yücel

 


 


8. BÖLÜM

30 Temmuz 2019 Salı

Bugün CK’ye ailece buluşma önerimi yazdım ve uslu bir kedi gibi kabul etti.
Onu ikna etmek bazen çocuk oyuncağı.
Ben, CK, Meyra ve kızlarla Sığacık’taki lunaparka gidiyoruz.
Haziran’la dönme dolaba bindiler; biz de Meyra ile bir kafeye oturduk.
Asya yanımızdaydı fakat duyamayacak kadar oyuna dalmıştı.
Meyra büyü bohçasını masaya çıkardı, hemen payladım; kaldırdı.

Sonra, hep birlikte sahilde yürümeye başladık.
CK ne bizimle konuşuyor, ne telefonuyla ilgileniyordu.
Sanki bir görünmezlik iksiri içmiş gibiydik.
Meyra ve bana baksa da göz kontağı kurmadı.
Çocukları sadece boş bakışlarla süzüyordu.
Canlılara bakarken aklında bambaşka hayaller vardı.
Fakat etraftaki nesnelerle sonsuz ilgileniyordu.
Deniz kıyısı, kumsal, barlar, kafeler ve evler…

Ayrılık zamanı yaklaşırken evden bazı eşyalarımızı almak için izin istedik.
Bir an gülesim geldi: Evde eşya mı kalmıştı ki! 🙂
Anahtarı pervasızca uzattı. Bizimle gelmek istemedi.
(Bazen insanlara, onu kandırsalar dahi koşulsuzca güveniyor.)
Şu cümleyi defterime not aldım.
Bu, belki de onun, beyninin çalışmayan bir bölgesinin kusuru,
belki geçirdiği trafik kazalarından kalan sekel bulguları…

Kameraların kör baktığı açıda sigorta paneline büyü bohçasını yerleştirdik.
Annem evde merakla sordu ve koyduğumuzu söyleyince sevindi.
Ama sevinci bile buruk bir dudak büzüşüne gebeydi…
Artık, içimdeki dişi panterin kükremesini daha sık duyuyorum.

Doktrin: “Tüm güzel şeyler vahşi ve özgürdür!” – Henry David Thoreau

 


 


9. BÖLÜM

2 Ağustos 2019 Cuma

“Hava kararınca bunalırsan gökyüzüne bak!
İkimizin de o an, aynı yıldızlara baktığını fark edeceksin!” 11 Ağustos 2012
Bazen eski mesajlarımıza bakıp bakıp ağlıyorum.
Uçurumdan kurtulmak nasıl mümkün olacak?
Ona bakarsın, derinliğini ölçer ve kendini boşluğa bırakırsın.
Defalarca bu sanrıları kafamda kurup durdum.

*

Evlenmeden önce uzun soluklu bir iş hayatım olmadı.
Hiçbir işe yatkınlığım ve yeteneğim yok.
Ben, dünyayı takmadan hayatın tadını çıkarayım derken hayatı zehir olan insanım.
Şimdi parasız yaşayamam, çünkü nasıl yaşayacağımı bilmiyorum.
Dokuz yıl boyunca hiç çalışmadım ve nasıl çalışacağımı unuttum.

Bana Telegram’dan,
“Aylık giderleriniz ne kadar?” diye sordu.
20 bin lira civarı bir para yazdım.
Birlikte yaşıyorken harcamamız daha fazlaydı.
“Annemse 50 bin lira yaz, ödesin noolacak?” demişti.

Mesajımı, cevapsız bırakmayı tercih etti.

Doktrin: Benimle yatmak istemiyorsun, beni öldürmek de istemiyorsun. Hayatımda bu kadar ilgisizlik görmedim.” – Hitman

 


 


10. BÖLÜM

6 Ağustos 2019 Salı

İçimde ona karşı bitmeyen bir kin, kine mukabil de rafine bir sevgi var.
İyi zamanlarımda gülerek onu düşünüyorum,
kötü zamanlarımda ağlayarak ona intizar ediyorum.
Kollarımı açsam göğsümden bulutlara kuşlar uçabilir.
Bazen de aynı kuşlar, tüm sevdiklerimin gözlerini oyabilir!..

Bana ne zaman kıymıştı?
Doğum gününde eve gece yarısı geldiği gün mü olmuştu bu?
Evlilik yıl dönümümüzde evde elbisemle beklerken ona hiç ulaşamadığım gece miydi yoksa?
Evimizde kalan bakıcının yolunmuş saçlarını banyo giderinde fark ettiğim an mıydı?
Sahilde dondurma alırken çekici tezgahtar kızla fısıldaştığı gün olabilir miydi?

Kendimi öyle kötü hissettim ki tırnaklarımı koluma batırıp kan gelene dek sıktım.
Memnuniyet duydum bundan, hoşuma da gitti biraz…
Yoksa ben hep yalnız mıydım?..
Yani ne bileyim, aylarca kiminle öpüştüm?..

Beyaz tişört giydim, kamera karşısına geçtim ve
bana yaptıklarını bir bir anlatan iki büyük video kaydettim.
Ağzımdan ateş püskürerek, zehir zemberek kustum içimdekileri!

Belki senin ateşin beni başka türlü yakardı.
Benimki de işte böyle kül eder!
Herkese istediğini yapabilirsin ya*şak herif!
Şimdi yapma sırası bende.
Bu videoyla son lafı ben edeceğim,
ben edeceğim ki aklında kalsın!
Bundan sonra, dokundukça elini kanatan bir kaktüs gibi hep batacağıma sana!..

Doktrin: “Belki hiçbir şey yolunda gitmedi; ama hiçbir şey de beni yolumdan etmedi!” – Che Guevara

 


 


11. BÖLÜM

11 Ağustos 2019 Pazar

Kurban Bayramı’nın 1. günü, bu sabah hüzünlüyüm.
Bayramlarda, çocuklarla hepimiz sırayla onun elini öperdik.
Bu ritüel asla tekrarlanmayacak…

Öğleden sonra kapı çaldı.
Haziran koştu, ben de yanına vardım.
Bizimki, çalışanıyla kocaman sepet yollamış.
İçinde çiçekler ve yiyecekler var.
Aslında sevindim, fakat çocuğa belli etmedim.
Hislerimi ona aktarmasını istemedim.

Annem sinirlendi.
Ama sepettekileri de yemeyi ihmal etmedi.
Kayınvalidemin şu sözü aklıma geldi:
“S*kimlen küs t*şağımlan barışık!” 🙂

“İnsanlar, söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur,
ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmaz.
Teşekkür ederiz.” mesajını yolladım.
Reis’in komik bir etiketini Telegram’dan gönderdi.
Cevabı pek duygu yüklü olmadı.
Öyle vıcık vıcık aşk değildi istediğim…
Bir köpeği sever gibi, bir filmin devamını bekler gibi…
Hep hayatında olmak istedim.
Belleğinde bir koku, bir melodi gibi yer etmekti gayem…

Doktrin: “Gün geçtikçe beni kaybediyorsun, sadece farkında değilsin o kadar.” – Beni Böyle Sev

 


 


12. BÖLÜM

13 Ağustos 2019 Salı

Akşamüstü Point Bornova’da buluştuk.
Bir dondurmacıya oturduk.
Alışveriş merkezlerini ne çok seviyor.
Anası sanki bunu avm tuvaletinde doğurmuş.

Bir saate yakın konuştuk. Çok sinirli ve agresifti.
Hele gözleri… Tahtından uzaklaştırılmak istenen kralın hiddetiyle doluydu.
Ağzımı açsam, Erol Büyükburçak gibi bağırıyordu.
Ben sadece bir ev, araba, toplu para, nafaka, çocukların velayeti ve eşyaları istedim.
Bir kuruş eksiğine dilim varmadı yalansızım.
Niye bu kadar sinirlendi ki?..

O ise işi, beni tehdit etmeye kadar götürdü.
Ağzımı açıp bir cevap veremedim.
Sanki aramızda uzun bir menzil vardı.
Kocam, ortadan kaybolmuştu, artık orada olmayan,
yaşamayan biriyle konuşuyor gibiydim.

Evde annem, bugünkü aşağılayıcı ifadeyi duyunca küplere pindi.
Diablo’yu görüntülü aradık ve planlara başladık.
Annem, avukatına çok güveniyor.
Diablo bir ara şöyle dedi:
“Benim bir tane kriterim var,
yüzme bilmeyen adam suya girdiği zaman onu kendi ellerinle boğacaksın!”

Annem, önce tek yumruğunu top yapıp havaya kaldırdı, sonra hafifçe alkışladı.
Diablo ekledi:
“Tatlı dille öküz bile sağılır.”
Ben,
“CK, kurduğumuz tuzaklardan şüphelenmesin diye halıda, parmak uçlarımızda yürümeliyiz.” diye bağırdım.
Herkes coşkuyla doluyken, kendimi göstermek için bir haykırma illetine tutulmuştum.

Diablo:
“Her işin tarihinde önemli sınırlar vardır.
Böyle anlara nasıl tepki verdiğimiz değil, ne kadar iyi hazırlandığımız mühimdir.
Daha önce hiç savaşmadığımız gibi savaşacağız.
CK ve o bacaksız avukatı, ne olduğunu görmek için kafalarını çevirdiklerinde biz orada olmayacağız!” dedi.
Annem,
“Çoktaan uçmuş olacağız, Fiyuuuğtt…” dedi.

Bazı avukatların sihirli bir gücü vardır;
sana, ya en büyük mutluluğu, ya en derin umutsuzluğu getirirler.
İnşallah başarılı oluruz diye her gün dua etmeye başladım…

Doktrin: “İyi insanlar sorumlu davranmak için yasalara ihtiyaç duymazlar, kötü insanlar ise yasaları bir şekilde aşarlar.” – Platon

 


 


13. BÖLÜM

15 Ağustos 2019 Perşembe

Çocukları görmek istediğini yazdı.
Yarın doğum günüydü; şimdiden beklemiyordum.
Annem istemedi, ama ben de arabaya bindim.
Fahri Abi ile ofise geldik.
Arabadan, Meyra yerine benim indiğimi görünce suratı gölgelendi.
Ne yanıma geldi, ne sarıldı, ne güldü, ne konuştu.
Görünmez bir nesneymişim gibilerinden bir tavır takındı.
Bazen öyle soğuk ki…
Suratı, şantiyede yağmur yemiş ıslak tahtalar gibi küflü ve buruk…
Çocukları kucakladı, ikisini birden havaya kaldırdı.
Ben arka bahçede beklerim, dedim.
Sonra beni yukarıya, klimalı bir odaya çıkardı.

O yokken biraz odasında gezindim, kitaplarına baktım.
Raflarda şortu ve giyilmiş tişörtünü buldum.
Biraz kokladım; ama pek koku yoktu.
Sanki çamaşırları robot giymişti.
Çekmecelerini kurcaladım.
Bir sürü parfüm, kalemler, evrak ve bir yığın zırıltı…
Bilgisayarının ekranı kapalıydı, eski şifrelerini denedim, kilit kırılmadı..
Çantasında birkaç tane kondom gördüm.
Ayrıca içinde yazılar olan bir defter buldum.
Kimse görmeden çantama attım.
Çok heyecanlıyım Allah’ım; umarım anlamaz…

Bahçeden, çocukların haykırışları arasında kalın sesini duyuyordum.
Canavar olup çimenlerde kızları kovalıyordu.
Benimkiler önce keskin bir çığlık koparıyorlar,
sonra şiddetli bir münazara ve peşisıra halledilmiş meselenin durgunluğuyla sükuta eriyorlardı.
Bedenim odada geziniyor, ruhum bahçede tepiniyordu…

Sonra ona upuzun bir mesaj attım.
Ne kadar egosu yüksek, ukala ve kibirli biri olduğunu haykırdım.
Ahraz olsa duyardı; cevap geldi mi?… Elbette hayır!..
Metreslerinden biri olsam, beni gülücüklere boğardı ama…

Eğer benim bebeğim olmak istiyorsan, seni delirteceğimi bilmelisin.
Muhtemelen bana “çılgın” diyorsun.
Çünkü şu ana dek sahip olduklarının en iyisiyim.
Meftunum, ki senden de deliyim…

Doktrin: “Birbirimiz için yanlış kişiler olduğumuzu söyleme. Biz, başka hiç kimse için doğru kişiler değiliz.” – Buz Üstünde Aşk

 


 


14. BÖLÜM

16 Ağustos 2019 Cuma

Akşama doğru biraz yazıştık.
Zaten uzun yazmayı pek sevmez.
Paragraf bile doldurmayan küçük kırıntılar.
İstediklerimi saydım…
“Mahkemede görüşürüz!” yazdı.
Gidere gider! Benden, “Hayırlısı olsun!” gecikmedi.
Bugün doğum günü olması bile umurumda değil.
Senin sorunun bu…
Herkesi kontrol edebileceğini sanıyorsun!
Ama biri sana kaybetmeyi öğretmeli…

Ben sessizce içime içime ağlarken annem aniden salona daldı.
– Kızımı kapı dışına attılar. Bize bir şey vermelerini lazım. Sana bir şey teklif ettiler mi?
– Bir daire ve araba…
– Kabul et! Onları satarım. Şimdi paralarını alalım. Sonra intikam alırız…
– Ama anne, onu hala seviyorum!..
– Sen haklısın… Ama bu durumda bir önemi yok.
– Ne demek istiyorsun anne…
– Yetişkin olmak, bazı şeyleri hoşuna gitmese de kabul etmek demektir.
Son zamanlar ben de hoşuma gitmeyen şeyleri kabul etmek zorunda kaldım.
Sana da aynısını tavsiye ederim…
Doktrin: “Benim rahat etmediğim yerde kimse istirahat edemez.” – Laz Ziya

 


 


15. BÖLÜM

24 Ağustos 2019 Cumartesi

Annem artık bu olanlardan usandı ve avukat Talo ile ilerlemek istemedi.
Yerine belalı bir avukat arkadaşını ayarladı. İsmi: Diablo.
Birkaç gün önce Diablo’ya giderek vekaleti verdim.
Annem, Diablo’nun çok güçlü bir mafya olduğunu ve kocamın hakkından geleceğini söyledi.
Arabalarının plakalarını ve CK’nın gidebileceği adresleri dahi teslim ettim.

Bana, avukatlık ücret sözleşmesi imzalattı.
Çok açık fikirli, berrak görüşlü bir insan.
CK’den ilk para kopardığımda ona 60 bin lira ödemeliyim.
Beni tehdit edersin ha!…
Dinsizin hakkından imansız gelirmiş.

Madem benim tek mesajıma cevap vermiyorsun, ben de senin telefonlarını açmam!
O pek ısrar etmez, ama iki defa aramış hayret!
Sonra Fahri Abi çağrı attı, ona da dönmedim.
Sonra ben aradım, çünkü barışma umudu taşıyordum.
Karşımda ilk defa sessizlik denen şeyi duydum.
Tanıdığımız sessizlik değildi; farklı bir şeydi.
Bu CK değildi, başka birisiydi…

Zaten onun garip bir konuşma tarzı vardır.
Kendi kendine konuşur gibi pozlara bürünür ve başkalarının,
ne dediğini anlayıp anlamadığına zerre kadar önem vermediği bilinsin ister.
Ama gene de onunla kavga etmeyi, başkasıyla gülmeye değişmem…

Telefonda isteklerimin hepsini yerine getireceğini söylüyor.
Ne yani?.. Gerçekten ayrılıyor muyduk?..
Çok korktum.
Bu, birdenbire annemin kanser olduğunu öğrenmem gibi bir şeydi.
Boşanma gerçekleşirse bir daha asla bana ait olamazdı…
Oysa şimdi nikahı bendeydi, yüzüğü parmağımda parlıyordu…
Gelecekte bedenime sahip olmayacak mıydı?
Ne yani; ben artık ona ait değil miyim?
Üzerimde hüküm sürmeyecek, bana zorbalık etmeyecekti.
Kurt grisi gözleri, bana boyun eğdirmeyecekti…
Ateşli bakışları soluğumu kesmeyecek miydi?..
Kanım sıcak akmayacak, nabzım 120 atmayacaktı.

Kardeşim Veli söyledi:
Uçuk paralar istenirse bazı erkekler vazgeçiyormuş.
Asla ödeyemeyeceği menkuller, tüm yokuş yukarı seçimlerim,
tümünü nasıl kabul edebilirdi ki; o kadar parası yoktu bile…
Tutumlu bir insanın, benden kurtulmak için tüm dünyayı gözden çıkarması…
Yoksa gözden çıkarılan ben miyim?…
Ağla gözlerim ağla… Bugün senin matemin ağla…

Doktrin: “Gülün, dünya da sizinle gülsün; ağlayın, ama yalnız başınıza ağlayın.” – Old Boy

 


 


16. BÖLÜM

29 Ağustos 2019 Perşembe

Bugün defalarca aradı.
Ne açtım, ne mesaj çektim, ne geri döndüm, ne aradım.
İtiraf ediyorum: Onu çok özledim!
Delirip beni öldürmeye yeltense bile, zorbaya karşı koymaya niyetim yok.
Eylemlerim ve söylemlerim ne denli kötüyse, hislerim de bir o kadar iyi.
Ne kadar kızıyorsam, o kadar seviyorum demektir.
Sevgimin ölçüsünü, barbarlığımın vahşi yakıcılığından almalısınız.
İçimde cayır cayır yangınlar kopuyor, ama çığlık çığlığa da seviyorum.
Onu çiğ çiğ yemek, ısırıp bitirmek istiyorum.

Mutfakta doğradığım elmanın sofraya gelmeden bir dilimini ağzına atışını,
evde terliksiz yürüyen çıplak ayak seslerini,
yakıcı karanfilli deniz tuzu kokusunu,
kızgın anlarında beliren sinirli köpek dişini,
“beni kızdırma artık” derken, o artık sözcüğünde t harfinde damağına vuran ıslak dilini de özledim!

Doktrin: “Bir erkek vazgeçmek istiyorsa tek bir neden yeter; ama biz kadınlar, sevgimiz için mücadele ederiz.” – Frida Kahlo

 


 


17. BÖLÜM

05 Eylül 2019 Perşembe

Benimle bir yazı paylaştı.
Nobranca satırlarla doldurulmuş bir protokol, hiç beğenmedim!

Ona sormadan adım atmamı yasakladığı için Diablo’yu aradım.
Protokolü özetledim, hiç şaşırmadı…
Ona davada elini güçlendirecek deliller vermeliymişim.
Gezdiği yerler, kaldığı evler, sürdüğü arabalar…
Bazı noktalara dinleme cihazları yerleştirmekten söz etti.
Yapamayacağımı söyleyince Diablo,
asistanı olan bir kızı yanıma vermeyi önerdi. Sonra da onu övmelere doyamadı:
– Başkaları Ay’dır, ama o Güneş’tir. Seni ışığa, şansa boğar.
– Ne kızmış be, kimse bizim için böyle methiyeler düzmedi… dedim.
– İyi kızdır, tek kötü huyu durmadan araya İngilizce kelimeler serpiştirir.
– Nasıl?.. dedim.
– Plaza İngilizcesi gibi canım, anla işte!
– Peki bunun ne gibi bir zararı olabilir?
– Zararı olur demedim… Sadece yararı olmaz.
– Hayatımı zorlaştıracak birine ihtiyacım yok… dedim.
Fakat sonra düşündüm…
İleriki maceralarımda bu kızı, CK’ya tuzak kurmak için kullanabilirim!..

Protokol zehir gibi narsistçeydi…
Çocukların isimlerini değiştirme yasağı.
Aldığı evde sadece biz oturacakmışız.
Arabayı da benden başka kimsenin sürmesini istemiyor.
Yazıyı, halisane duygularla hazırladığından söz etti.
Kurdun da sütü beyaz olur ama görünüşe aldanma!..
Sanki ben, onun için karı olmaktan çıkmış, sırf dert haline gelmiştim.
Bunlarla uğraşacağına bize sahip çıksaydın ya be herif!
Kocam tam tımarhanelik!
Hiçbir deli, deliliğini kabul etmez; yalnızca akıllılar eder, derdi annem…

Doktrin: “Deliler mükemmel dava konularıdır; konuşurlar ama kimse dinlemez.” – Zindan Adası

 


 


18. BÖLÜM

06 Eylül 2019 Cuma

CK, bugün yine arayınca artık açmak zorunda kaldım.
Haziran başımın etini yedi p*ç.
Bu çocuk da ne hemen babasını özlüyor canım!
Çocuğu almaya Audi A1 ile gelmiş.
Bana para vermesin diye neredeyse scooterla gelecek.
Bentley nerde, Tesla nerde?..
Biz aptalız ya…
Bir de sürekli yırtık, pırtık model tişörtler giyiyor.
Nerde Dolce&Gabanna, hani Pırada…

Akşamüstü bizim apartmanın önünde Asya’yı da biraz sevdi.
O sırada Annem geçiyordu.
Birbirlerini görünce ikisi de dondu kaldı.
Bir de utanmadan eğilip annemin elini öptü.
Zaten onda utanma ne gezer, öyle olsa benim gibi karıyı kim kaybetmek ister?..

Bir kocam vardı benim…
Uzun boylu, atletik yapılı, ıslak çamur rengi saçlı ve oğlan çocuğu tavırlı.
Ayağına taş değmesin diye yerlere attım kendimi.
Süpürge ettim saçlarımı, sırf o çamurlara basmasın diye…
Hatayı tam da burada yaptık galiba…
Ama biz kadınlar, başka duygu bilmeyiz.
Elimize geçen adamı oğlumuz gibi mıncık mıncık severiz.
Yapamayınca da manyaklaşır, deliririz.
Sonuçta hepimiz… potansiyel anneleriz…

Doktrin: “Kadınlar zayıftır, ama anneler güçlüdür.” – Victor Hugo

 


 


19. BÖLÜM

10 Eylül 2019 Salı

Bugün diğer günlerden eğlenceliydi.
Öğlen evin kapısı çaldı. Gelen, onun sağ kolu Öner’di.
Bize aldığı evi gezdik ve yeni arabaya pindik.
Çocuklar çok sevindiler, zaten bunlar da alık, her şeye seviniyorlar.
Bense aşırı şaşkınım.
Ciddi ciddi benden ayrılmak mı istiyor?
İşte bu acıttı p*ç… Canımı yaktı.
Eğer benden kurtulmak istiyorsa, bunun bir milyar dolar falan etmesi lazım;
hatta daha çok…
Yani benim sevgim, ne bileyim, parayla falan ölçülememeli işte.
Bir servet istemeliyim ki usansın.
Ne kadar büyük para veriyorsa, beni o kadar az seviyor demektir.

Onun gözünde bir asalak olduğumu düşündüğüm kahredici bunalımla günlerce ızdırap çektim.
Çok da önemli biri olmadığımı anlayınca çıldırmıştım.
Konu, bana olan sevgisi falan değildi.
Çünkü bu davranışları, ona hakaretler yağdırmaktan imtina etmeyen
anacığımı, dördüncü defa haklı çıkarıyordu!..

Kendimi öyle donanımsız, eksik ve yetersiz hissediyorum ki,
bin parçalı bir puzzle’ın kaybolan en önemsiz karesi gibiyim.
Artık, olsam bile beni kim fark ederdi ki?
Sadece duygusal nedenlerden ötürü Lenin’i okumadım.
Ama onun, ”Din kitlelerin afyonudur.” dediğini başkalarından duydum.
Sen tüm diktatörlerden daha acımasızsın pis adam!..

Doktrin: “Sana kötü bir haberim var it herif! Dün iyi niyetimin son kullanma tarihiydi. Artık her şey adamına göre!” – The Departed

 


 


20. BÖLÜM

14 Eylül 2019 Cumartesi

Bugün gene Telegram’dan sayıklamalar gönderdi.
Çocukları hangi okula yazdırdığımı falan sordu.
Ben de onu kızdırmak için ne gerekiyorsa yaptım.
Nedense hıncımı alamıyorum.
Ben, onun hayatındaki her şeyden pahalı ediyorum. (Ama boşanırsam!)
Hayatındayken neden hiçbir şeyim yoktu.
Sevgi, her terazide paradan ağır çekmez mi?
80’ler sinemasına ne oldu, Yeşilçam Klasikleri ne alemde?

O gün bu gündür bekliyorum, komşuya bile gitmiyorum.
Evimi boyamadım, eşyalarımı değiştirmedim; ki kocam gelirse yabancılık çekmesin.
Evin anahtarını değiştirmedim,
döndüğünde dışarıda kalmasın diye hiç kapıları kilitlemedim.
Sırf o öyle seviyor diye, çocukların saçlarını her gün ördüm de bekledim…

*

İlişkimizin başındaydık, yağmurlu bir gündü.
Sırılsıklam bir avm’ye girmiştik.
Yürüyen merdivenlerden gelen kıza gözünün kenarıyla baktın.
Vücudunu saran gri elbise giymiş, iri kalçalı bir afetti.
İlah gibi bir zehirli sarmaşık…
Altın oranla çizilmiş vücudu tapınak sütununu andırıyordu.
– Şuraya bak, ne kadar kötü ayakkabıları var… dedin.

Gerçekten de kırmızı spor ayakkabıları ondaki en uyumsuz objeydi.
Düşüncelerimin yönünü saptırarak hedef şaşırttın.
Benden çekinip, kıza doya doya bakacağın bir yöntem geliştirmiştin.
Bayıldığın kadınlara defaatle bakar,
ben fark edince, onları yerden yere vuracak bir çapanoğlu buluverirdin.
Çok zekiydin, ama tilkiden önce kurt var burda!..
Cehennem boş kalmış kardeş, bütün şeytanlar burda!..

Onun için ayrımı yoktu…
Çöpçü kılıklı, çingene tipli, tezgahtar, garson, herhangi biri…
Yeter ki çekiciliği olsun…
Dünyaya; çocuk gülmek, kadın aşık olmak için gelir, derler.
Çocuklar, ebeveynine aitken güvende hisseder…
Kadınlar, sadece bedenlerini başka birine teslim edince güven serumuyla dolarlar.
Erkekler, kadın peşinde koştukça coşarlar.
Boşalırken bir an duyumsadığı coşkunun bedelini, saatler süren bezginlikle öder.
Haddizatında çoğu erkek, kadından hoşlanmanın, bir erkeklik indikatörü olduğunu sanır.
Kocam, bu işin Peygamberi olsa başı arşa değeni, müzik yapsa sanatın Nirvana’sına erişeni olurdu…

Ama olsundu…
Beni deli gibi seven bir aptaldansa, çapkın ama zeki birine tapmak hoşuma gidiyor.
Çünkü sevilmekten önce sevmeye açlık duyuyorum.
İmkansız olduğunu bildiğim halde seni seviyorum.
Çünkü aşık olacağın kişiyi seçemiyorsun.
Karşılıksız sevmek zor… Seni sevmek daha zor aşkım…

Doktrin: “Aşka tamamen teslim olana dek onun ne olduğunu asla bilemeyeceksin!” – Fools Rush In

 


 


21. BÖLÜM

15 Eylül 2019 Pazar

Telefonda bana,
“Asla bir yerde çalışamazsın, tembel tenekenin tekisin!” dedi.
Ona inat bugün Yeni Asır gazetesi aldım.
Eciş bücüş iş ilanlarını okudum.
Sonra internetten araştırdım.
Bir kariyer sitesine üye oldum.
Hatta aynı gün bir telefoncuda iş bile buldum.
Sahte Çin malı telefonlara imei kaydı yapan,
akşamları da dükkanın arkasında demlenen bir adamdı.
İşi bulmamla bırakmam aynı güne rastlar. 🙂
Kocamın tamamen haklı çıktığını söyleyemem, ama haksız da sayılmazdı…

CK’yı düşünüyorum da…
Herkesin sevdiği birisi olmak zevkli olmalı.
İnsanlar ona bayılır tabii…
Müşterileri, çalışanları, şöhreti var; benim neyim var ki?..
Bir işim yok.
Sevdiğimi de kaybettim.
Bir sokak köpeğinden ne farkım kaldı ki…

Doktrin: “Akşamları bir sokak köpeği kadar yorgun hissediyorsan, tüm gün hırladığın içindir.” – Aldous Huxley

 


 


22. BÖLÜM

17 Eylül 2019 Salı

Akşamüstü evin balkonunda protokolümüzü imzaladık.
Sağ kolum titrek, uyuşuk, suni ve bana ait değil gibiydi.
Diablo bir öğretmen gibi beni sürekli geliştiriyor.
Director gelmeden bir saat önce kolumun altına serum bağladım.
Hava sıcaktı ama uzun kollu ile balkonda bekledim.
Bence Director bir şey anlamadı.
İnsanları kandırınca bazen manevi bir haz duyuyorum.
Annem ve kardeşim biliyor, babamınsa haberi yok.

Güzel bir söz var:
“Vergi sanatı, kazdan en az gürültüyle en çok tüyü yolmaktan ibarettir.”
Ben de çocuklarımın geleceğinin parasını alıyorum.
Belki de hayatın benden aldığını herkesten tahsil etmeye çalışıyorum; hem de faiziyle…
Normalde ucuz şeylerle yetinenlerden onlar esirgenir,
memnuniyetsizin önüneyse dünyalar serilir.
Ben daha çok bu ikinci kamptayım.
Çünkü o golü de engellemek için şimdi farklı bir kale açtım.

Doktrin: “Taktik maktik yok, bam bam bam!” – Fatih Terim

 


 


23. BÖLÜM

18 Eylül 2019 Çarşamba

Boşanmadan malları benim üzerime geçirmek istemiyor.
Telefonda çok köşeli ve sivri konuştu.
O zaman tüm planlar altüst olur.
Diablo bana telefonda kızdı ve bağırdı.
Annemi aradım ama ulaşamadım.
Yavaş yavaş herkes üzerindeki kontrolümü kaybediyorum.

*

Veli ve arkadaşı Melik beni, sahildeki bir restorana akşam yemeğine çağırdı.
Boğaz geceyi kabule hevesliydi.
Kızıl beyaz ışıklar suya dökülmüş mücevherler gibi yanıyordu.
Tatlı çimen yeşili yosunlar, rıhtımdaki taşları dövüyordu.

Rakılar geldi, titreyen sağ elimle terbiyemi kaybetmeden tek dikişte içtim.
Sonra masamıza Cem diye birisi dahil oldu ve hemen kaynaştık.
Çıkık elmacık kemikleriyle granit gibi sert hatlara sahipti.
Herkes bir şeyler anlatıyordu, pek dinleme havam yoktu.
İçinde Mezdeke havaları çalan bir ada vapuru akıntıda süzülerek geçti…
Yakut kırmızısı ışıkları avuç avuç denizi boyadı…

İkinci dubleden sonra anason kokusu burnumu yakmıyor.
Tonlarca dev pamuk Ay’ın çehresinden süzülüyor.
Keşke gökyüzünü bir çarşaf gibi yırtabilsem.
Bana bir erkek buldunuz demek…
Atı kıskandırmak için eşeğe binilmez ki.
Nereye gidersem gideyim, acısı, bir kara bulut gibi üzerimde dönüyor.
Kahretsin ki senden ayrıldığım zaman seni daha çok özlüyorum p*ç!..
Ağlamaya başlıyorum. Veli ve Melik başıma üşüşüyor.
Bu yapay ilgi hoşuma gidiyor, yalnız olmadığımı hissediyorum.
– Neden ağlıyorsun?.. diyor Melik.
– Kocasını özlemiş… diyor Veli.
Melik tespiti patlatıyor:
– Yahu bu adam da öğrenci evindeki makarna gibi ha!
Hem herkes nefret ediyor, hem de kimse vazgeçemiyor. 🙂

Arka masalarda rüzgarla salınan bir pencere kırılıyor.
Herkes sese yöneldi, o anda kendimi yere bırakıverdim.
Birazcık numaradan bi beis çıkmaz canım.
Asla bulamayacağım bir şeyi yerde arıyor gibiydim.
Kalkıp mekandan ayrılmaya karar verdim.
Veli ayakta bana sarıldı:
– Sana ağlaman için uzatılan mendillerle halay çekiceksin diyorum gör bak gör!”

Doktrin: “Bakakalırım giden geminin ardından; atamam kendimi denize, dünya güzel; serde erkeklik var, ağlayamam.” – Orhan Veli

 


 


24. BÖLÜM

19 Eylül 2019 Perşembe

Ağlamalarım sonuç verdi ve bugün tapuda buluştuk.
Ona yaklaşamadım ve yanağını dahi öpemedim.
Sanki çevresinde bir hale, görünmez bir kalkan vardı, beni duvara doğru iten…
Onu yıllardır tanıyorum, ama kim olduğunu bilmiyorum.

Gişedeki adam, evi çocukların üzerine yapmanın zorluklarından bahsetti.
Çünkü 18 yaşında değillerdi… Ne yapmak isterdik?
Şu soru, CK’nın zihninden bir şimşek gibi geçti.
Tereddüt etmeden kimliklerimizi uzattı ve evin 2/3’si benim üzerime geçti.
Evi alırken burada orijinal imzamı atmayı ihmal etmedim.

Dışarı çıktık ve beni kafamdan öptü.
Ona sarıldım ve yanaklarından koklayarak Judas Öpücüğü bıraktım.
Havari Judas, İsa’yı öperek Romalıların onu tanımasını sağlar.
Son Akşam Yemeği (Supper) sonrası verilen bu öpücüğe, “ihanet öpücüğü” denir.
Koskoca peygamber, 30 altın için harcanmıştır.

Aracın satışı için Director ile notere geçtik.
Director’un adresi noter sistemine geç düşünce panikledim.
Noterdeki kadının sigaralı, zalim sesinden korktum.
Dolandırdığımı anlayacaklar diye ödüm koptu.

Doktrin: “İşin sırrı, kimsenin bilmediği bir şeyi bilmektir.” – Aristotle Onasiss

 


 


25. BÖLÜM

20 Eylül 2019 Cuma

Bir yıllık nafakayı peşin olarak banka hesabıma yatırdı.
Ekranda rakamları görünce moral katsayım zirve yaptı.
Hakkım olan miktarı en az on defa hesapladım.
Bütün nafakayı toplarken kafam yazarkasaya döndü.
Diablo’nun 60 bin lirasını ivedi gönderdim.

*

Öğleden sonra kardeşimin kuaför salonuna geçtim.
İşe yeni bir kız başlayacaktı.
İsmi Olga, sarışın bir Rus.
Kendi cinsimden memnun olsam da güzel bir kadın bedeni beni hep cezbetmiştir.
Dükkana girdim ki ne göreyim!..
İşe aldıkları çocuk transeksüelmiş.
Ona ne demeliyim? Kız mı, çocuk mu?..
Trans birey deyince kızmıyorlarmıymış?
Alsancak Bornova Sokağı’nda “trans birey” diye bağırsam falçata yer miyim?
Dükkanda Veli ile konuştuk.
Açıkçası o da şaşkındı:
“Bizi kandırdı abla, kıza Olga dediler, çocuk Tolga çıktı!”

Doktrin: “Bazen gerçeğe inanmak güç olduğunda, yalanlar gerekli şeylerdir.” – Alara

 


 


26. BÖLÜM

22 Eylül 2019 Pazar

Taşınma günü
Evdeki tüm eşyaları istedim.
Bezgin bir tevekkülle boyun eğdi.
Bunları elde etmek çok zordu.
Artık istediğim her şeye sahibim.
Peki neden mutlu değilim.
Çünkü para, çoğu zaman daha fazlasına mal olur.
Belki mutlu olmak tüm bunlardan da maliyetlidir.

*

Akşam eve geldiğimde hayatımın şokunu yaşaadım.
Kapımızın önünde bir sürü kadın-erkek ayakkabısı…
Kapı açıktı ve bir perde ile mutfak salondan ayrılmıştı.
Çocukları bulamadım, anneme koştum…
Birden dizlerime kapanmasın mı!..
Gözleri kan çanağı, “Anne ne oldu?”
“Baban öldü Kızım!..”
Sözler kulağımı yırtarak yankılandı.
Annem büyüdü, oda küçüldü.
Görüntüler bulanıklaşırken filmin son sahnesi perdelendi.
Ölüme yaklaşan oyuncuydum ve çember çizen kamera ağır çekimle bana pan yapıyordu.
Bağırsam sesim çıkmaz, lal oldum, ahraz oldum.
Uzuvlarım beni dinlemiyor, beynim komutları algılamıyor.

Tavandan bir kapak açılıp yağmur suları odaya dolmaya başlıyor.
Ev havuz gibi dolunca iri gözlü balıklar yüzümü yalıyor.
Her an kahroluyorum, damarlarımda siyah petrol dolaşıyor.
Arkadan,
– Gençliğinin baharındaydı, daha 100 bile yoğudu, 98’inde gitti… demesinler mi…
Annem:
“Ulan alık! Benim babam öldü, seninkisi değil!..

Doktrin: “Ölümün tadı, dilimin ucunda. Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum.” – Wolfgang Amadeus Mozart

 


 


27. BÖLÜM

25 Eylül 2019 Çarşamba

Boşanma günü…
Erkenden yollara düşüp enayi gibi adliyeye demir atmış.
Gitmedim, ama telefonlarını açmazlık da etmedim.
Aradığında sesi cızırtılı ve ürkütücüydü.
Bir mangal dolusu ateş yutup ispirtoya üfler gibiydi.

Onu sevdiğimden söz ettim, barışma ihtimalimiz var mıydı?..
Söylediklerim yalan değildi, ancak doğrunun %10’unu oluşturuyordu.
Hayatında hiç yalan söylememiş, ahlaksızlık yapmamış kimse yoktur.
Bir erkeğe tutkuyla bağlanmamış tek bir kadın yoktur.

O her şeyi vermiş, fakat nikahını benden kurtaramamıştı.
Şimdi yeni davalarla daha fazla mal koparabilirdik.
Belki bu operasyon zararımı kompanse ederdi.
Birkaç defa adliyeye çağırdı, ama sonra sustu.
Kızdırdığınız kişi sessiz kalıyorsa, bu, size cevap verilmediği anlamına gelmez!

Tüm umudunu yitiren, tüm korkusunu da yitirmiştir.
Beni ne hallere soktun ulan!
Ben, bir insanı mutlu etmek için başka dünyalardan gelmiş biriyim.
Beni hak etmeye çalışsaydın ya be adam!

Diablo, “Günümüzün para birimi dikkat!” derken sanırım haklıydı.
Bütün oyunlarımız karşı tarafı meraklandırdı ve bize kaplama bir derinlik cilası verdi.
CK, ayrılmaya çok hevesliydi, biz de bu olayı bir kaldıraç olarak kullandık.
Ünlü yarış pilotu Andretti güzel söylemiş:
“Her şey kontrol altındaysa yeterince hızlı değilsindir.”
Hata, hata yapmaktan değil, yaptığın hatayı gizleyememekten oluşur.
Kurnazlık denilen kutsal sanat sana minnettarım.
Senin sayende görünmez olup, düşmanın kaderini elimizde tutuyoruz.
Bu hamlemizle CK’nın tabutuna son çiviyi de çakmış oluyoruz.

Doktrin: “Suçu açığa çıkarmak suç sayılıyorsa, suçlular tarafından yönetiliyorsunuz demektir.” – Edward Snovden

 


 


28. BÖLÜM

26 Eylül 2019 Perşembe

Bugün Veli’nin yanına uğradım.
Biraz sarılıp dertleştik, benle hemhal oldu, diğerkam oldu.
Kardeşim kadınları iyi anlıyor, belki mesleği bu olduğu içindir.
Her erkeğin içinde küçük bir çocuk saklanır, bununki kız çocuğu gibi…
Bir de dedikodu paylaştı:
Veli ile Melik’in ortaklıkta araları açılmış.
Melik sakal tıraşında kullanmak için bir makine istemiş.
Veli de çükünü tıraş ettiği makineyi Melik’e vermiş.
Hey Allah’ım ya… Bunu öğrenmek zorunda mıydım?

Simsiyah, parlak, uzun ve çarpıcı saçlarım vardı.
Koltuğa oturdum ve Veli’ye,
– Kes ulan!.. dedim.
– Abla… dedi, yapma… Resmen yalvardı…
O kadar kısa kestirdim ki, mahallede delilerin saçını bile daha uzun bırakırlar.
Sonra yan koltuğa güzel bir kadın geldi.
Saçları belinden aşağıdaydı.
Sadece bakım istediğini söyledi.
Ona hasetle baktım, öyle içim gitti ki…
Gölde, bacağını timsaha kaptırmış ceylanın uzaktaki çimenleri canının çekmesi gibi…

Doktrin: “Saçını kestiren bir kadın, hayatını değiştirmek üzeredir.” – Coco Chanel

 


 


29. BÖLÜM

27 Eylül 2019 Cuma

CK bana hakaret davaları açmaya başladı.
Postacı bir sürü evrak getirdi, annem postacıya, burada böyle biri yaşamıyor, dedi.

*

Hayat, bir ömürde tamamıyla anlamak için çok kısa.
Ben onu terk etmedim aslında, yalnızca bu işin peşini bırakmasını istedim.
Ahlaki meseleleri bir heykeltıraş inceliğinde yontma konusunda eşsiz bir isim.
Ama sadece, nalıncı keseri gibi talaşları kendi önüne çekerek.

Bazen, seni unutmaya ömrümün yetmeyeceğini ben de düşünüyorum.
Seni istiyordum, yerine kıymetli mallar aldım.
Gerçekte istediğimle aldığım şey farklıydı.
Onunsa gerçekte istediğiyle elde ettiği şey aynıydı.
Benden kurtulmak zaten elde ettiğiydi.
Sadece henüz boşanamamıştı, bu da isteyip yapamadığı şeydi.
Bu süre zarfında onu ikna etmem asli görevimdi,
bense onu kızdırmaktan başka bir işe yaramamıştım.
Telefonda birbirimize söylenecek tatlı sözler artık tükenmişti…
Geriyeyse hiçbir şey anlatmayan bol keseden çirkinlik kalmıştı.

*

Öğlen eve geldim…
Üst üste konmuş iki peluş oyuncak…
Demek kızım oyuncaklarıyla oynamış.
Buzdolabının yanına çekilmiş bir sandalye…
Sakladığım çikolatalar yürütülmüş.
Masanın üstünde mercimek çorbalı kirli tabak.
Demek kızım karnını doyurmuş…
Halıda unutulmuş nemli, buruşuk bir peçete…
Demek bebeğim ağlamış!
Benim de bu oyuncaklara ihtiyacım var.
Çikolataları poşetinden çıkarmam lazım.
Sevgilim diye ayıcıklara sarılarak, çikolataları yiyerek, bir sigara yakarak hüngür hüngür ağlayacağım!

Doktrin: “Sen bir hayal, hastalığımın doğurduğu bir kabussun.
Ama seni nasıl yok edeceğim bilmiyorum.” – Dostoyevski

 


 


30. BÖLÜM

30 Eylül 2019 Pazartesi

Director, sitenin önüne gelerek onun çarşaflarını istedi.
“Sizi bir daha evimin önünde görürsem polise başvururum!” mesajım gecikmedi.
Onları sana neden vereyim lanet herif?..
Sonra her gece neye sarılıp ağlayarak uyurum…

Siyah kapüşonlusu ve sakallı suratıyla kızgın suratlı bir adam.
Telefon ekranında fotoğrafı o kadar yakınlaştırdım ki yüzünün her kıvrımı dudağıma yapıştı.
Ama her karesini, her anını, minik çukurları, sakal diplerini, parlak diş çatlaklarını.
Bu akşam fotoğrafın resmen canlanıp konuştu benimle.

Ancak öyle ya da böyle fark etmez!..
Bu işte ben, mazerete inanmam.
İyi bir aşık dediğin şikayet edip durmaz;
gerekirse gidip sevdiğinin ayaklarına kapanır!
Gurur, onur bunlar safsata, sonuçta kader gayrete aşıktır…

Kaybedip kazanmak kumarbazın umurunda mı ki; o aldığı zevke bakar.
Günün sonunda tüm servetini sefahati uğruna feda eder.
Kaybetmek dert değil; bu aşkta ben de kumar oynamak istiyorum.
Çünkü bir şeyin yarımı hiç olmamasından iyidir…

Benim umudum ölme fikriydi.
Aslında çoktan intiharı denerdim.
Yaşama tutunmamı sağlayan hep bu ikinci seçenekti.
Yoksa bu saplantıların yakıcı duygusuna asla tahammül edemezdim.
Tüm umutlarını kaybetmek özgürlüktü.
Daha hızlı ölmenin bin farklı yolu varken, ben onu sevmeyi seçtim…

Doktrin: “Yaşanacak renkli hayatlar var;
neşeyle sürülecek bisikletler var; tadına varılacak güneş batışları var.” – Cesare Pavese