Bu uyarlamada gerçek olaylardan esinlenilmiştir.
Bazı sahne, karakter, isim, iş, vaka, yer ve olaylar
dramatik gerekçeler sebebiyle hikayeleştirilmiştir.

51. BÖLÜM
23 Ocak 2020 Perşembe

Diablo, Director’ü arıyor:
– Toyota Yaris’in sizde kalan yedek anahtarını istiyoruz.
– Bu konuyla ilgili avukatımı arayabilirsiniz.
– Korkmayın ya, sadece anahtarı istiyorum!

Denize düşen adam yağmurdan korkmaz.

*

Bilmeyenler için ön seyir:
Bu dava, kayınçom Veli’nin kuaför dükkanında aylarca düşük maaşla çalışan,
tazminatlarını alamayan, berberim Musto ve arkadaşı Taro ile kurduğumuz sinerjinin eseridir.

Musto, üç yılın yarısında Veli’nin, yarısında Veli’nin annesinin işlettiği dükkanda çalıştığından,
dava, hem Veli’yi hem annesini ilgilendirmektedir.

Erto’nun Aslan Olup Kükrediği Ara Bulucu Maçının Geniş Özeti

Erto Konuşuyor:
Toplantı başladı, Ara Bulucu bana söz verdi.
Aniden Veli söze dalarak,
– Biz zaten biliyoruz neyin ne olduğunu… dedi.
Ara Bulucu müdahale etti Ben de,
– Bırakın konuşsun… dedim.

Aniden annesi,
– O sahibine söyle… türünden laflar geveleyince,
– Bu şekilde konuşacaksanız tavrımı değiştiririm… dedim.
Veli annesine,
– Sen sus anne!.. dedi.

Ardından Ara Bulucu,
– Buyurun taleplerinizi söyleyin… dedi.
Ben,
– Biz 140 bin lira istiyoruz… dedim.
Veli,
– Siz müvekkilinizi tanıyor musunuz? Gerçeği bilmeden konuşuyorsunuz… dedi.
– Resmi olarak 2016’dan beri maaş ödemiyorsunuz. Bunun ispat yükü sizde.
İş akdinin haksız feshi nedeniyle kıdem ve ihbar tazminatı istiyoruz.
Biliyorsunuz geçen ay noterden çocukların ihtarlarını çekmiştik.
Ayrıca 4 bin lira maaş alıyorlarmış. Eksik sigortalarını da tamamlayacaksınız… dedim.

Veli birden delirdi ve,
– Ne 4 bin lirası, 2 bin liraya çalıştılar.
Ben icralıkken, borç batağındayken bile sigortalarını yatırdım… dedi.
Gülümsedim. Müstehzi tebessümüm onu kızdırmış olmalı ki,
– Niye gülüyorsunuz, önce dinlemeyi öğrenin… gibi şeyler zırvaladı.
– Bitti mi? Var mı başka söyleyeceğin?.. dedim.

Kısa bir sessizlikten sonra Veli,
– Ben ne konuşucam ya, dinlemeyi bilmeyenle konuşmam…
Ayrıca, kime nasıl konuşacağımı iyi bilirim! Anladın sen… dedi.

Bu noktaya kadar seviyesini koruyan ben ateş püskürdüm ve,
– Madem beni tehdit ediyorsun, ne yapacağını izah et bakalım… dedim.
– Yok tehdit değil…
– Hayır, açık konuş bakalım ne yapabiliyormuşsun… dedim.
Ara Bulucu ara verdi. Çünkü adıyla müsemma. 🙂

*

Annesiyle molada kırmızıyı gören boğalar gibi homurdanarak sigara içiyorlar.
İmzalar atıldı. Bürodan çıktık. Locada Veli’nin kolundan tuttum ve,
– Gel bi 5 dk. konuşalım… dedim.
– Sakın bana dokanma!..
– Gerilme sakin ol champ… dedim. Ama annesi arkadan vıy vıy çemkiriyor…

Sonra teskin etmek için,
– Olanları unutalım. Bu dosyayı da çöpe atalım. Bak sana güzel şeyler söyleyeceğ…
Ama konuşabilmek ne mümkün!. İkisi de makineli tüfek gibi tarıyor…

Sonra Veli,
– Sen güldün, dalga geçtin, bizimlen eylendin… dedi.
– Annen direkt saldırdı, o zaman düzgün konuşun… dedim.
Veli,
– Biz sana değil, onlara (Mustafa ve Tarık) diyoruz, sahibi diye.
Satılık olanlar onlar! O kadar yemeğimizi yediler, nankör insanlar.
CK’ya söyle, parasıyla herkesi satın alamaz! Bizim gibileri hele hiç alamaz! Adam değil o!.. dedi.
Ben de,
– Madem adam değil, ne dolaşıyorsunuz peşinde, rahat bırakın, düşün adamın yakasından!.. dedim.
– O, on yıl boyunca bir kere iyilik yapmadı, hep kötülük yaptı… dedi.
– Madem sevmiyorsun, adam değil diyorsun, neden parasına bakıyorsun?.. dedim.
Veli, sanki başkasından bahsediyormuşuz gibi şaşırdı ve,
– Ben mi… dedi.
– Evet. Bu kadar nefret ettiğin adamdan niye borç istiyorsun?.. dedim.
Bunun üzerine Veli,
– Ben istemedim, ablam istedi… dedi.
Ben de,
– Sonuçta bu para senin için istendi… dedim.

Sesleri iyice yükseldi. Ortamı boğup kusturmaya başladılar.
İkisi birden bağırıp, çağırıyorlar. Sabretmek, sakin kalmak ne mümkün!..
Seviye giderek düşünce Veli ile burun buruna geldik…
– Bak, benimle kişisel bir problem yaşamak istemezsin… dedim.
– İşte sen beni tehdit ediyorsun. Bu tehdittir avukat beğ!.. diye böğürdü.

Sonra avukatın (tüm ara bulucular avukattır) karısı yanımıza geldi ve,
– Burada gürültü istemiyoruz… diyerek bizi nazikçe sepetledi.

Ofisten çıkıldı. Hem bağırıyorlar hem yürüyorlar.
Veli’ye araba çarpıyordu. Uzaktan bağırdım,
– Konuşacağına önüne bak, ezileceksin…
Sonra şans eseri, Üçkuyular’dan Yeşildere’ye kadar, trafikte önümde seyrettiler.
Arka tamponu vuruk, gri Yaris’ten yoğun trafik nedeniyle bir süre kurtulamadım.

*

Burada izninizle sözü ben alayım.
Çok milat değil, Eylül 2019’da sağlam verdiğimiz Yaris’imize neler olmuş:
1. Daha bugün, yana yakıla, belki satmak için aracın yedek anahtarını istediler.
2. İhtiyadi tedbir koyduğumuz aracı nasıl satacaklarsa.
3. Aracın kaskosunu hala yaptırmamışlar.
4. Sağ arka tamponunu vurmuşlar. Öyle darbeli darbeli geziyorlar.

Emzik çocuğu Veli, “Adam değil o!” dediği adamın aldığı araçla geziyor.
Ablası sayesinde konduğu geçici servetle caka satıyor.
Ben sende, istediğini asla elde edememiş birini görüyorum.
Bir adam, bunu kaldırabiliyorsa zaten ölmüş demektir.

Doktrin: “En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun.
Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?” – Ziya Paşa

 


 


52. BÖLÜM

06 Şubat 2020 Perşembe

Onlara ev aldık, kendimize de dert aldık.
Haftalardır beni ve Director’ü o ev için aramayan kalmadı.

Sekreter kız aradı,
işleri yürüten mahir müteahhit aradı,
sonunda inşaat şirketinin sahibi Thousandali Abi aradı.
Evi alırken tanıştığım ve çok saygı duyduğum renkli bir insan…

Akabinde şirket, ihtiyadi tedbirin kalkması için mahkemeye başvuruyor.
Peki nedir?
Biz muvafakatnameye imza atacağız, onlar da kule inşaatlarına devam edecekler.
Kulağa hoş geliyor değil mi? Ama karşınızdaki eski karımsa o hiç de kolay değil!

Telefonda Thousandali Abi’ye diyorum:
– Geçen ay koruma kararı çıkarttılar. Değil eve girmem, yanından geçmem bana hapsi boylatır.
Geçen gün Director’ü apartmana sokmadılar.
Alara imzalasın. Evin 2/3’si onun üzerine, evde oturan kendisi.
Çıkın kapısını çalın, tesislere sokmayın, baskı yapın, imzalatın!
O zaman ben de imzalarım.

Ne demişler peki:
– CK imzalarsa biz imzalarız, sorun değil. Önce o imzalasın, biz hemen imzalarız.
Ama önce o imzalasın.
Ananızın *mı!.. Sanki bana çok saygı duyuyorsunuz da…
Sanki ben ne desem yapıyorsunuz da…
Ben bilmem eşim bilir tripleri.
Eee tabii;

Doktrin: “Devekuşu, yüke gelince ‘ben kuşum’, ‘uç ulan o zaman’ dedikleri zaman da ‘ama ben deveyim’ demiş.” – Türkiye

 


 


53. BÖLÜM

07 Şubat 2020 Cuma

Musto adına açılan davanın kol gibi dilekçesi:

SONUÇ VE İSTEM: Tüm anlatılanlar ışığında, haklı davamızın kabulü ile fazlaya ilişkin talep ve dava hakkımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik;

Ø100,00 TL ücret alacağının hak ediş tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile
Ø 100,00 TL net AGİ alacağının hak ediş tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte,
Ø 100,00 TL net kıdem tazminatı alacağının ihtarname tarihten itibaren mevzuata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte,
Ø 100,00 TL net fazla mesai ücreti alacağının ihtarname tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte,
Ø 100,00 TL net yıllık izin ücretinin ihtarname tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte,
Ø 100, 00 TL net ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ihtarname tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,

*

Benim Eklemelerim:
Veli ve annesinin iltisaklı iş yaptığını belgelemek için, eski ve yeni iş yerlerinin tabelalarının fotoğrafları.

Musto diyor ki:
– Maaşımı alamayınca başka işe girmek istediğimde Veli Bey bana küstü ve bir hafta konuşmadı.
Hakaretler yağdırdı. İkinci hafta gine konuşmaya devam etti.
Müşterilerimi elimden almak istedi!..

Annesi,
– Şartlar böyle, istemeyen çekip gidebilir, çalışmayanı s*kerim… dedi.

Sonra Erto bana dedi ki:
– Veli’nin hakaret ve küfür kısmını geliştirebiliriz.
Ancak, Musto ve Taro ne kadarını kabul eder, bilemedim…
– Sen orasını bana bırak, ben hallederim… dedim.

Sonra Erto’ya Telegram’dan bir dizi nükteli mesaj gönderdim.
Toplantıdaydı ve “okundu”su görünmedi.

Ben de şımardıkça şımardım ve bir sürü delil uydurdum.
Ortaya bu ilginç satırlar çıktı. 🙂
Hoş, bunlar bile onların hayal gücünün yanında solda sıfır kalır ya neyse…

– Yahu benden çok nefret eden onlar. Bol kepçe döşe yaz, ben hepsini imzalatırım.
Hatta abart biraz, elini korkak alıştırma!..
Veli ara sıra, ananızı getirin onu da yatırıp s*ke s*ke sakat bırakıcam… dedi de yaz.

Veli bazı günler işe siyah deri kıyafetlerle gelirdi.
Bir elinde kamçı, diğerinde ekseri zenci vibratörü olurdu.
Sürekli titretip titretip bizi korkuturdu… de.

Annesi yemeklerimize müshil atardı, tuvaletleri turuncuya boyardık… de.

Yeğenimin sünnetine paslı makasla geldi. Az kaldı çocuk tetanos oluyordu… de.

Taro’nun Boza’yı(kangal) CK’ya hediye etmeden evvel köpeği mahalledeki bir kuduz kutike dişletmiş.
Annesi, “İyice kudurmadan da CK’ya sakın göndermeyin” deyip duruyordu… de.

Veli, müşteriler gittikten sonra gece sabaha kadar manikürcü kızlara zorla halay çektirirdi, mobbing yapardı… de.

Veli bir gün bana Türk kahvesi ve su getirdi. O gün sular kesilmişti.
Sonradan fark ettim ki, müşterinin pedikür suyunu bana içirtmiş… de.

Küçükken okul önlerinde tahta çubuğa sarılan Osmanlı macunu tatlısı yerdim.
Bir keresinde bana *m kılı alınmış ağdayı tatlı diye yedirdi… de.

Bir gün bana nutellağlı ekmek diye kakasını yedirmeye kalktı… de.

Patronumuz bir keresinde müşterilerin yanında benden kül tablası istedi.
12 saniye geç getirdiği için sigarasını müvekkilin g*tünde söndürmüştür… de.

Şimdilik bu kadar. 🙂

Doktrin: “Mizah dünyamızı gülünç olmaktan kurtarır.” – Todor Dinov

 


 


54. BÖLÜM

10 Şubat 2020 Pazartesi

Musto ve Taro, şikayet dilekçelerini okuyup imzalıyor.
Erto’nun bürosunda avukatlık ücret sözleşmesi imzalatılıyor.
Elbette söz verdiğim gibi onlardan para alınmayacak.
Artık benden icazet almadan Musto ve Tarık’a nüfuz edemezler.

*

Urla karakolu Fahri Abi’yi ifadeye çağırıyor.
Haziran’ın Urla’daki okulunda verdiğimiz evrakta Alara Hanım’ın imzasını taklit ettiğim için bana dava açılmıştı.
Evrağı okula veren Fahri Abi de bir şekilde töhmet altında kaldı.
Sosyopatlar, kimseye acımazlar ve insanları birbirlerine mahcup etmeye bayılırlar.
Tüm ömrünüz, kırık bir kalple rencide olmakla geçer.
Амниа ҝоушм воуле һауатғи!

Doktrin: “Hareket halindeki cehaletten daha korkunç bir şey yoktur. ” – George Bernard Shaw

 


 


55. BÖLÜM

11 Şubat 2020 Salı

Son iki yılda başıma gelen kötü olaylardaki deneyimlerimi,
petekten bal süzerek aktardığım Sosyopat Nedir? adlı yazımı kaleme aldım.
Bunda en büyük katkıyı malum hanımefendi yapmıştır.

Sokrates’in, şu sözü ne kadar da doğruymuş…

Doktrin: “Ne pahasına olursa olsun evlenin! Karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz, kötü çıkarsa da filozof olursunuz.” – Sokrates

 


 


56. Bölüm

13 Şubat 2020 Perşembe

Çekişmeli Boşanma Davası İlk Duruşma
Ece Hanım, dava vekili olarak, Erto da müşahit olarak duruşmaya katılıyor.
Annesi ve Diablo, Alara ve şişman bir kadın akrabaları mahkemeye iştirak ediyor.
Üzgün biçimde Ece Hanım’a bakan Alara’nın gözlerinin heyecanla beni aradığı kulağıma geliyor…
Saat: 10.15

Benim değil, mahkemenin adaletine güvenen hanımefendi bana ne yazmıştı?

15 Eylül 2019 – 11.13
“Senin bana yaklaşımın beni ezmeye, sindirmeye yönelik, merhametten uzak. Ve madem beni hakkım olanı vermemekle Tehdit ediyorsun, üstelik bunu elinde bulundurduğun evlilik içi kazanımlarını araç olarak kullanıyorsun , öyle ise bu memlekette şerefli namuslu hakimler de var. Ben pazartesi günü bir avukata başvurup dava dilekçemi zenginleştireceğim ve gerekirse gündelik ev temizliğine çıkıp en iyi avukat ile anlaşacağım. Senin unuttuğun bir şey var , ben senin evinin içindekiyim. Biz birbirimizi iyi tanıyoruz, beni aşağılaman ve hor görüp küçük görmenin kanunlar ve haklarım karşısında bir bedeli olacak ve zaman gösterecek ki bu yorucu yıpratıcı ve hatta yersiz mücadeleden ikimizde kaybederek çıkacağız. Senin narsist ve nobran duruşunu GÖRÜYOR VE LAYIKIYLA OKUYORUM. Hiç bir insan evladını küçümsememeyi öğrenmek sana zenginlik katacak. Yaptığın veya hazırlattığın protokol dahi nobran duruşunun herşey benim istediğim gibi olacak hüküm vericiliğinin bir örneği. Çocukların velayetini bana fütursuzca verirken onları bir yük gibi gördüğün için ve fakat iki çocuk annesi 11 yıllık bir eşe sadece bir araba takası değerinde evi vermeyi dahi uygun görmemek ve vermediğin evde oturacaklarını dahi sen belirlemek gibi ezici bir protokolün kazanımlarını benim için red etmek kolay. Bakalım senin kazanımlarını kaybetmek senin için ne kadar kolay olacak göreceğiz. Ben hukuk mücadelimi tüm sivil toplum medya ve hukuk danışmanları ile yapma kararı alırken sen o eşşiz egonla neler yapabileceksin , göster bana.”

8.5 yıllık evlilik her ay bileşik endekste yarım baz puan artıyor. Geçen hafta da 9 yıl demişti…

Nobran, yani kaba bulunan protokoldeki gönül kırıcı maddeler neydi?
Protokole önce nafakayı “1 EKİM 2019 – 1 EKİM 2020 ARASI” yazıyorum ve kabul ediyor.
Sonra bir yanlıştan dönüyorum. Seneye bir ay eksik nafaka alır korkusuyla,
“1 EKİM 2019 – 1 EYLÜL 2020 ARASI 12 AYLIK NAFAKA BEDELİDİR” diye düzeltiyorum.
Bu durumu ona izah ediyorum… Duvardan daha çok yankı gelirdi… Sıfır tepki…

İştirak nafakası için her yıl Üfe/Tüfe zam artışı maddesini ekliyorum.
Çocukların okul parası için her yıl Üfe/Tüfe zam artışı maddesini ekliyorum.

Ayrıca;
Aldığım evde ailesinden başkası oturamasın.
Aldığım arabayı ailesi dışında kimse süremesin.
Aracın 1 yıllık kaskosu bedava.
Aracın 1 depo benzini bedava.
Ehliyetle araç süremediği için 10 derslik sürüş eğitim hediyesi.
Verdiğim 13 bin liralık nafakanın her ay en az 4 bin lirasını çocukların eğitimi için harcama şartı.
Çocuklar 18 yaşına gelmeden isim ya da soy isimlerini değiştirme yasağı,
gibi sevimli maddeler de protokolde göze çarpıyor…

Çocukları ne zaman görmek istesem sıkıntı yaşadım.
60 gün göremedim, her gördüğümde 5 saatten fazla kalmadılar.
Yazdıklarıma ya yanıt gelmedi, ya mızıldanmalarla oyalandım.

Peki benim yalvar yakar 13 bin lira nafakaya ikna ettiğim hanımefendi,
2 Ağustos 2019 Cuma günü Telegram yazışmasında ne kadar nafaka istiyordu?

Aylık
Bakıcı: 3.300 lira
Çocukların okul gideri: 5 bin lira
Ev elektrik + Su + Doğalgaz + Dsmart: 1.000 lira
Mutfak gideri: 1.500 lira
Özel Sağlık Sigortaları: 6 bin lira
Alara: 3 bin lira
Haziran – Asya: 6 bin lira

Toplam: 25.800 lira

Aylık giderler 26 bin lira. X 12 ay = 312 bin lira.
Ben 312 bin lirayı 10 yıllık peşin istiyorum.
Bankaya çocukların adına yatıracağım.
Bunun faizi ile giderlerimi karşılayacağım.
Çocuklarıma da birer tane ev aldığında ben tazminat talep etmiyorum.

Etse daha iyi sanki. 🙂

Peki mahkemeden ne sonuç çıktı:
Ayda iki kez 1,5 gün yatılı olarak çocuklar bende kalacak.
Her sömestir 1 hafta bende kalacaklar.
Her dini bayramda 1,5 gün bende kalacaklar.
Her yaz tatili 1 ay bende kalacaklar.
Aylık nafaka 2 bin lira

Ortaçağ’da Sainte Vehme Mahkemeleri vardı.
Maskeli yargıçlar, maskeli savcılar, maskeli tanıklar…
Sözleri tanrı buyruğu, adaletleri kanlı kılıçtan ibaretti.
Adalet Tanrıçası Themis’e tecavüz de aynı tarihlere rastlar. 🙂
Neyse ki 1215’te İngiltere kralı kendi isteğiyle haklarından feragat etti.
Magna Carta’nın yazılışıyla dünyada yeniden adalet tesis edildi.

Davadan bu yana 7 ay geçti. Yarın 7 aylık toplu nafaka yatırıyorum.
Kaç lira: 14 bin lira
Geçen ay bu miktarı “aylık nafaka” olarak önerdiğimde resmen anama küfür yemiştim.
Al sana adalet!

Demek ki neymiş:
Kafana göre koyduğun kurallar seni kurtaramazmış…

*

Aklıma nedense şu sahne geldi.
31 Mart’ta Binali Yıldırım, Ekrem İmamoğlu’na 13 bin farkla İstanbul Belediyesi’ni kaybetti.
Bunu yediremeyen Akp itiraz ederek, seçimlerin yenilenmesini sağladı.
Sonra ne mi oldu?
Seçimler yenilendi ve 800 bin fark yiyerek tarihi bir hezimete uğradılar.

Şimdi 13 bin lira nafakaya itiraz edip, 2 bin lira nafaka aldılar.

Saw Filmi’nde geniş bir banyoda uyanan Adam ve Dr. Gordon bulmacaları çözmeye zorlanıyorlar.
Sonra testereleri bulup ayak zincirlerini kesmeyi deniyorlar.
Mamafih, prangalar bu testereyle kesilemeyecek kadar sert…
Sonra Adam şaşkınca diyor ki:
– Buldum! Ayaklarımızı kesmemizi istiyor!
Dr. Gordon artan zaman baskısına dayanamaz;
ağzına kalın bezler tıkayarak testereyle böğüre böğüre hart hart kemiklerini kesmeye başlar.

Diyeti, aylar önce mal varlığımla ödedim.
Ayaklarımı kesmek zorundaydım.

Duruşma başında mahkeme başkanı şöyle demiş:
“Kimse bu çocukları alet etmesin, karşısında beni bulur!
Siz boşanıyorsunuz, onların bir suçu yok!”

Mahkemeden sonra Erto şöyle dedi:
– Abi, hakim senin yolladığın 1 senelik nafaka dekontunu gördüğü için,
tedbiren az nafakaya hükmetti. Bizim adımıza olumlu bir gelişme.
Hakim, adil biri ve bence bunları şimdiden tanıdı…

Doktrin: “Bir ceza avukatının asli görevi müvekkili gibi bir jüri yaratmaktır.” – Clarence Darrow

 


 


57. BÖLÜM

14 Şubat 2020 Cuma

Diablo, Ece Hanım’ı aramış. Mahkemede olan avukatım avukatım geri aradığındaysa Diablo açmamış.
Küçük bir gelişme…

*

“Mart 2020 Tedbir Nafakasıdır” açıklamasıyla 14 bin lirayı Ptt’den gönderiyoruz.

Doktrin: “O mahiler ki derya içredir, derya nedir bilmezler.” – Hayali

 


 


58. BÖLÜM

20 Şubat 2020 Perşembe

Mahkeme bugün mal varlığımı sorguluyor!
Ardahan bozkırında tozlu çayırlar ve tarla köstebekleri görünüyor.
Kuş uçmaz kervan geçmez bu bozkırlardaki 88 ortaklı çorak tarlalarla ilgilendiklerini sanmıyorum.
Sonucu gördüklerinde suratlarındaki ifade Jerry’yi elinden defalarca kaçıran Tom gibi düşmüştür.
Ayrıca miras dokunulmazlığını nereye koyacağız?..

*

Hayatta en güvendiğim beş kişiden oluşan tanık listesini avukatıma iletiyorum.

Doktrin: Dr. Che Guevara, Bolivya’da kendilerini yakalayan Albaya,
yerde yatan ve az önce infaz edilmiş gerilla arkadaşlarını göstererek:
“Bu çocuklar, Küba’da istedikleri her şeye sahiptiler. Yine de ölmek için geldiler!” diyor…

 


 


59. BÖLÜM

07 Mart 2020 Cumartesi

Mahkeme 09.00’u emretse de Alara, çocukları 14.00’te teslim ediyor.

Ceo, Mart, Haziran ve Asya neşeyle arabaya biniyorlar. Bu renkli ve mutlu tablo birden kasvetle kararıyor.
Alara, Ceo’ya hakaretamiz konuşmalar yapıyor:

– Çocuklarına babalık yapsın. Onlarla hiç ilgilenmiyor… dedikten sonra,
Abinle işimiz daha bitmedi. Bu mahkemeler bitince onu sürüm sürüm süründüreceğim.
10 sene bir sürü insanı s*kti. Kadınlık gururum ayaklar altına alındı.
Elimde ona ait ses kayıtları var. Hepsini mahkemeye teslim ettim.

Ceo daha,
– Adam size ev verdi, araba verdi, nafaka verdi, daha ne yapsın!.. diyemeden.
– Verdi ama şimdi de geri alıyor!.. diye yapıştırıyor.
Ceo,
– Sen ona iki tane sahtecilik davası açtın, yazık değil mi?.. deyince,
– Yemin ederim o imzalar bana ait değil. Onları Director attı.
Yanınızdaki insanlara dikkat edin!.. diyor.

Madem imzayı Director attı da, evi neden sen aldın acaba?..
Benim 1 lirama tenezzül etmemiş adam, protokole sahte imza mı atar!..

Boşanmanın yapamadığı yıkımı, 2 bin lira nafakanın yapması ne garip!
Ben günde 1 milyon kaybederken kimse rahatsız olmuyordu.
Ben 1 milyon kaybedersem sıkıntı yok.
Sen 2 bin lira nafaka alırsan kıyamet kopar.

Bunlar daha iyi günleriniz…
Beni bırakın da kendi derdinize yanın.
Kötü günleri geride bıraktınız, şimdi sizi daha kötü günler bekliyor!..

7 aydır sessizdi ve birden dellendi.
Bu, yüksek nafaka umutları olduğunu gösterir.
Avukatının, boş hayal sattığını anlıyoruz.

*

Haziran dükkana gelir gelmez kucağıma atladı ve 10 dakika inmedi.
Ağlayarak beni çok özlediğini söyledi, durdu. Dedim ki,
– Benim sizi bıraktığımı mı söylediler kızım?
– Hayır Baba.
– E, neden ağlıyorsun o zaman?
– Sen sakın evlenme.
– Tamam, evlenmeyeyim. Annenle barışmamız için mi evlenmemi istemiyorsun?
– Hayır, onun için değil.
– Tamam, evlenmem. 🙂
Lan bende evlenecek hal mi kaldı?
Bunlar yüzünden g*tümüz damacana kapağı gibi oldu. 🙂

*

Bahçede oynadıktan sonra Haziran susadı ve kucağımda su içerken;
– Ama Baba, bu bardak camı çok ince, ya kırılırsa?..
Gerçekten bardaklarımız güzel, ama çok inceler…
– Isırmadan iç kızım… dedim.
Cevap geldi:
– Tamam.
Tam safsalak, hiç onlara benzememiş bu çocuk. 🙂

Çocukların ayaklarında kalın tabanlı, ağır, hantal, ishal rengi kışlık botlar vardı.
İçim ezildi, 120 lira olduğunu fark ettim.
Ben hayatlarındayken Camper giyiyorlardı.

Asya’nın sol ayak bileğinin su topladığını gördüm.
Tasaya kapıldım.
26 ve 30 numara ayakkabı araştırdık.
Ama sonra, sevgide eksik kalan babalığı, çok parayla tamamlayamayacağımı hazin bir şekilde fark ettim.
Vücuduma yayılan sıcaklıkla içime ateş düştü, kan doldu…
Çünkü ikisi de ayakkabı teklifimi kabul etmedi.
Büyüklüğümden eser kalmadı; pörsüyüp sönüverdim.
Onlar benden sevgi bekliyorlardı, kundura değil!..

*

Tekrar laf yememek için Ceo, çocukları teslim etmek istemedi.
En son Eylül ayında tapu ve noterde yüzünü görmüştüm.
Ona sarılmış ve kafasından öpmüştüm.
O gün beni öyle bir dolandırdı ki, bir daha ölene dek yüzünü görmek istemiyordum.
Neyse ki kadim aile dostumuz Fahri dedeleri yetişti.
Haziran, benim bırakmam için kucağıma çıktı ve başladı zırlamaya…
Point Bornova’ya kadar ben getirdim.
Avm önünde Haziran, arka koltuktan boynuma sarmaşık gibi sarıldı ve,
– Bizi buraya sen getirdiğin için teşekkür ederim, Baba… dedi.
Her sözcük bende, sanki bir kadın tarafından söyleniyormuş etkisi yarattı.

Fahri Abi çocukları yeni bakıcımız Ada’yla apartman girişine inen anneannelerine teslim etti…
Maalesef sekiz gün sonra duydum ki,
evin önünde anneanneleri Fahri Abi’ye şunları söylemiş:
– Onun nasıl bir şerefsiz olduğunu zamanla öğreneceksiniz.
Görün bakın o nasıl bir karaktersizdir!..

Aklıma Fahri Abi’den öğrendiğim şu fıkra geldi:
Nasreddin Hoca yorgun argın evine gidiyormuş.
Yolda işgüzar bir komşusu,
– Hocam, demin bir tepsi baklava önümden geçti.
– İyi de bundan banane?
– Ama Hocam, baklava sizin eve doğru gidiyordu.
– O zaman bundan sanane!

Peki sen Fahri Abi’yi benden çok mu düşünüyorsun?
Adam benden zarar görecekse sanane.
“Daha çok sevmiyorum,” diyorsan sus.
Yok,
“Onu senden çok seviyorum,” diyorsan adamın maaşını ver!
Kendi adamlarına maaş vermeyenler mi bunu yapacak?
Sen bırak benim çalışanlarımı, kendi torunlarını düşün de bir okula yazdır!..

Bence onlar ölmüş de, ağlayanları yok.
Ama sorarım size:
Yel kayadan ne koparır?

Boşanma davetine icabet ettik diye, 8 ayda duymadığımız hakaret kalmadı.
40 senede başıma gelmeyen bela, 8 ayda geldi.

Ama artık bu oyunda kartlar yeniden dağıtılıyor.
Ve ne demişler:

Doktrin: “Gerçek, kurmacadan daha tuhaftır.” – Mark Twain

 


 


60. BÖLÜM

12 Mart 2020 Perşembe

Avukatım geçen hafta çocukları alırken yaşadığımız baskıyla alakalı hakime serzenişte bulunuyor.
Mahkeme başkanının cevabı, gordion düğümü gibi kesin oluyor:
“Çocukları kimse bu işe alet etmesin. Karşı taraf çok kafamı bozarsa velayeti değiştiririm!”

Gordion Düğümü: Büyük İskender’e atfedilen bir metafor.
Kimsenin açamadığı bir düğümün, kaba kuvvetle çözülebileceğini bildirir.

*

Düne kadar öz güvenimi yitirmiştim.
Kendimi çok düşmüş, kolu kanadı kırılmış hissediyordum.
Sözlerindeki küçümseme edası, bende kayıtsızlık yaratmıştı.

Yıkıcı olan her şeye karşı beslenen olası bir kinin var.
Bunu çözmekle ilgileniyorum.
Öte yandan kimse beni, senin gördüğün kadar savunmasız görmedi.
Önceden tüm kusurların karanlıkta büyür, gün ışığında kaybolurdu.
Eskiden gece ışıklarla yıkanan bu parlak gökyüzü, şimdi gündüz bile kararıyor.
Bunları, sis perdesi gibi beni saran küflü bir havada yazıyorum.

Kimse, başkasının sınırlarını geçemez,
çünkü kimse kendisine bile ulaşamaz.

Belki sizi yenemedim, evet ama ben de yenilmedim.
Belki sizi yenemedim, ama siz beni dizlerimin üstüne çöktürünceye kadar
başınıza neler geldi neler…
Beni bir süreliğine yenebilirsin, ama pes etmem.
Bilirsin savaştayken cesur değilimdir, fakat korkmam.
Bu, bir yumurtayı taşla tokuşturmak gibi bir şey…

Daha savaşacak mıyız?.. Yorulmadın mı?..
Öğrenirsem iyi olur tabii, ama öğrenmezsem de kötü olmaz.
Evet de desen, hayır da desen, artık hepsi bir benim için.
Vereceğin her cevap, ötekine eşit olacak…
Çünkü cin şişeden çıktı bir kere, artık ne desen boş…
Özür dilemekle geçmiş silinseydi, dünyada günahkar kalmazdı.

Geçen akşam bir röportaj izledim; ergenin teki,
“Çok param olsa kendime büyük bir ev alırdım.
Ama metrobüse yakın bi yerden,” dedi.
Bu ne demek biliyor musun?..
Ağacı ayrıntılı incelemek, ormanın görülmesine engel olabilir, demek.
Sadece parayı kerteriz alarak bulmacanın minicik bir karesine odaklanmayın.
Çocuk o kadar aptal ki, çok parası olunca arabasının olacağını dahi düşünemiyor.
Hayalleri gerçekten öylesine uzak ki,
eminim rüyalarında bile özgür düşünemiyordur..

Zengin olunca mutlu olmak muhtemelken,
huzurlu olunca mutluluk kaçınılmazdır…

Aslında dünyada çok az harika insan vardır.
Belki de onlardan biriydin, ama sadece uyurken.
Varlığımın sana azap çektirdiğini düşünüyorsun.
Fakat kendin için ölümcül bir müttefikle ittifak yapıyorsun.
Zaten ne yapacağını bilseydin, adı “aşk” olmazdı.

Gene de size tek bir kötü söz söylemedim…
Her şeyi doğru anlattım ve hiçbir şeyi olduğundan kötü göstermedim.

Doktrin: “Ben yaptığım şeylerden gururluyum, ama yapmadığım şeylerden daha da gururluyum.” – Steve Jobs

 


 


61. BÖLÜM
13 Mart 2020 Cuma

Bugün saçımı kestirmek için kuaförüm Musto’ya gittim.
Patronu Cemal Abi’yle (Veli’nin de eski patronu) az sohbet ettik ki ne göreyim!
Adamı da yıllardır bezdirmişler.
Devraldıkları dükkanın parasını ödememişler.
Dükkanı, yasak olmasına rağmen adamın tabelasıyla çalıştırmışlar.
Daha ne herzeler…

Cemal Abi, 15 bin liralık tarihsiz bir senet gösterdi.
Tarih atılsaydı 3 yıl geçerliliği vardı.
4 sene önce senedi, kefil olarak imzalayan eski karısı Cansel’den başkası değildi.
Kemal abi Ali efendiden para almanın, deveye hendek atlatmaktan zor olduğunu bildiği için senedi bana vermeyi önerdi.
“Ama ben karşılığında ne kazanacağım,” dedi.
Vay amk… Biz ne kazandık ki o kaldı…
Sanırım senedi bize bir para karşılığında verecek. Ben de düşünmek için zaman istedim.

Doktrin: “Zamanlarının büyük kısmını para kazanmakla geçiren insanlar; sonunda, en çok istediklerinin satın alınamayacak şeyler olduğunu anlarlar.” – Aldous Huxley

 


 


62. Bölüm

17 Mart 2020 Salı

Bugün Ptt’den ev için vergi ceza ihbarnamesi geldi.
Dairenin 338 TL vergisini ödememişler.
154 TL de faiz gelmiş.

Bunlarla ortak ev aldık ya, belayı da satın almış olduk.

Bunlar 4 kişilik aile, şimdi çöktüler benim evimde kalıyorlar.
Dolandırarak eve sahip oldular.
Hepsinin yaşlarını topladım:
Veli ve ablası 40+40= 80
70 babaları, 60 da anneleri, eder 210
210 sene. Koskoca 210 senedir çalışıyorlar ve elde-avuçta yok ha!..
Ama 8 yıl evli kalıp milyonluk saltanatı sürmek.

Çok iyiymiş be!..
Harbiden iyiymiş.

Hayatım aslında başka bir hayatın rüyası olmalı…
Geleceğim siyah bile değil; çünkü gelecek diye bir şey yok!..

Doktrin: “Dev bir canavar bizi sinek gibi mideye indirdi. Hepimiz, biri tarafından uyandırılmayı bekliyoruz. Ama ya herkes aynı rüyayı görüyorsa?..” -ck-

 


 


63. BÖLÜM

20 Mart 2020 Cuma

Kuaför Musto, Veli’nin ortak arkadaşından gizlice duyduğu bilgileri bana aktardı:
“Bizden yedek anahtarını alabilselermiş Toyota Yaris’i satıp Bmw 1 alacakmış.
Senin gibiler için söylenen gülünç bir atasözü var:
“Kıçı külde gönlü gülde!”
Benim çocuklarım için aldığım aracın tasarruf hakkını bu ruhunu şeytana satan adama kim verdi?
Bu karar her şeyden bihaber ufak sabilere soruldu mu?
Benim rızam var mı?.. Ayrıca sen kimsin?..”

2007 senesinde kardeşimle Vdf 2. el araç bayisine gittik.
2000 model beyaz Golf’ümüzü değiştireceğiz.
Siyah bir A3 gördük. Fakat benim gözüm Bmw 1’de kaldı!
Araçların içinden bana göz kırpıyordu.
Asfaltta her gördüğümde hayran kaldığım, beni,
Medusa gibi heykele çeviren bu büyülü tanrıya doyasıya bakardım.
Gelgelelim 51 bin liraydı.
Borcu bizi korkuttu ve onu oracıkta bırakıp 38 bin liraya Audi A3 satın aldık.

Şimdi beni iyi dinle kurnaz herif!..
Kendi paranla kendine alırken, fiyat ve kalitesine bakarsın;
başkasının parasıyla kendine alırken, sadece kalitesine bakarsın, fiyatına bakmazsın;
kendi paranı başkasına harcıyorsan, bir tek fiyatına bakar, kalitesine bakmazsın;
başkasının parasını başkası için harcıyorsan ne fiyatına bakarsın, ne kalitesine…

Bir araç sahibi olmak istiyorsan, bunu kendi paranla yap; başkasının parasıyla değil!
Benim s*kimin gölgesine sığınmaktan da artık vazgeç!
Ben internet kafede kırık divanlarda uyurken, makine başlarında sabahlarken,
sen aynı yaz, hafta sonu, kiralık arabayla, Çeşme’de sefa sürüyordun…
Siz hayal edersiniz, ben gerçekleştiririm!..

Doktrin: “Bizim gerçekleştirdiklerimize onların hayalleri bile erişemedi.” – Fatih Sultan Mehmet

 


 


64. BÖLÜM

23 Mart 2020 Pazartesi

Bugün Director 2 bin lira nafakayı Ptt’den yatırdı.
Önce düşündüm: Bu pandemide bankasına mı göndersem!
Hem parayı kolaylıkla çekebilirdi. Ama sonra vazgeçtim.
Bunlara iyilikle yaranılmaz.
30 gün çalışıp asgari ücret alan insanlar var.
Çocuk yapmaktan başka meziyeti olmayan bir insan, parasını azcık külfetli alıversin.

Peki ya çocuklara kötü davranırsa.
Nasreddin Hoca’nın şu fıkrası aklıma geldi:
Hoca kızını evlendirmiş. Ertesi gün bi bakmış ki kızı ağlayarak yanına gelmiş.
“Baba, kocam beni sabaha kadar dövdü.” demiş kızı.
Bunu duyan hoca sinirlenmiş ve kızını daha beter dövmüş.
Sonra demiş ki:
“Git kocan olacak o deyyusa söyle…
Sen bir daha hocanın kızını döversen, o da senin karını aynı böyle dövermiş.” 🙂

Doktrin: “Serkeş öküz, soluğu kasap dükkanında alırmış.” – Türkiye

 


 


65. BÖLÜM

25 Mart 2020 Çarşamba

Urla davası için Ece Hanım’ın yazdığı kısacık ifadeyi Fahri Abi ve Director karakola teslim ettiler.

*

Pandemi hasebiyle çocuklar Mordoğan’dalar ve MK’nin evinden çocuklarla videolu görüşme yaptık.
Benim sesimi duymasından bile rahatsız oldum.
Mağaradan çıkan bir yabani gibi kasıldım ve mutsuz konuşmamı kısa keserek bitirdim.
Çocuklar, sanki anladılar…

Doktrin: “Sevmeyi falan değil, yalnızlığı öğren! Çünkü en çok ona ihtiyacın olacak.” – Charles Bukowski

 


 


66. BÖLÜM

21 Nisan Salı

Hanımefendi Ceo’ya yazıyor:
“Yarın Mordoğan’a gideceğiz ve evde yokuz. Nafakayı hesap numarama yatırmanız mümkün mü?”

Ceo yazışmayı bana gönderince benden yanıt gecikmedi:
“Bu yıl nafaka zaten 1 senelik yatırılmıştı.
Yani bu parayı bile boşuna yatırıyoruz.”

Cevabı:
“Tamam teşekkür ederim.” olmuştur.

Doktrin: “Fazla sırıtmak, günah işlediğinize işarettir.” – Rusya

 


 


67. BÖLÜM

13 Mayıs 2020 Çarşamba

Ceo, Hanımefendi’ye yazdı ve çocukları Fahri Abi’yle göndermeyi kabul etti.
İyi ve narin davrandığı gözlendi.
Hayret, bunun kafasına değil saksı, uçan daire falan düşmüştür.

Çocuklar iki gün kalıp cuma öğlen gittiler.
Çok eylendik… 🙂
Önceden Haziran bana yakınken, bu kez Asya kucağımdan inmedi.
Ben, yaşlı teyze taklidi yapıp onu güldürdüm.
O da kulaklarıma çorap takıp benimle oynadı.
Büyüdükçe güzelleşti eşşek sıpası… 🙂

Ayvıca ona söyleyemediği S ve R harflerini de öğvettim.
Artık yapabiliyor.

Doktrin: “Futbol; borsada değil, arsada güzel.” – Metin Kurt

 


 


68. BÖLÜM

14 Mayıs 2020 Perşembe

Thousandali Abi (Onlara aldığım evi yapan müteahhit) aradı, açmadım.
Whatsapp’tan yazdı:
“Vekaletnamede bi cümle eksik.
‘111 giriş 11. Kat 111 nolu bağımsız bölüm adıma tescil edilmek kaydıyla’
diye ekleyip evrağı sana getirelim. Sen sadece imza atarsın. Bu bizim için önemli. ck ara lütfen.”

“Tamam abi şimdi iki avukatıma da yazdım. Ne lazımsa ilgileniyorum.”

“Süpersin ❤️🤗 Beni kırmadığın için.
Alara Hanım ile tanıştım; garibim sana sırılsıklam aşık yeminle…
Barış diye demiyorum. Senden deli gibi korkmuş.
Bana mazlum geldi. Haberin olsun.”

“Ah be güzel abim. Madem o kadar iyiyse, sen aylardır niye uğraşıyorsun?
‘Suçluyu arıyorsanız, önce işlenen suçun yarar sağlayacağı kişiyi bulun, derler.
Bu işten zarar gören kim? Peki yarar gören kim?
Sen neden sevgilinden çok, annenden çok benimle yazışıyorsun. 🙂
Sen neden gidip onunla tanıştın?
Biz eve tedbir koyduk diye.
Tedbiri koyan suçlu görünür. Ama koydurana bir şey olmaz.
Cinayeti işleyen suçludur, ama cinayete tahrik edene bir şey olmaz.
Madem iyi de biz niye bu satırları buraya yazıyoruz.”

Bunları düşündüm, fakat yazmak içimden gelmedi.
Avukatımın numarasını verdim. Ona 3 bin lira göndereceğini söyledi.
Thousandali Abi’yi çok severim. Mütevazı ve saygılı bir insan.
Koskoca adamın düştüğü hallere bakın hele…
Feleğin çemberinden geçmiş, milyon dolarlık kurnaz esnaf, mahir müteahhit,
henüz 5 dk. önce tanıştığı kadının dünyanın en iyi insanı olduğunu zannediyor.
Bunlar adamın kıçındaki donu, pantolonunun üstünden çeker alırlar.
Nasıl da herifi kafakola almışlar. Adam piyastosun içinde olduğunun farkında bile değil.
Sosyopat en kötü düşmanınken, bir saniye sonra en iyi dostun oluverir.
Bu adamı bile kandırıyorsa daha biz haybeye nefes tüketiyoruz.

Çok abartmak istemiyorum ama,
Bunlar koyunu kurtla avlar,
çobanla birlikte yer,
sahibiyle de yas tutarlar.

Çok yermek istemem ama şerh düşeyim,
Bu, din profesörü Zekeriya White’ı bile şöyle kandırabilir:
“Hocam benim çocukları sadece Dalin’le yıkarım.
Çünkü Dalin’in çocuk şampuanı olduğu Kur’an’da geçmekte.
Veleddalin amin!” diyerek kandırabilir.

Gördüğünüz gibi sevgili okuyucular, onun yanında Türkiye’nin diğer dolandırıcıları,
Trt Çocuk Korosu’ndaki minikler gibi kalırlar.

Tavuk bile su içip başını kaldırır da Allah’a duğa eder.
Daha bir teşekkürlerini duymadık…

Doktrin: “Yalan söylediklerini biliyoruz.
Yalan söylediklerini biliyorlar.
Yalan söylediklerini bildiğimizi biliyorlar.
Yalan söylediklerini bildiğimizi bildiklerini biliyoruz.
Ama hala yalan söylüyorlar.” – Aleksandr Soljenitsin

 


 


69. BÖLÜM

20 Mayıs 2020 Çarşamba

Erto, Cinsel Mobbing Davası’nda takipsizlik kararı aldığımızı müjdeledi.
Savcının beyanatı ilginçti:
“Şüphelinin; eşine şiddet, baskı ve zorlama olmadan
toplu cinsel birliktelik (başka bir kadın) teklif etmesi herhangi bir suç teşkil etmemektedir.
Eylemin, sadakat yükümlülüğüne etkisini boşanma hukuk dairesi değerlendirebilir.”

Aniden çok güçlü bir konumda olduğumu fark ettim.
Davada ibreler birden tersine dönmeye başladı…
Yaptıkları birçok fay hattını tetikledi ve bu depremlerin yaşanması kaçınılmazdı.

Eğer benimle oyun oynarsan, her şeyini kaybedeceksin!
Ve herkese söylediğim gibi… Her etki bir tepki doğuracaktır!
Sessiz kaldığımda yokmuşum gibi davranamazsın!
Çünkü eşyalar, biz bakmadığımız zaman da oradadırlar!

Zaman zaman aşklarımı ifşa edebilirsiniz.
Fakat, bana nefes kadar yakın olanların bile çözemediği,
özel hayatımın mistik dokusunu asla bilemeyeceksiniz.

Beni şimdi bir hedefe koymasınlar.
Şaka yapıyorum, ama ciddiyim.
Bunun fotoğrafını şöyle çekebilir birisi:
* İnternette oyalanarak kendimi geliştireceğim zamandan çalıyorum.
* Uzun bir paragrafın sonunda kadın resmi geçiyor ve yalnızca son resme odaklanıyorum.
* Aile yaşantısının klostrofobik dairesine ufkumu daraltmamak için giremiyorum.
* Birçok bakımdan çok zor bir kişiliğim; ayrıca sorun yaratan da bir kişiliğim.
* Sözcüğün en cesur haliyle toplumdışı birisiyim.

Geçen adliyede kadını sana benzettim.
Bir anda tüm projektörlerimi onun üzerinde yoğunlaştırdım.
Ancak fark ettim ki o sen olamazsın.
Senin bir omzun çok az geride.
O anda yıkıldım sevgilim.
Çünkü omzun geride olmasaydı, sen o olacaktın!

Otomobillerin kornası “fa” notasıyla çalar.
Bu bilgiyi yeni öğrendim sevgilim…
Fakat beni sevemiyorsan neye yarar ki…
Doktrin: “Birisini suçlayan ispata mecburdur. Eğer iftira atan ispat edemezse ölüm cezasına çarptırılır.” – Hammurabi Yasaları

 


 


70. BÖLÜM

21 Mayıs 2020 Perşembe

Ceo, Alara’nın doğum günü için Hanımefendi’ye yazmış.
O da çocukların istediği 7 oyuncağın resmini atmış.
Babalık vazifemi yerine getiremediğimi düşünen acziyetimle alayını satın aldım.

Kötü bir baba olduğumu söylüyorsun. Bu doğru olabilir.
Çocuk yaparken ehliyet istemiyorlar…
Ressam, bir kundura resmi yaparken kunduracılığı bilmek zorunda değildir.
Bazı madenler, ancak usta ellerde elmasa dönüşürler.
Ve bu hüner, benliğimle mücadelemle alakalı…

Bittabi herkes kendinin iyi bir versiyonu olmaya çalışıyor.
Fakat iyi ile kötü arasında kıl kadar bir pay var.
Gerçekler takımyıldızım yalan uzayından daha büyüktü.
Evrende en uzak şey gezegenler değil, insanlardır.
Aynı dili konuştuğu halde iki insanın anlaşması düşük ihtimal.
Her şey defalarca yaşandı ve tekrarlandı…

“Seni daha önce birini hiç sevmemiş gibi seviyorum.” derdin.
Şimdiyse karanlığın güneşi bile söndürür!
Beni sakın öldürme, çünkü asla benim gibi bir düşman bulamazsın.

Aslında gitmiştin; her şey çözülmeliydi…
Acaba şimdi mutluydum da farkında mı değilim!..
Ay, her yıl gezegenimizden 4 cm uzaklaşıyor.
Sense her gün hızla benden uzaklaşıyordun.

Sonra daha iyisi olacak diye hayatı erteledim.
Bu bayağı işe yaradı; hep daha kötüsü oldu.
Bunu bir katarsis veya purgasyon olarak algılayabilirsin.
Nümayiş yapmıyorum; halisane duygularımı aksediyorum.

Güneş batacak ve yıldızlar parlayacak.
Terk edilmiş sokaklarda kağıtlar uçuşacak.
Kumsalda yarısı kumlara gömülmüş sigara paketleri.
Ve yarım kalan bu dikenli meseleler.

Benim için yanan tek şey sigara, diyor Fazıl.
Fakat bilgi, davranışı değiştirmez.
Öyle olsa, sigara içen kalmazdı.
Demek bu anlattıklarım da hiçbir şeyi değiştirmeyecek.

Victor Hugo, gel de sefilleri gör hayvan herif!
Hayat ne tuhaf, vapurlar felan…
Küçükken mahallende oynarken bir gün benimle tanışacağını bilmiyordun.
Çünkü tüm bunlardan münezzehsin… Hatta benden bile…
Doktrin: “- Kadınları nasıl bu kadar iyi yazabiliyorsun?
– Bir erkeği düşünüyorum, sonra da mantık ve sorumluluğu ortadan kaldırıyorum.” – Benden Bu Kadar

 


 


71. BÖLÜM

24 Mayıs Pazar

Bayramın 1. günü…
Alara bana, Whatsapp’tan Haziran ve Asya’nın kısa bir bayram tebriğini yolluyor.
Videoda ikisi de çok neşeli ve heyecanlılar.
Onları izlerken kendimi, sinemanın icat edilişinde hazır bulunuyormuşum gibi hissediyorum.
Altın tepside, bugün size gözyaşlarımı sunacağım çocuklar… tıpkı birer mücevher gibi…

Doktrin: “İnsanlar, gözlerinin önünde duran şeyi nadiren fark ederler.” – Da Vinci Şifresi

 


 


72. BÖLÜM

26 Mayıs 2020 Salı

Kardeşi:
Kuaför dükkanına beş aylık elektrik borcu taktı.
Aylarca aidatını ödemedi.
Dükkan sahibine kira borcu sapladı.
Vergi dairesine borç biriktirdi.
Sgk’ya borcu var.
Benden 30 bin lira (5.660 $) borç aldı.
Annesi onun için 30 bin lira kredi çekti.
Yanındaki restoranın şef garsonuna 30 bin lira kredi çektirdi.
Bazı elemanlarına borcu var.
Dükkanın %50’sine, 150 bin liraya (28.300 $) arkadaşını ortak aldı.
Böylece, dostu da mağdurlar kervanına katıldı.
İcra geldi, mallarını götürdü.
Borç batağında ve herkesle davalık…
Ortam karışık; resmen, “Çingene çalar Kürt oynar.”
Eski patronunun ona açtığı iki davanın dışında,
tarafımdan ona açılmış iki davası daha var…
Şimdi virüsten dolayı zaten kuaförlerin hali ortada.

Sosyopat Anneleri:
Yurt dışından kaçak mülteci getirtiyordu, o iş akamete uğradı.
Oğlunun borcu dışında, benden de ona iki adet işçilik davası hediye.
Bunlar adamın gözünden sürmeyi çeker alırlar.
Ama bakak görek…

*

Kendisi:
14 bin lira (2.441 $) nafakaya onu ikna etmek için bir yalvarmadığım kalmıştı,
şimdi mahkemenin verdiği 2 bin liraya talim etmek zorunda kaldı.
Artık onlara yağmurlu havada su yok!
Başta agresiftiler; sonra kuzu sarmasına döndüler.
Şu an onlara açacağım 6-7 tane daha dava var.
Paraları bitti…
Çocuklar beni deli gibi seviyor. Ne yapsalar ters tepiyor.

*

Babaları:
Onu zaten çok severim…
Fakat şu şerhi de düşmeliyim:
İnsan sadece konuştuklarından değil, sustuklarından da sorumludur.

*

Farkındaysanız düşmanlarımı sayıyorum.
Avukatları Diablo:
İki kişiyi ayaklarından vurup, Buca Palas 1* otele gönderiliyor.
Bana bulaşanlar bir bir belasını buluyor. Ne diyeyim ki:
Çok nazar alıyorum şu sıralar ama,
bizi sevenlerimizin duaları ayakta tutuyor. 🙂

Avukatları dışarıdayken bunların b*kunu balta kesmiyordu.
Düşmana gerek yok… Şimdi kendi kendilerine yetiyorlar…

Şu sahneleri bir film için ben yazsam,
mübalağa diye birçok sahne sinopsiste senaryodan atılırdı. 🙂

Dert Babası Fm dinleyicileri…
Son şarkımız Minik Serçe’den geliyor:
♩♪♫♬ Perişanım şimdi, mutlu oldun mu ♩♪♫♬
♩♪♫♬ Başını yastığa, rahat koydun mu ♩♪♫♬

Doktrin: “Şimdi,” dedi yabancı adam, “Elveda iyilik, insancıllık, minnettarlık… Yürekte açan tüm duygulara elveda!.. İyileri ödüllendirmek için kendimi Tanrı’nın yerine koydum… Kötüleri cezalandırmak için şeytan yerini bana bıraksın!” – Alexandre Dumas

 


 


73. BÖLÜM

5 Haziran 2020 Cuma

Erto ile adliyeye pedagog görüşmesine gittik.
Otoparkta eski dostum Kirli’yi gördüm.
Hiç değişmemişti; kirliydi. 🙂
Kirlensin, kirlenmesin 6 ayda bir banyo yapar, bilirsiniz. 🙂
Eski dostlarım bıraktığım yerde kalıyor, ve benim öyle kalmayışıma şaşırıyorlar…

Zorunlu maskelerle adliye koridorları basık ve sıkıcıydı.
Görüşme odası önünde kendisi, annesi, bir avukat ve çocuklar.
Alara “Bak baban geldi,” deyince Asya bana koştu.
Onlara iki çocuk maskesinin olduğu poşeti verdim.
Bir tane de siyah beyaz çizgili kadın maskesi koydum.
Benim Alara için koyduğum o maskeyi Veli kapmış.
“Zaten Beşiktaşlıyım” diyerek neşe ve eylence içinde ağzına takmış.
Keşke acık vürüs süreydim. 😀

40 dk. süren görüşme rutin ve sıkıcıydı.
Telefonda sempatik konuşan pedagog kadın, karşısına çıkınca asık suratlı, itici bir tipe dönüştü.
Çocuklarla vedalaştım. Ben içerdeyken Erto, oyuncaklarını teslim etmiş ve gitmişler.

Doktrin: “Sevgiyle güzelleşmeyen insanlardan kork Mathilda, onları hiçbir şey mutlu edemez.” – Leon

 


 


74. BÖLÜM

8 Haziran 2020 Pazartesi

Haziran’ın elinde Özel okulun bastırdığı bir defter vardı.
1. sayfanın hepsine A harfini doldurmuş; 2. sayfaya B ve öyle gidiyor…
Birisi de öğretmen gibi sayfadaki harflere 100 puan vermiş.
Puanları veren de Ceo’nun karısı Yasmin’miş. 🙂

Bu olay bana ağır geldi.
Erto’ya, okul bulması için direktif verdim.
Alara buna çok sevinmiş.

Önce iyi niyetimden kaybettim, sonra iyi niyetimi de kaybettim.
Ben kimseye gereksiz yere kızmam.
Sadece ufak şeyler için kıyameti koparırım.
Fakat unutmayın ki, o küçük şey, size göre küçücüktür;
bana göreyse mühim ve devasadır!
Bir gölge gibi sizi uzaktan izlerim.
Hissi kablel vuku yaratırım…
Sadece yardıma ihtiyacınız olduğunda beliririm.
Ben oradayken korkmana gerek yok!..

Bana “Kendinizle sevgili olur muydunuz?” diye sormuştun…
Ben, tanıdığım en ilginç kişiyim ve daha ilgincinin olup olmadığı umurumda bile değil!
Belki de bu kadar derin düşünmeme gerek yoktur.
Benim, kaplama bir yüceltmeye ihtiyacım da yoktur.
Fakat ben hayatı çok ciddiye aldım.
Bu bana, kimsenin çekmediği kadar yaşanacak zehirli acı bıraktı.
Kendim kadar hüzünlü az insan görmüşümdür.
Kimi zaman deniz tutmuş gibi bir baş dönmesi içindeyim.
Dört yanımı yangınlar sarıyor.
Adeta bir günahı ödüyor gibi yaşıyorum…

Doktrin: “İnsan birisiyle yaşlanmalı, birisi yüzünden değil.” – Nazım Hikmet

 


 


75. BÖLÜM

9 Haziran 2020 Salı

Urla şikayetinde savcılık davayı açtı.
Mahkemede sahtecilikten yargılanacağım.
Benim imzam doğrulandı, fakat Alara’nınki doğrulanmadı.
İşin komik kısmı, imzam bana ait değildi.
Önder, yanımda dura dura beni öyle benimsemiş ki, imzamı bile atabiliyor. 🙂

Dava kağıdında, “TCK. Madde 53 uygulansın” yazıyor.
Devlet kurumlarında, güvene dayalı bir iş yapamam.
Bu hiç umrumda değil, ama suçum yokken alnıma leke sürülmesi de hoş değil.

Şikayetinde:
“Kocam bana ait olan parayı okuldan almak için böyle bir oyun yaptı.
Kendisi zaten sahteciliği alışkanlık haline getirmiştir.
Çünkü protokolde de kocam benim imzamı taklit etmiştir.
Bir tane de İzmir merkezinde dava açtım.” demiş…
Ya sabır ya Rabbi illa billa Killa Hakan…

Neydi:
Parayı okula gönderen benim İş Bankası hesabımdı.
Parayı okulun bana geri gönderdiği hesap, benim İş Bankası hesabımdı.
Evi terk edip Bornova’ya giden kendisiydi.
Uzak olacağı için, Urla yerine başka okula yazdırma kararı birlikte alınmıştı.

120 bin lira yıllık toplu nafakanın 30 bin lirasını kardeşinin borcuna karşılık kestim.
“Telefonda okul parasını iade almak için imza atmamışsın, at onu da alalım,” dediğimde,
“Tamam o parayı kes, ben okuldan alırım. 90 bin lira yerine bize 81 lira gönder.” diyor.
Ben ne mi diyorum:
“Hayır bu parayı kesmiyorum. Şu an ihtiyacınız var. O parayı ben alırım.”
2. defa “Ya sen o parayı kes,” diyor.
Ama ben kabul etmiyorum. Sonra bana ödül olarak bu dava açılıyor.
Yılan besleyen, sokulmayı göze alır.
İnşallah öbür dünyada bana, bu karıya denk geldiğim için yıpranma payı uygularlar.
Alkışlar alkışlar…

Doktrin: “Kelebek de bir zamanlar tırtıl olduğunu unutmasın.” – İsveç

 


 


76. BÖLÜM

13 Haziran 2020 Cumartesi

Alara’nın doğum gününü ofiste kutladık.
Harikaydı…
Ben, Ceo, Annem, Ablam ve çocukları, Yasmin ve oğlu Mart, Haziran, Asya ve Alara…
Mükemmel bir parti oldu. Herkes çok eylendi.

Bir ara Ceo ile yalnız kaldığımızda ona şunu söyledim:
“Sen The Godfather gibisin, gerçek bir babasın.
Filmde tüm aileyi bir arada tutan yegane kişi Don Corleone’ydi.
Bizim ailenin de çimentosu sensin.
Eğer sen olmasaydın, korkarım ki benim aile bağlarım, şu ankinden daha güçsüz olacaktı!”

Doktrin: “Bize katıl ve bizim için bir şeyler yap.” – The Godfather

 


 


77. BÖLÜM

14 Haziran 2020 Pazar

Ceo, doğum günlerinde onlara bir tablet hediye etti.
Örnek hesap açarak Duo programıyla görüntülü görüşmeyi öğretti.
Ben de akşamüstü sahildeydim. Bugün beni 4 defa görüntülü aradılar.
Sürekli,
“Baba nerdesin, yemek yedin mi, kendine dikkat et,” vs. dediler.
Büyüdükçe bu p*çler başıma bela mı olacaklar nedir? 🙂

Doktrin: “Hayat, aldığımız nefes sayısı değildir, nefesimizi kesen anların toplamıdır.” – Aşk Doktoru

 


 


78. BÖLÜM

15 Haziran 2020 Pazartesi

Yeni avukatı Talo, boşanma ve tapu davasına vekaleti koymuş.
Eski avukatına azilname çekmişler. S*ktirname gibi oldu ama. 🙂
Azilname, vekaleti geçersiz kılmak ve yeni vekil atamak, demektir.

Doktrin: “Oyunda kartlar, işte şimdi yeniden dağıtılıyor.” -ck-

 


 


79. BÖLÜM

16 Haziran 2020 Salı

Bugün 09.40’ta boşanma davasının 2. duruşması görüldü.
Davaya Alara, aşırı makyaj, siyah pantolon, beyaz bluz ve topuklu ayakkabıyla katıldı.
Annesi ve yeni avukatı Talo da mahkeme salonundaydılar.
Benden sadece Ece Hanım vardı.
Duruşmalara katılmama prensibimi bozmadım.
Tanıkları gelmemiş ve dava 13 Ekim’e ertelendi.
Duruşma 4 dakika sürdü, dava 4 ay ileriye atıldı.

Tanıkları onlar için bir hazineydi. Peki neden gelmedi?
Ya Alara ile araları açıldı; ya da beni daha fazla kızdırmak istemiyorlar.
Belki de başka planları vardır!..
Bir ucu iğrenmede biten garip bir duygu…

*

Bugün Ece Hanımla evimde görüştük.
Ona dava taksidini unuttuğumu söyledim.
Bu görüşmede sanki Ece Hanımın beni, diğer müvekkillerinden özel tuttuğu hissine kapıldım.
Belki de bana öyle gelmiştir…

Doktrin: “Bana doğrulttukları silahlar kendilerine dönmeye başlayacak.” -ck-

 


 


80. BÖLÜM

21 Haziran 2020 Pazar

Bugün Babalar Günü.
İlk kez böyle bir günde hem somut, hem soyut olarak onlardan ayrıyım.

Alara videolu görüşme başlattı ve çocuklara uzattı.
Derin bir kederle karışık ince bir sevinçle kabul ettim.
Sanki dudaklarımı çuvaldızla dikmişlerdi de konuşamıyordum.
Konuştuklarımızı duyduğu düşüncesi canımı sıkıyordu.
Kadife ses rengimi, mutluluğumun tonlarını bilmesini istemedim.
Kristalize bir kozanın içinde yaşadığımı göstermek istiyordum.
Çünkü, ancak o zaman planlar kuramaz ve karanlıkta kalırlardı!..

*

Her arayan bulamaz, lakin bulanlar da arayanlardır.
Seni gördüğüm an tavana resmedilmiş bir figür gibi duruyordun.
Sanki cenneti reddediyor, parlak harflerle yazılmış güzel bir şiire benziyordun.
Bence kökü oldukça eskilere dayanan bir asalet ağacına sahiptin.

Annenin, seni serserilerden esirgemek için parkın içinde tek başıma yürümeyi yasaklayan telkininden,
o canavarlardan biri haline dönüşerek kurtulmuştun.
Evliliğin koruyucu boyasına güvenemeyeceğimi anlamıştım.
Bir zamanlar senin çirkinliklerin de güzeldi; şimdi güzelliklerin bile çirkin.

Piyango kazanma ihtimalin, gişeye giderken ölme ihtimalinden daha az.
Beni alt etmeniz de, Ajdar’ın Eurovision’a katılma ihtimalinden daha az.
İnsanlar, öngörülebilir biçimde akıl dışı davranırlar.
Belki sana ait olan bir şeyi kaybetmedin, sadece kazanamadın.

Elbette hatalarım olmuştur; ama benim en büyük hatam,
denize rastgele bir ağ atınca güzel şeyler yakalayacağımı sanmam oldu.
Oysa oltaya takılmış balığın bir yeme ihtiyacı yoktur!..

Son günkü konuşman, bir çanın vahşice çınlaması gibiydi.
Sevgilim değildin; çünkü telefonun ucunda artık sadece karanlık vardı!..
Doktrin: “Öyle bir an gelir ki bazı yolların dönüşü, bazı hataların özrü, bazı insanların anlamı olmaz.” – Ivan Turgenyev

 


 


81. BÖLÜM

22 Haziran 2020 Pazartesi

Arama engeline takılan yabancı numara Whatsapp’tan yazıyor…
“Thousandali Abinin kızı Seylan, evin kat irtifakı için imzanız bekleniyor.”

Eve ihtiyadi tedbir koyunca müteahhit firma inşaatta tadilat yapamıyor.
İmza vereceğiz ve mahkemeden izinler alınacak.

*

Arama engeline takılan yabancı numara Whatsapp’tan yazıyor…
Bu aralar sık sık deja vu yaşıyorum. 🙂

“Merhaba ben İmge, bugün randevumuz vardı.”
Agora önünde buluşup imza veriyorum da kurtuluyorum…

Doktrin: “Bu şehir daha klas bir suçluyu hak ediyor. Ben de bunu onlara vereceğim.” – Joker

 


 


82. BÖLÜM

23 Haziran 2020 Salı

Alara’nın yeni avukatı Talo, Erto’ya mesaj atmış:
“Çocukların okulu için rahatsız ettim.”
Anlayışlı biri gibi görünüyor.
Juli Zeh’in şu sözü aklıma geldi:
“İnsan başka hiçbir şeye şiddete alıştığı kadar çabuk alışmaz.”
Eziyete öyle alıştık ki, kişi anamıza küfür ediyor, bacımıza etmiyorsa direkt anlayışlıdır. 😀

*

Alara ve annesi Diablo’dan önce Talo’ya uğramışlar.
Talo, “Anlaşıp, bitirin.” demiş.
Sonra bunlardan ses çıkmamış. O arada Diablo ile anlaşmış olmalılar…

Demek müstebit Diablo’nun vaatleri ve kötülük potansiyeli, bunların kin ve hırsına mükemmelen hizmet ediyordu. Şeytan’a hizmet ediyorsan, sen de şeytansın demektir!

Devrim’e çok kızgın. Haybeye mancınığı gerdiğini düşünüyor.

Talo:
“Yanlış yapmışsınız, adam zaten bir şeyler vermeye çalışmış.
Az geldiyse makul çerçevede anlaşabilirdiniz.
Sahte imzalar, Mobbing davası, Koruma Kararı… Bu davaların kıymeti harbiyesi yok!
Siz adamı resmen pitbull köpeğine çevirmişsiniz!”

Erto öyle güzel şeyler söylüyordu ki en az 10 dakka kakamı erteledim. 🙂
Alemlerin Rabbi dualarımı kabul etti.
Yarın sabah namaza başlamaya karar verdim.

Erto:
CK, Urla davasını duyunca sinirlendi.
Okul parası yüzünden başıma gelmeyen kalmadı.
Ben de yalnızca bir çocuğun okulunu karşılıyorum,
diğerini onlar versin, dedi…

Talo:
Davalar öyle karışık ki beyin *mcıklaması geçirdim.
Bunların maddi durumu nanay…
Veli borç batağında, dükkanını devretmeye çalışıyor.
CK, diğer kızı da okula yazdırmayı bir daha düşünür mü?
Maalesef filler çimenleri düşünmüyor…

Neden işler bu noktaya geldi anlamadım.
Allah bunlara kainatın kapısını açmış, bunlar ‘cereyan eder ört’ demişler resmen.
Üzerinde mal varlığı da görünmüyor. CK şimdi ne yapsa haklı!

Erto:
Bu avukat Alara’yı anlaşma masasına oturtur.
Sanırsın Talo senin vekilim. 🙂

Alara, Diablo varken yırtıcı bir sokak dövüşçüsü olabiliyordu.
Diablo, müvekkilinin psikolojik zafiyetini,
yetenekli bir hekimin hastası üzerinde yaptığı ameliyat gibi itinayla yönetiyordu.
Gelgelelim kaderi ona lütufkar davranmadı ve kodesi boyladı.
Firari bir mağlup tüm korkutuculuğunu yitirir.

Alara ise yanlış ideolojinin kurbanı oldu.
Kendi ördüğü ağlardan oluşan tuzağa kayarak düştü.
Kendisini çelişkiler çamuruna batmış buldu ve sonunda çöktü.
Başıma gelenler elem vericiydi.
Bu, kızgın sacda yürümek gibi bir şeydi.

Hayatımın bu döneminde köprüler kurmaya başlayacak kadar güvende değildim ve yara alabilecek durumdaydım.
Belki bazı sınırlar gerçekten aşılmamalı.
Fakat, Erto ve Talo sanki konsensüsa varacak gibi görünüyordu.
Gerginlikten uzak bir ortam sağlayacak geçici bir çıkar kavşağı mevcuttu.

*

Onların bu kararları almaya hakları olduğu gibi, bizim de kabul etmeme hakkımız vardır.
Ronaldo’ya bacak arası yapamazsın.
Sen hem ejderha ile mangal yap, hem de saçım tutuştu de.
Sonunda kaplanın kuyruğu göründü işte.
Olacak iş mi şimdi bu? 🙂

Doktrin: “Artık, bir konu hakkında sadece bilgisi olanlar konuşacak, denseydi dünya derin bir sessizliğe gömülürdü.” -ck-

 


 


83. BÖLÜM

8 Temmuz 2020 Çarşamba

Tapu Davası Ön İnceleme Duruşması
Katılanlar:
Ece Hanım
Talo Bey

Diablo Alara’ya;
“Kazanmak istiyorsan ne diyorsam onu yapacaksın!
Ben eşinden 3 milyon (436.000 $) kopartırım, ama 1,5 milyonunu da alırım.
Adam para vermezse ve davalar olağan sonlanırsa 250 bin lira (36.337 $) alırım.” demiş.

Bir hafta sonra CK’nın kayıtlı mal varlığının sadece,
çocukluğundan kalma üç tekerlekli pisiklet olduğunu öğrenince, 🙂
“Kazansak da tahsil kabiliyetimiz yok!” diyerek yelken indirdiği gemiyi mayna yapıp akıntıya bırakmış.
İşte mahkemelerin demirden kanunu buydu: Mal varlığını acımasızca yok et!

Talo:
CK’yı araştırdım.
Ailesi için her imkanı sağlayan çok zeki, başarılı ve zengin bir iş adamı.
Fakat üzerine hiç mal varlığı yapmamış, belli ki gölge bir yönetici…
Kendi rızası olmadan hiçbir şey alamayız.

Alara yoksul bir aileden geliyor.
Ailede en başarılı kardeş Veli.
Hobisi ise mütemadiyen lüks kuaförler açıp batırmak.
Servetin dibine darı ekip satıp-savıp sıvışmak.
İzmir’de binlerce (13.000) avukat varken Diablo’yu tutmaları da enteresan…
Duruşma ileri bir tarihe erteleniyor…

Doktrin: “Bu kadar akıllı olma, senden akıllıları hapiste.” – Rusya

 


 


84. BÖLÜM

25 Temmuz 2020 Cuma

Alara, okullarla ilgili bir fiyat listesi atıyor…
Bu, 17 gündür onlardan gelen ilk temas…

El-Cevap:
1. CEO ve Ablamın çocukları devlet okuluna gidiyorlar.

2. Maddi durumumuz pandemiden dolayı kötü.

3. Konjonktür değişmezse okullar hiç açılmayabilir.

4. Geçen sene, Urla’daki okula para gönderdiğim için, siz bana ödül olarak ceza davası açtınız.

5. Meşhur eğitim kurumu, kaporayı iade edene kadar bize kan kusturdu.

6. Sadece bir çocuğun okul masrafını karşılayabiliriz.

7. Geçen yılki toplu nafakanın içinde, okul ücretini zaten peşin ödemiştim.
Doktrin: “- Seni üzdüm mü?
– Bak çocuk! Sen beni üzemezsin. Senin beni üzmeye gücün yetmez!” – Okuyucu

 


 


85. BÖLÜM

27 Temmuz 2020 Pazartesi

Okul bahanesiyle Erto, Talo’yu arıyor:

Talo:
Kardeşi beceriksiz, Alara kendisini bırakmış onları kurtarmanın derdinde…
Ailesine bu kadar bağlı birini görmedim!
Diablo çıtayı öyle yükseltmiş ki, hangi fiyatı söylesem ikna olmuyorlar.

Vereceğim yüklü bir para bile onlara tuzlu fıstık gelebilirdi.
Hamlelerimin doğru olup olmadığını ancak tarih belirleyebilirdi.

Ece Hanım Diablo’ya, davalardan çekilmesi için 75 bin lira (9.600 $) rüşvet teklif etmiş.
Ama o tenezzül etmemiş. (miş – Böyle bir şey hiçbir zaman olmadı!)
Oysa Diablo gibi olmayan mallarını öven bir sahtekar kabul etmez miydi?..
Anne de işin içinde ve aşırı hırslı; aşırı…
Benim bu işten payım: %13 olacak.

Düşünceleri:
Ev onlarda kalacak.
Araba yine onların olacak.
200 bin lira (29.200 $) nakit para vereceğiz.
10 bin lira (1.460 $) nafaka devam ediyor.
Okul giderleri bana ait.
Özel sağlık sigortaları yapılacak.

Doktrin: “Ha bana ha sana bokum kaldı Hasan’a.” – Bilinmeyen

 


 


86. BÖLÜM

27 Temmuz 2020 Pazartesi

Hanımefendi sigortacımızla konuşuyor.
Kendisinin, Haziran ve Asya’nın ömür boyu bakım haklarını yitirdiğini duyup deliriyor.
Özel hayat emeklilik sigortası fiyatlarını soruyor.
Sanırım, rafine bir belge yerine sofistike bir protokol hazırlığındaydı.
Her gece rüyasında, parlak papirüslerin bir madalyon gibi sallandığını görüyordu.
Peki onu, hangi enayiye imzalatmanın hayalini kuruyordu?..
Oysa yazılı olmayan kurallar da vardı.
Kalem ondaysa silgi de bendeydi!..

Belki de mükemmel olmayan seçenekler arasından birini seçmesi gerekirdi.
Olayları bir torba dolusu karışık problem olarak algılıyordu.
Kuşkusuz en acı veren domino taşı mahkeme başkanının verdiği düşük nafakaydı.
Aylık nafaka, 14 bin liradan 2 bin liraya gerilemişti.
Bu, kuş tüyü yatağı çivili yatakla takas etmek gibi bir şeydi.
Başarılı olmaya yemin etmişken, başarısız olmaya mahkumdu.

Satrançta ilk ders, ne denli çok kareye hakim olursan o kadar sonsuz seçeneğin olur.
Düşmanın hareketleri de bir o kadar kısıtlanır.
Parlak açılış sonrası rakibin çıkmazını görerek oyunu bırakmasını bekleyen bir satranç oyuncusuydu.
Bense oyunun başında elimi, canlılıkla ancak biraz gönülsüzce oynamıştım.
Riskli bir gambitle öne geçeceğimi gözden uzak tutmuşlardı.

Alara, oyunu her seferinde oynadı, her seferinde kaybetti.
Hiçbir spor kulübü futbolcusu bu maçlardan geçer not alamaz.
ÖSS’ye girip bütün soruları yanlış yapamazsın!
Akla mantığa sığacak iş değil…
Çünkü, bütün soruları kasten yanlış yapmak için tüm doğruları bilmen gerekir!

Annesi, karanlıkta duran hayalet bir yönetmendi.
Sürekli değişen avukatlar, oyuncu kahvesindeki figüranlardı.
Ateş üstündeki kestaneleri hep başkalarına aldırıyordu.
Fakat, kendisinin başrol oynadığı bir filmde olduğunu finalde öğrendi!
Tıpkı, kahramanın attığı dikkatsiz bir adımın, bitişte, kendi geleceğini kaydırdığı trajedik masallardaki gibi…

Doktrin: “Kasapların tartışmasında koyunların taraf tutması, koyunların kaderini değiştirmez.” – Sümer Atasözü

 


 


87. BÖLÜM

27 Temmuz 2020 Pazartesi

Hanımefendi, çocukların ablamda kalmasını bahane ederek serzenişte bulunuyor:

CEO: Çocuklara nasıl bakacağımızı biz iyi biliriz.
Hanımefendi: Sonuçta ben anneleriyim. Babaları iyi olsaydı da tek çocuk yerine ikisinin de özel okulunu karşılardı…

Şeklinde iğneli bir mesaj alıyoruz.
Çıbanı yeniden deşmeye karar veriyor.
Mesele parayla ilgili değil ki, güvenle ilgili…

CEO: O zaman sana verilen nafakayı başka yerlere harcamayıp çocukları özel okula yazdırsaydın ya!
Hanımefendi: Dır dır dır, vır vır vır…

Kasedi tekrar başa sardık.
Düşmanlık tortusu güçlü ve yaşamını değiştirtecek kadar etkili.
Aralarını düzeltmek için aylar gerekti, bozmak içinse bir saniye yetti.
Ama birini seviyorsan, sevdiklerini de sevmelisin.
Onları yükseltmen gerekir, düşürmen değil…

Talo, pişman olduklarını ve anlaşacaklarını söylüyor.
Fakat edebiyatı seviyor ve matematikle konuşmuyor.
Şimdi de bayramdan sonraya gün verdi.
Bu da avukatının bize ve onlara farklı konuştuğunu gösterir.

Avukatının anlattığı kadar hicranla dolu olsalardı,
bize pençe uzatmak yerine güvercin gönderirlerdi.

Avukatı sahiden icazet almış olsaydı, rakam telaffuz edebilirdi.
Ve “mesul benim” diyerek engin mezralarda at koştururdu…

Doktrin: “Deveye cilve yap demişler, kıçıyla köy devirmiş.” – Türkiye

 


 


88. BÖLÜM

21 Ağustos 2020 Cuma

Karakolda protokol davası için 10 sayfa imza örneği verdim.
Bilirkişi raporuna göre:
Benim imzam, benim imzama benziyor,
Alara’nın imzası ise ne ona, ne bana benziyor.

Bu ay karakola öyle çok geldim ki belki devlet bana Ziraat’ten memur maaşı çıkartır.

*

Bugün CEO çocukları aldı ve Karaburun’a Öner Abilerin yazlığına geçtiler.
Ben de siyah ve beyaz iki tavşan yavrusu götürdüm.
Ben, CEO, Annem, Ablam ve çocukları, benim p*çler ve CEO’nun oğlu Mart ile eylendik. 🙂

Doktrin: “Üzülme evlat, kaybettim sandıkların, belki kurtulduklarındı.” – Charles Bukowski

 


 


89. BÖLÜM

7 Eylül 2020 Pazartesi

Erto:
Talo aradı, Alara demiş ki…
“Mahallemizdeki okullar Suriyelilerle dolu ve berbat.
Özcanlar İlköğretim Okulu’na vermek istiyorum.
Okul müdürü bağış isterse 600 liraya kadar öderim.
1.000 lira isterse gücüm yetmez, CK yardım eder mi?

*

Bazen haklıyı bulmak için tarihe bakmak lazım.
1 milyon saniye önce 12 gün önceydi,
1 milyar saniye önce 1990 senesiydi.
10 milyar saniye önce 1705 yılıydı.
Zamanında beni, lanetlediğiniz derecede kullandınız.
Ama bir ineği beslemeden sağamazsınız.

Neden sürekli şikayet ediyorsun?
Ben mutsuzsam senin şikayetinle mutlu hissetmem.
Eğer sen mutluysan da nafile işlerle uğraşmazsın.
Böyle saçmalıklara harcayacak vaktin gerçekten var mı?
Ben zaman bulamıyorum.

Rüya gördüğümü fark edince rüyama hükmeden bir insanım.
Zeka seviyemin altındaki herkesle diyalogum beni yıpratıyor.
Çünkü onun yerine de ben düşünmeliyim.
Ama zamanım yok…

Doktrin: “Zaman mı bizim üstümüzden akıyor, yoksa biz zamanın içinden mi geçiyoruz?” -ck-

 


 


90. BÖLÜM

29.09.2020 Salı

Urla davasına çıktım.
Gelmesi zorunluydu, ama yoktu.
Şikayet et, dava aç, gelme…
İftiranın acelesi vardır; fakat hakikat sabırlıdır.

Avukatı kalkıp:
– Şikayetimiz devam ediyor… dedi.

Mahkeme çıkışı Talo şunu demesin mi:
– Boş boş işler!.. 🙂

*

II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere Başbakanı Churchill,
ulusa sesleniş konuşması yapmaya gidiyormuş.
Radyo binasına girerken, taksi şoförüne sormuş:
– Beni yarım saat bekleyebilir misin?
Karanlıkta yüzünü göremeyen şoför,
– Özür dilerim bayım, ama zamanım yok. Başbakanın konuşmasını dinlemeliyim… demiş.
Churchill vatandaşının ilgisinden çok hoşlanmış.
Bir sterlin tomarı bahşiş uzatmış.
Parayı gören taksi şoförü yerlere eğilip saygıyla selamlayarak şöyle demiş:
– Bir yere ayrılmadan sizi bekliyorum efendim, s*kerim Çörçil’i. : )

Doktrin: “Fare sığamadığı deliği görünce kıçına kabak bağlarmış.” – Türkiye

 


 


91. BÖLÜM

13 Ekim 2020 Salı

Boşanma davası tanığı Fatmagül Hanım konuşuyor:
Benim suçum ne!
“Anahtarı cebimde olan (yalan), ikimizin yaşadığı ortak bir ev var.
İlişkimiz yıllardır sürüyor…
Bir gün başka bir kızla üçlü grup yaptık.
Sonra ben sarhoş olup sorun çıkardığım için,
beni dövdü ve kapının önüne attı!”

Bu yolda devam, aferin!..
Martı b*kuynan deniz kirlenmez.
Hayatımda her daim mağdur olan benimdir.
Burada da mazlum olan benim.
Hem yazık künah bana.
Gene acımasızca bir bühtana kurban gidiyorum. 🙂

Kim oğlu gay olsun ister ki? Bu onulmaz bir acı…
Öte yandan kim Zeki Müren gibi güneş saçan bir evladı istemez?
Bu yaşanması kıymetli, eşsiz bir gurur…
Yani gökten inmiş semavi bir yeteneğe haiz, olağanüstü sanatıyla bizi büyüleyen birini, cinsel seçimi nedeniyle affedebiliriz.
Bu iltimaslar neden benim için de geçerli olmasın?

*

Tezgahtar kalitesine methiyeler dizerek paraşütü pazarlıyor:
“Açılmazsa geri getir abi, değiştiririz!” diyor. Açılmazsa mı?..
Evlilik de böyle işte…
Zehir ne kadar lezzetliyse o denli sinsi ve başarılıdır.
Aşıklar, zamanın dondurulduğu bir kozanın içindedirler.
Ancak ilahlar, insanı arzularına ulaştırarak cezalandırırlar.
Yakıcı zehri tatmadan aşk yaşanmıyor.
İlişkilerde öyle tek düğmelik çözümler yoktur.
Bir sabah yeniden doğmak için her akşam ölmek gerekiyor!

Doktrin: “Ele verir fetvayı, kendi s*ker Fatma’yı.” – Anonim

 


 


92. BÖLÜM

22 Ekim 2020 Perşembe

İzmir 37. Asliye Ceza Mahkemesi’nde Alara’ya Ceza Davası Açılmış.
Bana atılan mobbing yalanına kızarak şikayetçi olmuştum.
Talebim haklı bulunmuş ve iftira davası açılmış.
Talihim de vardı kuşkusuz…
Fakat talihin, cesurdan yana olduğunu söyleyen atasözünü de unutmamak gerekir.

Demek kamçıyı vurma sırası bana gelmişti.
Zaten her zaman hatalı olmam istatistiksel açıdan olası değildi.
Meleğim demedim, sütten çıkmış ak kaşık hiç değildim.
Ancak o da, konuşulunca yüzü kızaran rahibelerden değildi.

Turbun büyüğü heybedeydi; beklemedeydi…
Açılmak üzere beklettiğim beş davam daha vardı.
Fakat bulanık suda balık avlamak istemedim.
Kızılderili çocuk duman dağılıncaya dek beklemeli…
Bazı silahlar hemen sıkılırsa kudretini örseler.
Uçan balonda kum torbasını yükselmen gerektiğinde bırakmalısın.

Gemiler, kendileriyle yarışan yunus balıklarını görünce hız keserler.
Çünkü sevimli yunuslar, kaybedince intihar ederler!..

Doktrin: “Düşmana savaşmadan boyun eğdirmek, maharetin doruk noktasıdır.” – Sun Tzu

 


 


93. BÖLÜM

27 Ekim 2020 Salı

Protokole atılan imzalardan kendininkini benim attığımı iddia ediyordu.
Bilirkişi sonucu:
CK imzaları CK’ye aittir.
Alara imzaları CK’ye ait değildir.

Alara imzaları kuvvetle muhtemel kendisi tarafından atılmıştır.
Ancak yüzde yüz netlik bulunmadığından, iftira suçu oluşmamıştır.
Dolayısıyla, kamu davası açılmasına yeterli delil yoktur.

Bize burada da iftira atıldığından şikayetçi olmuştuk.
Onu da bu argümanla çürütüyorlar:
“CK, kendisine iftira edildiği iddia etse de, şikayet hakkının anayasal hak olduğu,
Alara’nın da bu hakkını kullandığını belirtmek isteriz.”

Adil olanın peşinden gidilmesi doğrudur,
güçlünün peşinden gidilmesi ise kaçınılmazdır.
Ama bizim millette başarı düşmanlığı var.
Fenerbahçe taraftarının Galatasaray nefreti Fenerbahçe sevgisinin üzerinde.
İşte bunların da kazanmaları mühim değil, benim kaybetmemdir asıl önemli olan…

Bu davalar benim için adeta ilkler ansiklopedisi…
Her gün avukatıma ve postacıya “Bugün ne var tezgahta?” diye sormaktan helak oldum.
Uzun zamandır sesleri çıkmıyor; acaba barıştık mı?
Sanki demirden bir perde, güvenlik şemsiyesi gibi beni koruyordu.
Ancak barışı, savaşın yokluğu olarak tanımlamak aptallık olurdu!

Doktrin: “En güçlü olduğunuzda zayıf görünün, hareket halindeyken sizi duruyor sansınlar, düşmana yaklaşırken kendinizi uzakta hissettirin, uzaklardaysanız da düşman dibinde olduğunuza inansın. – Sun Tzu

 


 

94. BÖLÜM
2 Kasım 2020 Pazartesi

Urla davası için edimsel olarak Urla’ya gelmiyor.
İfadesini Bornova Adliyesi’nde bir mahkemede veriyor.

Alara:
Okul ücreti eşim tarafından bilgim dışında çekilmiştir.
4.500 lira maddi zarar söz konusudur.

Ece Hanım:
Haziran fiili olarak okula gidiyor mu?

Alara:
Bir yıl gitmişti. İkinci yıl indirimden yararlanmak için erken ödeme yapmıştık.

Soru ne?.. Cevap ne?..

Ece Hanım:
Okula ödeme kimin tarafından yapıldı?

Alara:
Eşim CK tarafından, kendi hesabından yapılmıştır.
Eşimin okula hiçbir zaman başvurusu olmamıştır.

Son cümle çenesuyu çorba, laf salatası.

Ece Hanım:
Alara’nın bu yıl okul kaydı ne alemde?

Alara:
Eşim kabul etseydi aynı okula devam edecekti.
Ben evi terk edip Bornova’ya babamın evine taşındım.
Okul iadesini alabilseydim orada bir anaokuluna yazdıracaktım.

Ece Hanım:
Ücret iadesiyle ilgili eşinizle görüştünüz mü?

Alara:
Beni ücret iadesiyle ilgili aradı, “Onay ver!” dedi.
Psikolojik durumumun elverişli olmadığını söyledim.
Aradan zaman geçince de olaylar çirkinleşti ve bu hale geldi.

Son iki cümle manipülasyon ve laf kalabalığı…

Bunları duyunca onların beyin ölümünün gerçekleştiğini düşündüm.
Veleddalin amin… Amel defterleri kapandı…

Bütün blöfler elinizde patladı.
Havanızı gören elinizde “Royal Flush” var sanırdı.
Oysa kartlar açıldığında “High Card”dan fazlası yoktu!

Ben savaşı kazanamamıştım, fakat onlar savaşı kaybetmişti; iki yıllık çaba anlamsızdı.
Kendi haline bıraksaydı, belki her şey aynı derecede güzel gelişecekti.
Onu anlamıştım, fakat neyi çözerdi, hangi meseleyi hallederdi?
Bununla beraber, problemi anlamak çözümü bulmaya yetmiyordu.

Doktrin: “Poker masasında ilk yarım saatte yolunacak enayinin kim olduğunu anlayamazsanız, o enayi sizsiniz demektir.” – Rounders

 


 


95. BÖLÜM

30 Kasım 2020 Pazartesi

Avukatlarım şans eseri Alara’nın sicil kaydına ulaşıyorlar:
2009 yılında, çalıştığı gsm şirketinden, müşteki K. Ö.’yü defalarca aramışlar.
“Kişinin Huzur ve Sükununu Bozma” suçundan ceza almış.
H. A. G. B. ile salıverilmiş.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması:
Sanığın yeniden suç işlemeyeceğine kanaat getirilirse salıverilir.
5 sene içinde suç işlerse yeni ve eski cezalar birleştirilerek infaz edilir.

*

Geçmişi kontrol eden geleceği belirler.
Hayatın farklı patikalarında karşılaşılan her deneyim, yitirilen bir masumiyettir.
Alınacak ders basittir: Geçmiş güçlüdür.
Daha önce olanlar gözümüze büyük görünürler;
alışkanlık ve tarih kokusu her eyleme güzellik kazandırır.

Sanırım evliliğin de bir tek güzel tarafı var:
Bu esnada başkasıyla evlenemiyorsun.
Seni yeni bir evlilikten kurtarıyor.
Evlenene dek her şey yolundaydı.
Bana hep en iyi kartlarını göstermişti,
ama henüz görmediğim, en kötülerden oluşan bir yarım deste daha vardı…

Doktrin: “Hey yolcu, yollar yapılmaz; yürüyerek oluşturulur.” – İspanya

 


 


96. BÖLÜM

10 Aralık 2020 Perşembe

Erto, tapu davasına girip,
olayları tüm çıplaklığıyla anlatan harika bir tanıklık yaptı.
Ben bile kendimi böyle savunamazdım.
Çocuk, bu davalara başlamadan önce 1.90 boyunda, mavi gözlüydü.
Davalar süresince boyu 1.31’e düştü ve gözleri karardı.
Hatta adam boyu uzasın diye her sabah bir kasa süt bile içti.
Türküye seninlen gurur duyuyor Cep Herkülü. 😀

*

Kafamın içindeki sekmeler bir türlü kapanmıyordu.
Merih’ten gelen bir ziyaretçi aile tartışmalarımızı dinlese şaşar kalırdı. 🙂
Belki de Alara’nın sorunu korkmaktan korkmaktı.
Onu da bazen anlıyordum: Kimi zaman saldırı, en iyi savunmaydı…

Doktrin: “Tanrım, bana 24 saat hiç kimseyi ve hiçbir şeyi yargılamama gücü ver.” – Anonim

 


 


97. BÖLÜM

11 Aralık 2020 Cuma

Tapu davasında, bilirkişinin, ev ve arabaya keşif yapması için 2.270 TL (291 $) yatırıldı.

2 adet keşif harcı (384,90 TL X 2) 769,80 TL
3 adet bilirkişi ücreti (400 X 3 ) 1.200 TL
Keşif yolluk gider avansı 300 TL

*

Yaşadıklarımız mini belgesel gibi.
Bunları neden yapıyoruz?
Ben onlar için gece gündüz çalışmadım mı?
Alara’yı kurtarayım derken az daha hayatımdan oluyordum.
Ama ölürseniz, hiçbir şeyi kurtaramazsınız!
Ölümü geciktirmek sonsuzluğu kısaltmaz, diyor birisi…
Evet, ama yaşamı uzatır sanki!…

Doktrin: “Ölümü geciktirmek sonsuzluğu kısaltmaz.” – Lucretius

 


 


98. BÖLÜM

25 Aralık 2020 Cuma

Boşanma davasına bir ara dilekçe sunuyoruz.
Başımıza gelenleri, iftira davalarını ve
tapu davasında nasıl dolandırıldığımızı anlatıyoruz.

1.774 kelimeden oluşan bu uzun yazı yerine şu eylenceli satırları ekliyorum:
Düzce’de düzülen vatandaş
Şişli’de şişlenen vatandaş
Çıldır’da çıldırmam
Şemikler’de memikleri emiklerler
Sarıyer’e bariyer yaptırdım
Başıbüyük’te başıma büyük işler gelmesi
Akaretler’de hakaretlere uğramam
Çağlayan’da ağlayanlar
Taksim’de taksim ile kaza yapmam
Burdur’da burdurmam
Künefeyi Hatay’da yemem hataydı
Darphane’de darp edilmem
Sakarya’da sakarlara rastlamam

Umarım başıma daha büyük talihsizlik gelmez.

Doktrin: “Yalakanın hası; efendisi osurunca derin nefes alandır.” – Anonim

 


 


99. BÖLÜM

28 Aralık 2020 Pazartesi

Ben, iki avukat ve beş tanık, ofiste temrin.
Görüyorsunuz; biz hep dersimizi çalışıyoruz…

*

Aynı gün birden eski avukatım Ekrem Abinin ölüm haberini aldım.
Bir köşeye oturmuş düşünüyordum.
Sanki camdan bir odanın içindeydim.
Dışarıdakiler beni net görüyor, fakat ben onları göremiyordum.
Bir yayanın ayak sesleri uzaklaşıp kayboluncaya kadar dinledim.

O an bir insanın öldüğüne inanmıyorsunuz.
Elimde, ölümünden sonra beni yıllarca idare edecek kadar hikaye vardı.
Ama aynı şey değildi.
Bir daha onunla asla yüz yüze konuşamayacaktım.
Hatta bu argüman, içimizde öldürdüğümüz bazı insanlar için de geçerliydi!..
Ve onun bir gün ölmeyeceği her gün mutlu ediyordu beni.
Ama öldüyse eğer, o da sinemalara gidemeyecekti…

Doktrin: “Ölmek bir sanattır. Her şey gibi eşsiz bir ustalıkla yapıyorum bu işi.” – Sylvia Plath

 


 


100. BÖLÜM

29 Aralık 2020 Salı

Bu celsede sadece bizim tanıklarımız dinlenecek.
Tüm mahkemelere eksiksiz iştirak eden kendisi ve annesinin tozunu bulana aşk olsun!
Duruşmaya avukatı tek başına katılmış.
Eski duruşmalara nazaran daha korumacı davranmış.
Bu, arada para aldığını gösterir.

Onların yergilerine karşı savunma yapmak zorunda kaldık.
Omay çıkmış beni öven bir konuşma yapmış.

Fahri Abinin konuşmasının yarısında Talo girmiş.
Talo, duruşmaya sonradan geldiği için Omay’ın kim olduğunu çözememiş.
Not kağıtlarını da saklama gereği duymamış.
Omay oradan okumuş…

Kargacık burgacık bir el yazısıyla tanık listesindekilerle ilgili kısa hisseler varmış.
Director için yarım sayfa, Ceo içinse bir tam sayfalık liste göze çarpıyormuş.
Gazetelerin hafta sonu dağıttığı bulmaca ekleri gibi: Tam sayfa. 🙂

Omay’ın bölümünde:
“Erkekse tanımıyoruz, kızsa sevgililerinden birisi olabilir,” notu düşülmüş.
Kıçına yılan kaçan, çıkarmak için leylek arar, derler. 🙂

Agresif hakim herkesi paylamış.
Avukatım Ece Hanım bile fırçayı yemiş.
Hatta bir ara kamera kablolarına bağırıp hakaretler yağdırmış.
Yetmemiş, mübaşire uçan tekme atmış. 🙂

Ceo, şarap tadında bir konuşma yapmış.
Mahkemeden çıkarken net tespiti şuydu:
“Bunların bir davası yok. Sadece iş bozma, yorgunluk, oyalama.
Hatta, sonunda bir hedefe varma gibi bir kaygıları da yok!

“Çıkarken hakimle göz teması kurduk, elimle selam verdim, selam verdi ve baş salladı
Hakime her istediğimi sonuna kadar anlattım; temiz. Müsterihim…”

Beni yorup oyalamak için bir yola girdiler…
İlk aylarda tüm barutlarını tükettiler.
Ateş sırası bana geçince de “Biz ettik sen etme edebiyatı…”
Başarıyı ‘hedefe ulaşmak’ olarak tanımlarsak Alara çok başarılıydı.
Gerçek sorun ise bir hedeflerinin olmayışıydı!..
Açtığım davalarla kendi kullandığım ilaçları onlara tattırmak istiyordum.

Siz kimsiniz de benim hayatıma ipotek koyuyorsunuz?
Bundan böyle benim adımı ağzınıza alırken salavat çekin!

Doktrin: “Maksat sezilir ve düzen bozulur.” – Goethe

 


 


101. BÖLÜM – Değerli okuyucularımıza bonus 🙂

31 Aralık 2020 Perşembe

Sabahın erinde uyanıp Alara’yı aradım.
Bu işe bir son vermek için buluşmalıydık.
Tok, madensel bir sesle konuşmaya başladı.
Bu, gerçek sesi değildi.
Aramızdaki arkadaşlık ilişkisi bile duvarların ardında kalıyordu.
Yine de kabul etti.

Akşam avm’nin açık alanında bir kafede onu bekliyordum.
Hafif çiseleyen kokulu yağmur, kaktüslerin karnını yarıyordu.
Bahçedeki minik havuzda suları kırıştıran rüzgar yüzümü yaladı.
En az yedi kere konuşacaklarımı planlamıştım.
Yeni bir devrin şafağını keşfetmeye hazırdım.

Bir taksiden indi ve sakıngan adımlarla yürümeye başladı.
Selamıma karşılık bile vermedi; ilgilenmeyen bir tavır takındı.
Gözleri, havalimanında eli levhalı yolcu bekleyen adamları arar gibiydi.
Ona koştum ve cesaretimi toplayıp elini tuttum.
Fakat elini usulca çekti ve benden hayli uzaklaştı.
“Ama eksilerek sever insan,” dedim.
Eliyle havada çember yarattı; “anlaması zor” gibi bir işaret çizdi.
İşaret parmağı, daireyi yaratmadan önce tıpkı bir namlu gibi beni göstermişti…

Ben garsondan sade Türk kahvesi istedim.
Tercihi, kremalı soğuk kahveydi.
Garsonun bomboş bir suratı olduğunu söyledi.

*

– İnsan, bir teşebbüsün onu öc almak istediği kimseden yüz kat daha fazla üzeceğini, ötekininse kılının bile kıpırdamayacağını önceki tecrübelerinden bilir.
Dava statükosu buzlu bir zeminde çok yavaş hareket ediyor… dedim.
Söylev çekmeye, kitapların dilini konuşmaya başladım.

– O zaman bana bir iş yeri aç! Bir işim olsaydı senden nafaka dilenmezdim!.. dedi.
– Amk!.. dedim. Bir işe ihtiyacın yok ki senin…
– Amk! dedi bana. Paraya ihtiyacım var ama!..
– Parayı zekanla kendine çekersin, peşinden koşmazsın.
Arılara asgari ücret ödenseydi bir kavanoz bal 200 bin dolar ederdi.
Ama sen, hiç çalışmadan para koparma derdindesin.
Nerden geliyor bu yoğurdun bolluğu?
Kazandığın parayı çoğaltmak yerine harcadığın parayı azaltsana… dedim.

Garson, siparişleri sertçe masaya bıraktı.

– O zaman bana bir iş yeri aç, ben de girişimci olayım!
– Gidip köye yerleşmekle köylü olunmuyor ki…
Sana uçak alsam pilot olabilir misin?
Ticaret dinamiğinden bir milim anladığın yok.
Salladığın örnekler evrenine bir baksana!.. dedim.

Bir sükut dakikası oldu.
Sol el parmağının birisi ojesizdi.
Unuttuğunu düşündüm.
Sol el cilası düzgün çekilmişken sağ el tırnakları sarsakça boyanmıştı.
Kafede ısıtıcıdan çıkan beyaz-gri karınlı alev, halka küpesinde onlarca yıldız yarattı.
Yüzünü al bastı, şakaklarına kan hücum etmiş olmalıydı.

Bir makine davanışıyla kahveye uzanıp köpük emdi.
Ezberletilmiş cümlelerle kitabi kitabi konuşarak söyleve başladı:
– Acur 10 milyon ve 120 bin lira nafaka verdi ama!…
– Olaya benim açımdan bakmalısın, dedim.

Küçüktüm, pazarda su satıyordum ve annemle salçacıyla pazarlığa tutuşmuştuk.

– 10 milyonluk evi 5+5 olarak bölüştüler. Adam 120 bin lira nafaka verdi.
Ben de 1 milyon liralık ev ve 14 bin lira nafaka veriyorum!
1/10 yapar. Ben Acur’un onda biri kadar para kazanıyor muyum?
O zaman neden hala kirada, defterimin dürüldüğü, acılarla dolu karıncalı bir evde kalıyorum?

– Eli açık olmakla kerizliği birbirine karıştırma!.. diye bağırdı.

Tartışma giderek, inatçı profesörlerin bir fakülte toplantısına dönüyordu.
Alp Er Tunga öldü mü?
Issız acun kaldı mı?
Ödlek öcün aldı mı?
İmdi yürek yırtılır?

Sürekli canımı sıkıyordu.
Gerçek bir şovenist gibi, kavga etmek ihtiyacıydı.
Çılgın bir duygusallığı vardı.
Başkalarının bilmediği bir şeyler biliyor gibiydi.
Nutuk çekme sırası bendeydi…

– Karakterinden büyük başarının gerilimine dayanamayan kişiler çöker.
Çünkü başarıya gerçekte değil, hayal dünyasında dayanabilirler.
Bu paraları alsanız bile zengin olamazsınız… dedim.

– Keşke annemi dinleyip seninle evlenmeseymişim… dedi.
– Peki o zaman annenden konuşalım… dedim.

Evde bulduğumuz muskadan, bana yaptıkları büyüden söz ettim.

– Bu tür ilkel tılsımlar, kötülüğü uzak tutmaya yaramaz,
olsa olsa, bir sihirbazın şapkasındaki aylar ve yıldızlar kadar yarar… dedim.

Lal olmuş, bir sus oyununda rekora koşar gibiydi.
Eliyle ağzına fermuar işareti yaptı.
Sonra bir telefon geldi ve açtı.
Onunla da konuşmadan sadece “on sus saniyesi” kadar dinledi ve yumdu.

Aylardır sadece dava dilekçeleriyle savaşıyorduk.
Kağıtlardan kafamı kaldırmış, çöplükte altın bulmuş gibiydim.
Zindandan kurtulan bir mahkum kadar rahatlamıştım.
Söyleyeceklerimin çoğunu söylemiş, kuş gibi hafiflemiştim.

– Bir şeyler söyle bana. Belki diyeceğin bir tek sözcük hayatımı kurtaracak… dedim.
– Gerçekten budalasın ve bu, kötülükten daha tehlikeli…

O kazanamamıştı ama ben kaybetmiştim.
Bu aşkta ne yüceltilmeyi, ne aşağılamayı hak etmiştim.
İstediğimi söyledim ve sadece susarak beni yendi.
Artık savunmadaydım ve sorun çıkarma yeteneğimi kaybetmiştim.
Yeterince konuşmuştum, ama hiçbir şey söylememiştim.

– Gadre uğradığına inanıyorsan size yardım etmeye hazırım… dedim.
– Bugünlük gerginlik kotam doldu…

O dakika yılan olup beni ısırmaya hazırdı.
Bu kez ben tiz perdeden “git” diye cırladım.
Ardına bile bakmadan gri yağmurluğuyla kaldırımda yürüyüp uzaklaştı…
Kahvesine bastığı çikolata kaşığı soğuktan erimemişti bile…
Uçamayan kuşlar yağmurdan ıslanan kanatlarını kurutmak için sobaya yaklaşıyordu.

Davaların komplikasyonları bende, çok konuşup başarısız olmak,
ondaysa susarak başarılı olduğunu zannetmek şeklinle zuhur etmişti.

Herkes, en güçlü yeteneklerinin yanında en zayıf özelliklerini de barındırır.
Yani bir insan ne kadar zekiyse o kadar aptallık yapması için olanağı vardır.
Yetenek ve bencillik aynı madalyonun iki yüzüdür.

*

Lütfen erkekler kusura bakmasınlar, bu blogu gezenler genelde iyi kadınlardır.
Buraya kadar okuyan güzel kadınlar, gözünüz her parladığında,
sizinle aynı anda kalbi atan, heyecanlanan, yakışıklı bir sevgili ve
cin bakışlı, parlak gözlü bir çocuk dilerim…

Doktrin: “Eğer tek amacınız zengin olmaksa, asla başaramayacaksınız!” – John D. Rockefeller