Bu uyarlamada gerçek olaylardan esinlenilmiştir.

Bazı sahne, karakter, isim, iş, vaka, yer ve olaylar
dramatik gerekçeler sebebiyle hikayeleştirilmiştir.

102. BÖLÜM
31 Aralık 2020 Perşembe

Talo’ya yılbaşı sepeti ulaşmadı.
Telefonlarımızı açmamış.
Kasti yapılmış bir şey değil.

Kayınpeder, ona gönderdiğim yılbaşı sepetini almış.
Hiç aramadı ve sormadı.
Mutluluğum için alması bile kafi.

Aslında ufak şeylerden de mutlu olabiliyorum…
Sorun o ufak şeylerin büyüklüğü…

Önce bir zeytin dalı uzattım.
Sonra gökyüzünü ortadan ikiye yardım;
bir güvercini uçurmak için.
Aslında her şeyi düzeltebilirdim!
Ama önce darmadağın ederek!

*

Geçirdiğim en iyi noeldi.
Kepenkleri indirip, kimseyi görmeden vurup kafayı erkenden yattım.

Doktrin: “Bazen bir şeylerin yoluna girmesi için, her şeyin raydan çıkması gerekir.” – T. S. Eliot

 


 


103. BÖLÜM
7 Ocak 2021 Perşembe

Urla davası görüldü…
İmza asılları henüz toplanmamış.
Yeni duruşma günü: 29 Nisan – 10.40

*

Aile mahkemesine sunduğumuz protokoldeki kendi imzası için,
“Kocam imzamı taklit etti” demişti.
Öyle çıksaydı bana dava açılacaktı.
Bilirkişi, “Bu imza, olasılıkla Alara’nın elinden çıkmıştır!” kararını verince takipsizlik almıştık.
İtiraz etmediler ve karar kesinleşti.

*

Hayatımda iki tip insan var:
1. Diğerlerini kabul edenler
2. Hiç kimse

Ahir hayatımda, tek eşli olarak sürdürülen ilişki, eğer varsa da çok azdı.
Bunları neden mi anlatıyorum?
Çünkü bu davaların müsebbibi tam olarak şu mizaçtır.
Tüm bunları okuyan bir erkek, benim yerimde olmak için neler vermez!
Peki ben kendi yerimde olmak ister miyim?

İki evliliğimde de suç benimdir.
Hanımlarımın hiçbir kabahati yoktur.
Hepsi benim hatalarımla sonlanmıştır.
Sevgililerim de tamamıyla masumdurlar.

Doktrin: “Sürekli kalabalıkları arayanlardan sakının; tek başlarına bir hiçtirler.” – Charles Bukowski

 


 


104. BÖLÜM

27 Ocak Çarşamba

Alara ve annesi, Mordoğan’daki evlerini Ardıç tarafına taşımışlar.
Dört hafta çocuklarımı göremedim.
Haziran kucağıma atlayıp bir örümcek gibi ayaklarını belime sardı.
Sarmaşık gibi bedenime dolandı ve heykel olup beş dakika bekledi.
Ancak bu defa suçlu bendim.
Anneleri istediğimiz an enikleri teslim ediyor.

Pisik yazı yazmayı öğrendiği için bir şeyler karaladı.
Sonra ona hayvan rumuzlarımızı yazdırdım.
Bayağı eylendik. 🙂
Annesini unuttu, ben onu da eklettim.
Bundan böyle listenin başına her daim annesini yazmasını da tembihledim.

pisik: haziran
çomar: mart
fare: alara
çiyan: asya
kutik: bendeniz
tombul civciv: meyra
sincap: çok eski bakıcımız
pofuduk koyun: yasmin

*

Ben de bu jestlerine karşı, kin güdümü bir yana bırakarak artık nafakaları
PTT yerine kendi İş Bankası hesabına yatıracağım.
Aylar önce bu isteğini yerine getirmemiştim.

Doktrin: “Fırsatlar çıkmadıkça kabiliyetler işe yaramaz.” – Fransa

 


 


105. BÖLÜM

29 Ocak Cuma

Veli efendinin kuaför dükkanını iş yeri sahibi kira borcuna karşılık almış.
Artık müşterilerin evlerine saç kesmeye gidiyor.
Ona tahsis ettiğim Yaris’i sürüyordur.
Başkalarının mutsuzluğundan mutluluk devşiremem sevgili günlük.
Zaten çalışmak ayıp değil ki! Belki böyle daha çok para kazanıyordur.
Aslında patron olacak tıynette birisi değil.

Başarılı bir şirketin kurucusu, rahat yatağında keyif çatarak o varlığı elde etmemiştir.
Fiziksel olarak 8 saat çalışmamanın kefaretini 24 saat zihinsel mesaiyle öder.
Sürdüğü sefanın bedelini ise, kaybettiği sağlığı ve gençliğiyle ödeyecektir.
Ancak kendisinden sonraki kuşaklar varlıktan mükemmelen istifade edebilirler.

Doktrin: “Tavuk, kaz kadar yumurtlayayım derken kıçını yırtmış.” – Atasözü

 


 


106. BÖLÜM

7 Şubat 2021 Pazar

Tapu İptal Davası’nda “Bilirkişi Raporu” geldi.
Eylül 2019 yılında sattığım evin 930 bin lira ettiği,
2/3 hissesinin de 620 bin lira edeceği öngörülmüş.
Ece Hanım bu tutara çabucak itiraz etti.

Bilirkişi raporunda,
“Ev açıldı, sorunsuz girildi ve inceleme yapıldı.”
yazısı çok gücüme gitti. Umarım çocuklar evde yoktur.
Onların yerine ben utandım. Bana yapılsa yerin dibine geçerdim.
Küçükken, icra memurları, evimizdeki televizyonu götürürken de böyle kötü hissetmiştim.

Ece Hanım anında karara itiraz etti.

Doktrin: “Herkes üstüme geliyor, diyorsan, ters yöne girmişsindir.” – Fransa

 


 


107. BÖLÜM

8 Şubat 2021 Pazartesi

Mobbing davasında kopyalayarak çoğalttıkları,
beni yalandan ısrarcı gösteren mesajlarla ilgili bilirkişi raporu çıkmış.
Hanımefendinin mesajları kesip yapıştırarak orijinalliğini bozduğu tespit edilmiş.
Ancak inceleme noksan yapılmış.

Ece Hanım derhal rapora itiraz etti.
O da meclisteki AKP gibi… Her şeye itiraz ediyor.
Geçen gün yanlışlıkla, bizim kazandığımız davaya bile itiraz etti.
Az kalsın g*t altına gidiyordum. 🙂

Doktrin: “Balık demiş; ben öldükten sonra s*keyim engin denizleri.” – Atasözü

 


 


108. BÖLÜM

9 Şubat 2021 Salı

“Tanık Anlatımlarına Karşı Beyanımız” dilekçesi harika olmuş.
Olayın kronolojik sırasından sapmadan, nizami bir yapıyla,
okuyucuyu sürükleyen bir filmi andırıyor.
Belagatı güçlü ve retorik bakımdan büyüleyici.
Edebi yönden de oldukça iknaya kabil…
Tebrikler sevgili avukatım…

Doktrin: “Gelin de s*çar ama kaynana daha usturuplu s*çar.” – Atasözü

 


 


109. BÖLÜM

12 Şubat 2021 Cuma

Çocuklar ofise geldiler. Ekseri neşeleri yerindeydi.
Fikir odasında üçümüz yalnız kaldık.
Ben onların kollarının altındaydım.
Haziran solumda ve Asya sağımda geniş deri koltukta yayılıyoruz…
Asya,
“Baba annemle barışmanızın vakti geldi. İkiniz de birbirinizden özür dilemelisiniz bence,” dedi. 🙂
Çok şaşırdım. Böyle kitabi kitabi konuşup beylik laflar hiç etmezdi.
“Bu da nerden çıktı Çiyan’ım?” dedim.
“Barışın artık yeter,” dedi. Sonra sağ omzumdan komple boynuma sarılarak,
“Bence sen çok iyi birisin,” dedi.

Aylar önce, 28 Aralık 2019 Cumartesi günü,
“Baba sen kötü birisin, ama ben gine de seni çok seviyom.” diyerek boynuma sarılmıştı.

Hiçbir baskı altında kalmadan beni tekrar sevmesi için tam 14 ay geçmesi gerekti…

Alara evlense de asla başka bir adama, bana oldukları kadar bağlanamayacaklarını hissettim.

Sonra Mahmut Hoca modumu “on” ile aktif yaparak dedim ki,
“Bakın çocuklar, aslında anneniz iyi birisi. Ama aramıza giren kötü insanlar ikimizi de kandırdılar. Ve aramız açıldı. Fakat annenizle barışmamız imkansız. Ancak onunla anlaşabilir ve boşanabiliriz. O zaman beni daha sık görürsünüz ve artık onlarla uğraşmam.”

Haziran hemen atladı,
“Ama o zaman sen bi daha evlenme!”

Ellerimi titreterek havaya kaldırdım, mimiklerim gülme ile korku arasında gidip gelirken,
“Ben ve bir daha evlenmek mi, yaşadığım sürece benim evlendiğimi asla göremezsiniz. Bin yıl geçse bile!”
İkisi de sevindi ve boynuma sarıldı.
Tuhaf bir toplantıydı.
İlk kez gerçekten büyüdüklerini hissettim.

Doktrin: “İnsan, bildiğini zannettiği bir şeyi asla öğrenemez.” – Epiktetos

 


 


110. BÖLÜM

18 Şubat 2021 Perşembe 10.30

İzmir 37. Asliye Ceza Mahkemesi – İftira Davası
Mobbing saçmalığından “takipsizlik” alır almaz soluğu savcılıkta aldım.
Başvurum haklı görüldü, ki ona “iftira davası” açıldı.
Gene de çocuklarımın annesinin ağzında maskeyle o mahkeme salonlarında sürünmesi hoş değil.
Biz bunları hak edecek ne yapmış olabiliriz?

Davalarımı, onlara “kötülük olsun” diye açmadım.
Ya kendimi korumak için ya da yakamdan düşsünler diye açtım.

Davaya, kendisi ve avukatı gelmişlerdi.
Birden beni görünce şaşırdı; benzi küle döndü.
Maalesef karşılaşmak zorundaydık.
Talo, vekalet bile koymamış, fakat tuhaf bir şekilde duruşmaya girmişti.
Avukatları da biraz onlar gibi layüsel miydi?..

Ben, Ece Hanım ve Erto koridordaydık.
İçeri ben ve Ece Hanım girdik.
Düşündüğümden çetin geçti.
Çok hiddetli ve patavatsızdı.
Fırsat bulsa beni elleriyle öldürebilirdi.
O dakika yılan olup onu ısırmaya razıydım.
Oysa beni olduğu yerden zehirliyordu.
Her saniye mangal dolusu kül yutuyordum.

Evliliğimiz süresince onu sekse zorlayarak cinsel istismar suçu işlediğimi söyledi.
Konuşmanın bundan sonrasının beni sıkacağını anladım…

Ona her şeyi zorla yaptırdığımdan söz etti.
Bir seferinde yatak odasından çıktığımız an yüzüne kaynar su döktüğümü,
ikinci çocuk doğduktan sonra “Sen süt kokuyorsun, kutsal varlıksın,”
diyerek onunla yatmayı falan bıraktığımı söyledi.
Söyledikleri kısmen doğruydu, ama çoğu yalan hamuruyla bezeliydi.
Ona duyduğum umutsuz aşkın kavurucu ilanlarıydı.
Her cümlesinde ayaklarımın altından toprak kayıyordu.
Ardından derin nefesler alıp tuhaf davranmaya başladı.
Sanki bedenini, birisi, rızası dışında yönetiyor gibiydi.
İpleri başkasının elinde olan sarsak, patavatsız kuklaları andırıyordu.

Oflayıp, pufladı… On saniye es verdi.
Birdenbire dert deryasında boğulur gibi iki eliyle kendi boğazını sıktı.
Sesi giderek inceliyordu.
Pırlanta reklamındaki kadınların sesleri bile böylesine sentetik olamazdı.
Bunu gören Hakim,
“Burası utanma yeri değil, her şeyi rahatça anlat” dedi. (Sanki o ana dek çok utanmış gibi.)
Bunu duyunca temelli coştu ve iyice üst perdeden lügat paralamaya başladı.
Seviye giderek düşüyordu.
Münazara birden, Ajdar ile Arto’nun televizyon tartışmasına dönüştü…

… 8,5 yıl boyunca hep zorlamalarıma maruz kaldığını söyledi ve taze iftiralar uydurdu…
Şapkadan tavşan çıkmasını beklemiyordum.
Ama bu kadar yalan atacağını da öngörememiştim.
… Bakıcılarla yattığımı, bakıcısının telefon rehberinden aldığı numarayla eski kız arkadaşına ulaştığını anlattı…
Utanmadan mahkemede bunca şeyi söyledi.
Aslında sırf beni rezil edip, erkeklik onurumu yerle bir etmek için yapmıştı…
İyi olmuştu… Bu onu tanımamı sağlıyordu…
Bana olan nefreti bir dinamoya bağlansa şehrin elektriğini karşılardı.
Sevgi sahte olabilirdi, ama nefret sahiciydi…

Salonda buz gibi bir hava esti.
Erimiş bir dondurma anında donabilirdi.
Savcı ve kararı yazan kızla göz göze geldik.
Herkes, güncellemesi yarım kalmış eski ayfon gibi donmuştu.

Kendimi zayıf hissettim.
Keşke şimdi araba sürüyor olsaydım.
Hatta sıkışmış trafikte kalmaya bile razıydım.
Evimde uzanmış kitap okuyor olabilirdim.
Veya şovaberi izlerdim.
Yani başka herhangi bir şey işte…
Bahçede tavuklara acılı salça yedirmek mesela.
Yan komşuda tadilat sesi bile şiir gibi gelebilirdi.
Mideme kramp falan girebilirdi.
Belki ishal olabilirdim.
Alerji krizine bile hazırdım.
Arabamın benzinini doldurmak, trafik cezası yemek mesela…
Hatta dermatologda t*şak kontrolüne bile razıydım.

Hakim burada araya girip,
“Burası Aile Mahkemesi değil” dedi.
Ancak o ana kadar zaten on dakika konuşmuştu.
Belki de bana o kadar uzun geldi.

Hakim avukatına döndü ve sordu:
Avukatı,
“Yazışmaları ‘kes-yapıştır’ yapmadıklarını, yazıcıdan çıkarılırken yanlışlıkla fazla örnek almış olabileceklerini deklare etti.”
Yanlışlıkla, demek… Yanlışlıkla ha!..
Bir yanlışlık, bu kadar kolay yapılabiliyor yani!
O halde insan yanlışlıkla baldızını bile s*kebilirdi.
Neyse ki bir baldızım yoktu…
Yoksa onun da kaderi mahkemelerde sürünmek olurdu…

Geçen hafta Ceo ile bahçede top oynuyorduk.
Ama nasıl şımarıyoruz. 🙂
Bi vuruyoruz, top yan arsada, bi vuruyoruz ayakkabımız fırlıyor.
Elimizle kaleci Levo’ya top yolluyoruz.
Kıçımızla gol deniyoruz.
Çimlerde kayıp düşüyoruz…
Kaleyi tutan bir şut bile yok.
Sabri Reyiz gibi azıttıkça azıttık…
En son Ceo dedi ki:
“Gol hariç her şey var.” :)))))))))))))

Hanımefendinin bu konuşmasında da,
“Savunma hariç her şey var.”
Yahu bu anlattıklarının davayla bi illiyet rabıtası yok ki!
Ben ona iftira davası açtım, bunlar beni sanık yerine koydular…

Sonra sıra bana geldi; fakat öyle tatlı konuşmuştu, öyle görkemli yalanlar söylemişti ki,
ağzımdan çıkan hiçbir cümle sanki artık beni koruyamazdı.
Yuvadan ilk kez uçan ördek yavrusu kadar ürkek ve mütereddittim.

Kendimi nasıl savunacağımı kara kara düşündüm.
Bırak da ringe çıkayım; hiç değilse bana kimin vurduğunu bilirim, dedim.
Fakat, sanki söylenecek her şeyi o söylemiş gibiydi.
Onun kadar şahane konuşamama korkusu canımı sıkıyordu.
Adeta Tarkan’dan sonra sakıngan adımlarla sahneye çıkacak Ajdar gibiydim.

Hitler’in sağ kolu, ve düşmanları tarafından dünyanın en büyük propaganda dehası sayılan Dr. Goebbels’in bir prensibi:
“Kendinizi savunmak yerine sürekli karşınızdakini savunmada bırakın.”
Aldatma ve çapkınlıklarım, Alara’nın yinelenerek zihni uyuşturan monologlarının bitmez tükenmez sermayesi oluvermişti.

Ama sonra aldım elime sazımı:
“Söylediklerinin %90’ı yalan. Karım gerçek bir manipülasyon ustasıdır. Hatta yalan makinesidir. Eski avukatıyla bir olup beni dolandırdılar. Bunların pekmez dediği tortu, bayram dediği yortudur.” dedim.

Hakim araya girdi,
“Nedir nedir?” dedi ve güldü. 🙂

“Güzel bir atasözü efendim, gerekirse yazdırabilirim.” dedim.
Ve devam ettim:

“Ben bu kadar nefret ettiği biriysem boşanma günü mahkemeye neden gelmediğini ona sormak gerekir. Biz anlaşarak boşanacaktık. Protokol hazırladık. Ev, araba, yıllık nafaka ve evdeki tüm eşyaları aldı. Sonra duruşmaya gelmedi.”

Sonra Hakim araya girip:
“Burası Aile Mahkemesi değil, asıl konuya gel!” dedi.

Henüz onun beşte biri kadar konuşmuştum. Sözler ağzıma maydanoz gibi tıkılmıştı.
Hakim, teknik bakımdan yaşlı bir hurda olduğunu gösterdi.

“Efendim ona yeterince zaman tanıdınız. En azından onun kadar konuşayım.” dedim.
Kendimi geliştirmek amacıyla nefes alacak bir alana ihtiyaç duymuştum.

Gülerek avukatlara baktı ve:
“Sanığa her zaman savunma hakkı verilir,” dedi.
Hakim çok iyi birisiydi Ama bana iyiliği dokunduğu söylenemezdi..

Halisane duygularla devam ettim:
“8,5 yıldır evliyken hiçbir sorun yoktu da, tüm bu sapıklıklar, boşanma davası açtıktan sonraki 8,5 haftada mı başına gelmiş. Hiç merak etmesinler. Bana bugün yaptıkları tüm iftiralar için yeni davalarla karşılarına çıkacam!”

“Ayrıca ben 40 yaşında adamım. Hayatımda kimseden böyle şikayetler duymadım. Sicilim temiz, sabıkam yok. Kimseye tecavüz etmedim ve hakkımda verilmiş bir cinsel taciz hükmü dahi yok!”

“Bu ve annesine güven olmaz.
Bir keresinde evime büyü bile koydular.” dedim.

Hakim, gözlüğünü hafifçe indirdi ve kaşlarını kaldırdı.
Gözlük sapını diliyle emip,
“Ne büyüsü bu yauv!” diye sordu.

Notlarımdan okumaya başladım:
“Nefret Ettiğiniz Birini Şehirden Defetme Büyüsü:
Düdüklü tencerede bişirilmiş süleymancık kuyruğunu, tavuk g*tü kemiğine yazıp güvercinin ayağına bağlayıp hayvanı salın. Kurban o gün şehri terk eder!”

Ece Hanım söz aldı:
Büyüye, sadakaya pek girmedi.
Başından bu yana tüm kompozisyonu kusursuz paternlerle aktardı.
Sistematik disiplinle bezeli robotik bir ezberle uzunca bir konferans verdi.
Derin bir endişe duyduğunu ifade eden kuvvetli ve iki tarafı da keskin bir açıklama yaptı.
Zor ele geçirilen gerçekleri buldu ve dikkatinden hiçbir şeyin kaçmasına izin vermedi.
Belki geçmişte onunla çok konuşsaydım, benimle ilgili daha sivri analizler yapabilecekti.
“Sanık kendini suçtan kurtarmaya yönelik davranışlar içindedir. Bunların dava ile hiçbir alakası yoktur.” dedi.

Daha sonra Hakim:
“Aile Mahkemesi’ne verdiğimiz ‘kopyala-yapıştır’ ile çoğaltılan yazışma örneklerini getirteceğini söyleyerek mahkemeyi, 3 Haziran 2021 09.50’ye erteledi.

Sanırım hayatta tek başarılı olduğu konu: Mağduru oynamak!

Bu arada Devrim efendinin ayak izlerini takip ediyorlar. Unuttukları bir şey var:
“O ayak izlerinin bittiği yer ayı ini.”

Kızdım…
Nafakaya selam, PTT’ye devam. 🙂

Doktrin: “Kıçına yılan kaçan, çıkarmak için leylek arar.” – Atasözü