51. BÖLÜM

23 Ocak 2020 Perşembe

Diablo, Director’ü arıyor:
– Toyota Yaris’in sizde kalan yedek anahtarını istiyoruz.
– Bu konuyla ilgili avukatımı arayabilirsiniz.
– Korkmayın ya, sadece anahtarı istiyorum!

Denize düşen adam yağmurdan korkmaz.

*

Bilmeyenler için ön seyir:
Bu dava, kayınçom Veli’nin kuaför dükkanında aylarca düşük maaşla çalışan,
tazminatlarını alamayan, berberim Musto ve arkadaşı Taro ile kurduğumuz sinerjinin eseridir.

Musto, üç yılın yarısında Veli’nin, yarısında Veli’nin annesinin işlettiği dükkanda çalıştığından,
dava, hem Veli’yi hem annesini ilgilendirmektedir.

Erto’nun Aslan Olup Kükrediği Ara Bulucu Maçının Geniş Özeti

Erto Konuşuyor:
Toplantı başladı, Ara Bulucu bana söz verdi.
Aniden Veli söze dalarak,
– Biz zaten biliyoruz neyin ne olduğunu… dedi.
Ara Bulucu müdahale etti Ben de,
– Bırakın konuşsun… dedim.

Aniden annesi,
– O sahibine söyle… türünden laflar geveleyince,
– Bu şekilde konuşacaksanız tavrımı değiştiririm… dedim.
Veli annesine,
– Sen sus anne!.. dedi.

Ardından Ara Bulucu,
– Buyurun taleplerinizi söyleyin… dedi.
Ben,
– Biz 140 bin lira istiyoruz… dedim.
Veli,
– Siz müvekkilinizi tanıyor musunuz? Gerçeği bilmeden konuşuyorsunuz… dedi.
– Resmi olarak 2016’dan beri maaş ödemiyorsunuz. Bunun ispat yükü sizde.
İş akdinin haksız feshi nedeniyle kıdem ve ihbar tazminatı istiyoruz.
Biliyorsunuz geçen ay noterden çocukların ihtarlarını çekmiştik.
Ayrıca 4 bin lira maaş alıyorlarmış. Eksik sigortalarını da tamamlayacaksınız… dedim.

Veli birden delirdi ve,
– Ne 4 bin lirası, 2 bin liraya çalıştılar.
Ben icralıkken, borç batağındayken bile sigortalarını yatırdım… dedi.
Gülümsedim. Müstehzi tebessümüm onu kızdırmış olmalı ki,
– Niye gülüyorsunuz, önce dinlemeyi öğrenin… gibi şeyler zırvaladı.
– Bitti mi? Var mı başka söyleyeceğin?.. dedim.

Kısa bir sessizlikten sonra Veli,
– Ben ne konuşucam ya, dinlemeyi bilmeyenle konuşmam…
Ayrıca, kime nasıl konuşacağımı iyi bilirim! Anladın sen… dedi.

Bu noktaya kadar seviyesini koruyan ben ateş püskürdüm ve,
– Madem beni tehdit ediyorsun, ne yapacağını izah et bakalım… dedim.
– Yok tehdit değil…
– Hayır, açık konuş bakalım ne yapabiliyormuşsun… dedim.
Ara Bulucu ara verdi. Çünkü adıyla müsemma. 🙂

*

Annesiyle molada kırmızıyı gören boğalar gibi homurdanarak sigara içiyorlar.
İmzalar atıldı. Bürodan çıktık. Locada Veli’nin kolundan tuttum ve,
– Gel bi 5 dk. konuşalım… dedim.
– Sakın bana dokanma!..
– Gerilme sakin ol champ… dedim. Ama annesi arkadan vıy vıy çemkiriyor…

Sonra teskin etmek için,
– Olanları unutalım. Bu dosyayı da çöpe atalım. Bak sana güzel şeyler söyleyeceğ…
Ama konuşabilmek ne mümkün!. İkisi de makineli tüfek gibi tarıyor…

Sonra Veli,
– Sen güldün, dalga geçtin, bizimlen eylendin… dedi.
– Annen direkt saldırdı, o zaman düzgün konuşun… dedim.
Veli,
– Biz sana değil, onlara (Mustafa ve Tarık) diyoruz, sahibi diye.
Satılık olanlar onlar! O kadar yemeğimizi yediler, nankör insanlar.
CK’ya söyle, parasıyla herkesi satın alamaz! Bizim gibileri hele hiç alamaz! Adam değil o!.. dedi.
Ben de,
– Madem adam değil, ne dolaşıyorsunuz peşinde, rahat bırakın, düşün adamın yakasından!.. dedim.
– O, on yıl boyunca bir kere iyilik yapmadı, hep kötülük yaptı… dedi.
– Madem sevmiyorsun, adam değil diyorsun, neden parasına bakıyorsun?.. dedim.
Veli, sanki başkasından bahsediyormuşuz gibi şaşırdı ve,
– Ben mi… dedi.
– Evet. Bu kadar nefret ettiğin adamdan niye borç istiyorsun?.. dedim.
Bunun üzerine Veli,
– Ben istemedim, ablam istedi… dedi.
Ben de,
– Sonuçta bu para senin için istendi… dedim.

Sesleri iyice yükseldi. Ortamı boğup kusturmaya başladılar.
İkisi birden bağırıp, çağırıyorlar. Sabretmek, sakin kalmak ne mümkün!..
Seviye giderek düşünce Veli ile burun buruna geldik…
– Bak, benimle kişisel bir problem yaşamak istemezsin… dedim.
– İşte sen beni tehdit ediyorsun. Bu tehdittir avukat beğ!.. diye böğürdü.

Sonra avukatın (tüm ara bulucular avukattır) karısı yanımıza geldi ve,
– Burada gürültü istemiyoruz… diyerek bizi nazikçe sepetledi.

Ofisten çıkıldı. Hem bağırıyorlar hem yürüyorlar.
Veli’ye araba çarpıyordu. Uzaktan bağırdım,
– Konuşacağına önüne bak, ezileceksin…
Sonra şans eseri, Üçkuyular’dan Yeşildere’ye kadar, trafikte önümde seyrettiler.
Arka tamponu vuruk, gri Yaris’ten yoğun trafik nedeniyle bir süre kurtulamadım.

*

Burada izninizle sözü ben alayım.
Çok milat değil, Eylül 2019’da sağlam verdiğimiz Yaris’imize neler olmuş:
1. Daha bugün, yana yakıla, belki satmak için aracın yedek anahtarını istediler.
2. İhtiyadi tedbir koyduğumuz aracı nasıl satacaklarsa.
3. Aracın kaskosunu hala yaptırmamışlar.
4. Sağ arka tamponunu vurmuşlar. Öyle darbeli darbeli geziyorlar.

Emzik çocuğu Veli, “Adam değil o!” dediği adamın aldığı araçla geziyor.
Ablası sayesinde konduğu geçici servetle caka satıyor.
Ben sende, istediğini asla elde edememiş birini görüyorum.
Bir adam, bunu kaldırabiliyorsa zaten ölmüş demektir.

Doktrin: “En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun.
Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?” – Ziya Paşa

 


 


52. BÖLÜM

06 Şubat 2020 Perşembe

Onlara ev aldık, kendimize de dert aldık.
Haftalardır beni ve Director’ü o ev için aramayan kalmadı.

Sekreter kız aradı,
işleri yürüten mahir müteahhit aradı,
sonunda inşaat şirketinin sahibi Thousandali Abi aradı.
Evi alırken tanıştığım ve çok saygı duyduğum renkli bir insan…

Akabinde şirket, ihtiyadi tedbirin kalkması için mahkemeye başvuruyor.
Peki nedir?
Biz muvafakatnameye imza atacağız, onlar da kule inşaatlarına devam edecekler.
Kulağa hoş geliyor değil mi? Ama karşınızdaki eski karımsa o hiç de kolay değil!

Telefonda Thousandali Abi’ye diyorum:
– Geçen ay koruma kararı çıkarttılar. Değil eve girmem, yanından geçmem bana hapsi boylatır.
Geçen gün Director’ü apartmana sokmadılar.
Alara imzalasın. Evin 2/3’si onun üzerine, evde oturan kendisi.
Çıkın kapısını çalın, tesislere sokmayın, baskı yapın, imzalatın!
O zaman ben de imzalarım.

Ne demişler peki:
– CK imzalarsa biz imzalarız, sorun değil. Önce o imzalasın, biz hemen imzalarız.
Ama önce o imzalasın.
Ananızın *mı!.. Sanki bana çok saygı duyuyorsunuz da…
Sanki ben ne desem yapıyorsunuz da…
Ben bilmem eşim bilir tripleri.
Eee tabii;

Doktrin: “Devekuşu, yüke gelince ‘ben kuşum’, ‘uç ulan o zaman’ dedikleri zaman da ‘ama ben deveyim’ demiş.” – Türkiye

 


 


53. BÖLÜM

07 Şubat 2020 Cuma

Musto adına açılan davanın kol gibi dilekçesi:

SONUÇ VE İSTEM: Tüm anlatılanlar ışığında, haklı davamızın kabulü ile fazlaya ilişkin talep ve dava hakkımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik;

Ø100,00 TL ücret alacağının hak ediş tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile
Ø 100,00 TL net AGİ alacağının hak ediş tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte,
Ø 100,00 TL net kıdem tazminatı alacağının ihtarname tarihten itibaren mevzuata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte,
Ø 100,00 TL net fazla mesai ücreti alacağının ihtarname tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte,
Ø 100,00 TL net yıllık izin ücretinin ihtarname tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte,
Ø 100, 00 TL net ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ihtarname tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,

*

Benim Eklemelerim:
Veli ve annesinin iltisaklı iş yaptığını belgelemek için, eski ve yeni iş yerlerinin tabelalarının fotoğrafları.

Musto diyor ki:
– Maaşımı alamayınca başka işe girmek istediğimde Veli Bey bana küstü ve bir hafta konuşmadı.
Hakaretler yağdırdı. İkinci hafta gine konuşmaya devam etti.
Müşterilerimi elimden almak istedi!..

Annesi,
– Şartlar böyle, istemeyen çekip gidebilir, çalışmayanı s*kerim… dedi.

Sonra Erto bana dedi ki:
– Veli’nin hakaret ve küfür kısmını geliştirebiliriz.
Ancak, Musto ve Taro ne kadarını kabul eder, bilemedim…
– Sen orasını bana bırak, ben hallederim… dedim.

Sonra Erto’ya Telegram’dan bir dizi nükteli mesaj gönderdim.
Toplantıdaydı ve “okundu”su görünmedi.

Ben de şımardıkça şımardım ve bir sürü delil uydurdum.
Ortaya bu ilginç satırlar çıktı. 🙂
Hoş, bunlar bile onların hayal gücünün yanında solda sıfır kalır ya neyse…

– Yahu benden çok nefret eden onlar. Bol kepçe döşe yaz, ben hepsini imzalatırım.
Hatta abart biraz, elini korkak alıştırma!..
Veli ara sıra, ananızı getirin onu da yatırıp s*ke s*ke sakat bırakıcam… dedi de yaz.

Veli bazı günler işe siyah deri kıyafetlerle gelirdi.
Bir elinde kamçı, diğerinde ekseri zenci vibratörü olurdu.
Sürekli titretip titretip bizi korkuturdu… de.

Annesi yemeklerimize müshil atardı, tuvaletleri turuncuya boyardık… de.

Yeğenimin sünnetine paslı makasla geldi. Az kaldı çocuk tetanos oluyordu… de.

Taro’nun Boza’yı(kangal) CK’ya hediye etmeden evvel köpeği mahalledeki bir kuduz kutike dişletmiş.
Annesi, “İyice kudurmadan da CK’ya sakın göndermeyin” deyip duruyordu… de.

Veli, müşteriler gittikten sonra gece sabaha kadar manikürcü kızlara zorla halay çektirirdi, mobbing yapardı… de.

Veli bir gün bana Türk kahvesi ve su getirdi. O gün sular kesilmişti.
Sonradan fark ettim ki, müşterinin pedikür suyunu bana içirtmiş… de.

Küçükken okul önlerinde tahta çubuğa sarılan Osmanlı macunu tatlısı yerdim.
Bir keresinde bana *m kılı alınmış ağdayı tatlı diye yedirdi… de.

Bir gün bana nutellağlı ekmek diye kakasını yedirmeye kalktı… de.

Patronumuz bir keresinde müşterilerin yanında benden kül tablası istedi.
12 saniye geç getirdiği için sigarasını müvekkilin g*tünde söndürmüştür… de.

Şimdilik bu kadar. 🙂

Doktrin: “Mizah dünyamızı gülünç olmaktan kurtarır.” – Todor Dinov

 


 


54. BÖLÜM

10 Şubat 2020 Pazartesi

Musto ve Taro, şikayet dilekçelerini okuyup imzalıyor.
Erto’nun bürosunda avukatlık ücret sözleşmesi imzalatılıyor.
Elbette söz verdiğim gibi onlardan para alınmayacak.
Artık benden icazet almadan Musto ve Tarık’a nüfuz edemezler.

*

Urla karakolu Fahri Abi’yi ifadeye çağırıyor.
Haziran’ın Urla’daki okulunda verdiğimiz evrakta Alara Hanım’ın imzasını taklit ettiğim için bana dava açılmıştı.
Evrağı okula veren Fahri Abi de bir şekilde töhmet altında kaldı.
Sosyopatlar, kimseye acımazlar ve insanları birbirlerine mahcup etmeye bayılırlar.
Tüm ömrünüz, kırık bir kalple rencide olmakla geçer.
Амниа ҝоушм воуле һауатғи!

Doktrin: “Hareket halindeki cehaletten daha korkunç bir şey yoktur. ” – George Bernard Shaw

 


 


55. BÖLÜM

11 Şubat 2020 Salı

Son iki yılda başıma gelen kötü olaylardaki deneyimlerimi,
petekten bal süzerek aktardığım Sosyopat Nedir? adlı yazımı kaleme aldım.
Bunda en büyük katkıyı malum hanımefendi yapmıştır.

Sokrates’in, şu sözü ne kadar da doğruymuş…

Doktrin: “Ne pahasına olursa olsun evlenin! Karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz, kötü çıkarsa da filozof olursunuz.” – Sokrates

 


 


56. BÖLÜM

13 Şubat 2020 Perşembe

Çekişmeli Boşanma Davası İlk Duruşma
Ece Hanım, dava vekili olarak, Erto da müşahit olarak duruşmaya katılıyor.
Annesi ve Diablo, Alara ve şişman bir kadın akrabaları mahkemeye iştirak ediyor.
Üzgün biçimde Ece Hanım’a bakan Alara’nın gözlerinin heyecanla beni aradığı kulağıma geliyor…
Saat: 10.15

Benim değil, mahkemenin adaletine güvenen hanımefendi bana ne yazmıştı?

15 Eylül 2019 – 11.13
“Senin bana yaklaşımın beni ezmeye, sindirmeye yönelik, merhametten uzak. Ve madem beni hakkım olanı vermemekle Tehdit ediyorsun, üstelik bunu elinde bulundurduğun evlilik içi kazanımlarını araç olarak kullanıyorsun , öyle ise bu memlekette şerefli namuslu hakimler de var. Ben pazartesi günü bir avukata başvurup dava dilekçemi zenginleştireceğim ve gerekirse gündelik ev temizliğine çıkıp en iyi avukat ile anlaşacağım. Senin unuttuğun bir şey var , ben senin evinin içindekiyim. Biz birbirimizi iyi tanıyoruz, beni aşağılaman ve hor görüp küçük görmenin kanunlar ve haklarım karşısında bir bedeli olacak ve zaman gösterecek ki bu yorucu yıpratıcı ve hatta yersiz mücadeleden ikimizde kaybederek çıkacağız. Senin narsist ve nobran duruşunu GÖRÜYOR VE LAYIKIYLA OKUYORUM. Hiç bir insan evladını küçümsememeyi öğrenmek sana zenginlik katacak. Yaptığın veya hazırlattığın protokol dahi nobran duruşunun herşey benim istediğim gibi olacak hüküm vericiliğinin bir örneği. Çocukların velayetini bana fütursuzca verirken onları bir yük gibi gördüğün için ve fakat iki çocuk annesi 11 yıllık bir eşe sadece bir araba takası değerinde evi vermeyi dahi uygun görmemek ve vermediğin evde oturacaklarını dahi sen belirlemek gibi ezici bir protokolün kazanımlarını benim için red etmek kolay. Bakalım senin kazanımlarını kaybetmek senin için ne kadar kolay olacak göreceğiz. Ben hukuk mücadelimi tüm sivil toplum medya ve hukuk danışmanları ile yapma kararı alırken sen o eşşiz egonla neler yapabileceksin , göster bana.”

8.5 yıllık evlilik her ay bileşik endekste yarım baz puan artıyor. Geçen hafta da 9 yıl demişti…

Nobran, yani kaba bulunan protokoldeki gönül kırıcı maddeler neydi?
Protokole önce nafakayı “1 EKİM 2019 – 1 EKİM 2020 ARASI” yazıyorum ve kabul ediyor.
Sonra bir yanlıştan dönüyorum. Seneye bir ay eksik nafaka alır korkusuyla,
“1 EKİM 2019 – 1 EYLÜL 2020 ARASI 12 AYLIK NAFAKA BEDELİDİR” diye düzeltiyorum.
Bu durumu ona izah ediyorum… Duvardan daha çok yankı gelirdi… Sıfır tepki…

İştirak nafakası için her yıl Üfe/Tüfe zam artışı maddesini ekliyorum.
Çocukların okul parası için her yıl Üfe/Tüfe zam artışı maddesini ekliyorum.

Ayrıca;
Aldığım evde ailesinden başkası oturamasın.
Aldığım arabayı ailesi dışında kimse süremesin.
Aracın 1 yıllık kaskosu bedava.
Aracın 1 depo benzini bedava.
Ehliyetle araç süremediği için 10 derslik sürüş eğitim hediyesi.
Verdiğim 13 bin liralık nafakanın her ay en az 4 bin lirasını çocukların eğitimi için harcama şartı.
Çocuklar 18 yaşına gelmeden isim ya da soy isimlerini değiştirme yasağı,
gibi sevimli maddeler de protokolde göze çarpıyor…

Çocukları ne zaman görmek istesem sıkıntı yaşadım.
60 gün göremedim, her gördüğümde 5 saatten fazla kalmadılar.
Yazdıklarıma ya yanıt gelmedi, ya mızıldanmalarla oyalandım.

Peki benim yalvar yakar 13 bin lira nafakaya ikna ettiğim hanımefendi,
2 Ağustos 2019 Cuma günü Telegram yazışmasında ne kadar nafaka istiyordu?

Aylık
Bakıcı: 3.300 lira
Çocukların okul gideri: 5.000 lira
Ev elektrik + Su + Doğalgaz + Dsmart: 1.000 lira
Mutfak gideri: 1.500 lira
Özel Sağlık Sigortaları: 6.000 lira
Alara: 3.000 lira
Haziran – Asya: 6.000 lira

Toplam: 25.800 lira

Aylık giderler 26.000 lira. X 12 ay = 312.000 lira.
Ben 312.000 lirayı 10 yıllık peşin istiyorum.
Bankaya çocukların adına yatıracağım.
Bunun faizi ile giderlerimi karşılayacağım.
Çocuklarıma da birer tane ev aldığında ben tazminat talep etmiyorum.

Etse daha iyi sanki. 🙂

Peki mahkemeden ne sonuç çıktı:
Ayda iki kez 1,5 gün yatılı olarak çocuklar bende kalacak.
Her sömestir 1 hafta bende kalacaklar.
Her dini bayramda 1,5 gün bende kalacaklar.
Her yaz tatili 1 ay bende kalacaklar.
Aylık nafaka 2.000 lira

Ortaçağ’da Sainte Vehme Mahkemeleri vardı.
Maskeli yargıçlar, maskeli savcılar, maskeli tanıklar…
Sözleri tanrı buyruğu, adaletleri kanlı kılıçtan ibaretti.
Adalet Tanrıçası Themis’e tecavüz de aynı tarihlere rastlar. 🙂
Neyse ki 1215’te İngiltere kralı kendi isteğiyle haklarından feragat etti.
Magna Carta’nın yazılışıyla dünyada yeniden adalet tesis edildi.

Davadan bu yana 7 ay geçti. Yarın 7 aylık toplu nafaka yatırıyorum.
Kaç lira: 14.000 lira
Geçen ay bu parayı nafaka olarak önerdiğimde bir anama küfür yemediğim kalmıştı.
Al sana adalet!

Demek ki neymiş:
Kafana göre koyduğun kurallar seni kurtaramazmış…

*

Aklıma nedense şu sahne geldi.
31 Mart’ta Binali Yıldırım, Ekrem İmamoğlu’na 13 bin farkla İstanbul Belediyesi’ni kaybetti.
Bunu yediremeyen Akp itiraz ederek, seçimlerin yenilenmesini sağladı.
Sonra ne mi oldu?
Seçimler yenilendi ve 800 bin fark yiyerek tarihi bir hezimete uğradılar.

Şimdi 13.000 lira nafakaya itiraz edip, 2.000 lira nafaka aldılar.

Saw Filmi’nde geniş bir banyoda uyanan Adam ve Dr. Gordon bulmacaları çözmeye zorlanıyorlar.
Sonra testereleri bulup ayak zincirlerini kesmeyi deniyorlar.
Mamafih, ayaklarındaki prangaların bu testereyle kesilemeyecek kadar sert olduğunu fark ediyorlar.
Sonra Adam şaşkınca diyor ki:
– Buldum! Ayaklarımızı kesmemizi istiyor!
Dr. Gordon artan zaman baskısına dayanamaz;
ağzına kalın bezler tıkayarak testereyle böğüre böğüre hart hart kemiklerini kesmeye başlar.

Diyeti, aylar önce mal varlığımla ödedim.
Ayaklarımı kesmek zorundaydım.

Duruşma başında mahkeme başkanı şöyle demiş:
“Kimse bu çocukları alet etmesin, karşısında beni bulur!
Siz boşanıyorsunuz, onların bir suçu yok!”

Mahkemeden sonra Erto şöyle dedi:
– Abi, hakim senin yolladığın 1 senelik nafaka dekontunu gördüğü için,
tedbiren az nafakaya hükmetti. Bizim adımıza olumlu bir gelişme.
Hakim, adil biri ve bence bunları şimdiden tanıdı…

Doktrin: “Bir ceza avukatının asli görevi müvekkili gibi bir jüri yaratmaktır.” – Clarence Darrow

 


 


57. BÖLÜM

14 Şubat 2020 Cuma

Diablo, Ece Hanım’ı aramış. Mahkemede olan avukatım avukatım geri aradığındaysa Diablo açmamış.
Küçük bir gelişme…

*

“Mart 2020 Tedbir Nafakasıdır” açıklamasıyla 14 bin lirayı Ptt’den gönderiyoruz.

Doktrin: “O mahiler ki derya içredir, derya nedir bilmezler.” – Hayali

 


 


58. BÖLÜM

20 Şubat 2020 Perşembe

Mahkeme bugün mal varlığımı sorguluyor!
Ardahan bozkırında tozlu çayırlar ve tarla köstebekleri görünüyor.
Kuş uçmaz kervan geçmez bu bozkırlardaki 88 ortaklı çorak tarlalarla ilgilendiklerini sanmıyorum.
Sonucu gördüklerinde suratlarındaki ifade Jerry’yi elinden defalarca kaçıran Tom gibi düşmüştür.
Ayrıca miras dokunulmazlığını nereye koyacağız?..

*

Hayatta en güvendiğim beş kişiden oluşan tanık listesini avukatıma iletiyorum.

Doktrin: Dr. Che Guevara, Bolivya’da kendilerini yakalayan Albaya,
yerde yatan ve az önce infaz edilmiş gerilla arkadaşlarını göstererek:
“Bu çocuklar, Küba’da istedikleri her şeye sahiptiler. Yine de ölmek için geldiler!” diyor…

 


 


59. BÖLÜM

07 Mart 2020 Cumartesi

Mahkeme 09.00’u emretse de Alara, çocukları 14.00’te teslim ediyor.

Ceo, Mart, Haziran ve Asya neşeyle arabaya biniyorlar. Bu renkli ve mutlu tablo birden kasvetle kararıyor.
Alara, Ceo’ya hakaretamiz konuşmalar yapıyor:

– Çocuklarına babalık yapsın. Onlarla hiç ilgilenmiyor… dedikten sonra,
Abinle işimiz daha bitmedi. Bu mahkemeler bitince onu sürüm sürüm süründüreceğim.
10 sene bir sürü insanı s*kti. Kadınlık gururum ayaklar altına alındı.
Elimde ona ait ses kayıtları var. Hepsini mahkemeye teslim ettim.

Ceo daha,
– Adam size ev verdi, araba verdi, nafaka verdi, daha ne yapsın!.. diyemeden.
– Verdi ama şimdi de geri alıyor!.. diye yapıştırıyor.
Ceo,
– Sen ona iki tane sahtecilik davası açtın, yazık değil mi?.. deyince,
– Yemin ederim o imzalar bana ait değil. Onları Director attı.
Yanınızdaki insanlara dikkat edin!.. diyor.

Madem imzayı Director attı da, evi neden sen aldın acaba?..
Benim 1 lirama tenezzül etmemiş adam, protokole sahte imza mı atar!..

Boşanmanın yapamadığı yıkımı, 2.000 lira nafakanın yapması ne garip!
Ben günde 1 milyon kaybederken kimse rahatsız olmuyordu.
Ben 1 milyon kaybedersem sıkıntı yok.
Sen 2 bin lira nafaka alırsan kıyamet kopar.

Bunlar daha iyi günleriniz…
Beni bırakın da kendi derdinize yanın.
Kötü günleri geride bıraktınız, şimdi sizi daha kötü günler bekliyor!..

7 aydır sessizdi ve birden dellendi.
Bu, yüksek nafaka umutları olduğunu gösterir.
Avukatının, boş hayal sattığını anlıyoruz.

*

Haziran dükkana gelir gelmez kucağıma atladı ve 10 dakika inmedi.
Ağlayarak beni çok özlediğini söyledi, durdu. Dedim ki,
– Benim sizi bıraktığımı mı söylediler kızım?
– Hayır Baba.
– E, neden ağlıyorsun o zaman?
– Sen sakın evlenme.
– Tamam, evlenmeyeyim. Annenle barışmamız için mi evlenmemi istemiyorsun?
– Hayır, onun için değil.
– Tamam, evlenmem. 🙂
Lan bende evlenecek hal mi kaldı?
Bunlar yüzünden g*tümüz damacana kapağı gibi oldu. 🙂

*

Bahçede oynadıktan sonra Haziran susadı ve kucağımda su içerken;
– Ama Baba, bu bardak camı çok ince, ya kırılırsa?..
Gerçekten bardaklarımız güzel, ama çok inceler…
– Isırmadan iç kızım… dedim.
Cevap geldi:
– Tamam.
Tam safsalak, hiç onlara benzememiş bu çocuk. 🙂

Çocukların ayaklarında kalın tabanlı, ağır, hantal, ishal rengi kışlık botlar vardı.
İçim ezildi, 120 lira olduğunu fark ettim.
Ben hayatlarındayken Camper giyiyorlardı.

Asya’nın sol ayak bileğinin su topladığını gördüm.
Tasaya kapıldım.
26 ve 30 numara ayakkabı araştırdık.
Ama sonra, sevgide eksik kalan babalığı, çok parayla tamamlayamayacağımı hazin bir şekilde fark ettim.
Vücuduma yayılan sıcaklıkla içime ateş düştü, kan doldu…
Çünkü ikisi de ayakkabı teklifimi kabul etmedi.
Büyüklüğümden eser kalmadı; pörsüyüp sönüverdim.
Onlar benden sevgi bekliyorlardı, kundura değil!..

*

Tekrar laf yememek için Ceo, çocukları teslim etmek istemedi.
En son Eylül ayında tapu ve noterde yüzünü görmüştüm.
Ona sarılmış ve kafasından öpmüştüm.
O gün beni öyle bir dolandırdı ki, bir daha ölene dek yüzünü görmek istemiyordum.
Neyse ki kadim aile dostumuz Fahri dedeleri yetişti.
Haziran, benim bırakmam için kucağıma çıktı ve başladı zırlamaya…
Point Bornova’ya kadar ben getirdim.
Avm önünde Haziran, arka koltuktan boynuma sarmaşık gibi sarıldı ve,
– Bizi buraya sen getirdiğin için teşekkür ederim, Baba… dedi.
Her sözcük bende, sanki bir kadın tarafından söyleniyormuş etkisi yarattı.

Fahri Abi çocukları yeni bakıcımız Ada’yla apartman girişine inen anneannelerine teslim etti…
Maalesef sekiz gün sonra duydum ki,
evin önünde anneanneleri Fahri Abi’ye şunları söylemiş:
– Onun nasıl bir şerefsiz olduğunu zamanla öğreneceksiniz.
Görün bakın o nasıl bir karaktersizdir!..

Aklıma Fahri Abi’den öğrendiğim şu fıkra geldi:
Nasreddin Hoca yorgun argın evine gidiyormuş.
Yolda işgüzar bir komşusu,
– Hocam, demin bir tepsi baklava önümden geçti.
– İyi de bundan banane?
– Ama Hocam, baklava sizin eve doğru gidiyordu.
– O zaman bundan sanane!

Peki sen Fahri Abi’yi benden çok mu düşünüyorsun?
Adam benden zarar görecekse sanane.
“Daha çok sevmiyorum,” diyorsan sus.
Yok,
“Onu senden çok seviyorum,” diyorsan adamın maaşını ver!
Kendi adamlarına maaş vermeyenler mi bunu yapacak?
Sen bırak benim çalışanlarımı, kendi torunlarını düşün de bir okula yazdır!..

Bence onlar ölmüş de, ağlayanları yok.
Ama sorarım size:
Yel kayadan ne koparır?

Boşanma davetine icabet ettik diye, 8 ayda duymadığımız hakaret kalmadı.
40 senede başıma gelmeyen bela, 8 ayda geldi.

Ama artık bu oyunda kartlar yeniden dağıtılıyor.
Ve ne demişler:

Doktrin: “Gerçek, kurmacadan daha tuhaftır.” – Mark Twain

 


 


60. BÖLÜM

12 Mart 2020 Perşembe

Avukatım geçen hafta çocukları alırken yaşadığımız baskıyla alakalı hakime serzenişte bulunuyor.
Mahkeme başkanının cevabı, gordion düğümü gibi kesin oluyor:
“Çocukları kimse bu işe alet etmesin. Karşı taraf çok kafamı bozarsa velayeti değiştiririm!”

Gordion Düğümü: Büyük İskender’e atfedilen bir metafor.
Kimsenin açamadığı bir düğümün, kaba kuvvetle çözülebileceğini bildirir.

*

Düne kadar öz güvenimi yitirmiştim.
Kendimi çok düşmüş, kolu kanadı kırılmış hissediyordum.
Sözlerindeki küçümseme edası, bende kayıtsızlık yaratmıştı.

Yıkıcı olan her şeye karşı beslenen olası bir kinin var.
Bunu çözmekle ilgileniyorum.
Öte yandan kimse beni, senin gördüğün kadar savunmasız görmedi.
Önceden tüm kusurların karanlıkta büyür, gün ışığında kaybolurdu.
Eskiden gece ışıklarla yıkanan bu parlak gökyüzü, şimdi gündüz bile kararıyor.
Bunları, sis perdesi gibi beni saran küflü bir havada yazıyorum.

Kimse, başkasının sınırlarını geçemez,
çünkü kimse kendisine bile ulaşamaz.

Belki sizi yenemedim, evet ama ben de yenilmedim.
Belki sizi yenemedim, ama siz beni dizlerimin üstüne çöktürünceye kadar
başınıza neler geldi neler…
Beni bir süreliğine yenebilirsin, ama pes etmem.
Bilirsin savaştayken cesur değilimdir, fakat korkmam.
Bu, bir yumurtayı taşla tokuşturmak gibi bir şey…

Daha savaşacak mıyız?.. Yorulmadın mı?..
Öğrenirsem iyi olur tabii, ama öğrenmezsem de kötü olmaz.
Evet de desen, hayır da desen, artık hepsi bir benim için.
Vereceğin her cevap, ötekine eşit olacak…
Çünkü cin şişeden çıktı bir kere, artık ne desen boş…
Özür dilemekle geçmiş silinseydi, dünyada günahkar kalmazdı.

Geçen akşam bir röportaj izledim; ergenin teki,
“Çok param olsa kendime büyük bir ev alırdım.
Ama metrobüse yakın bi yerden,” dedi.
Bu ne demek biliyor musun?..
Ağacı ayrıntılı incelemek, ormanın görülmesine engel olabilir, demek.
Sadece parayı kerteriz alarak bulmacanın minicik bir karesine odaklanmayın.
Çocuk o kadar aptal ki, çok parası olunca arabasının olacağını dahi düşünemiyor.
Hayalleri gerçekten öylesine uzak ki,
eminim rüyalarında bile özgür düşünemiyordur..

Zengin olunca mutlu olmak muhtemelken,
huzurlu olunca mutluluk kaçınılmazdır…

Aslında dünyada çok az harika insan vardır.
Belki de onlardan biriydin, ama sadece uyurken.
Varlığımın sana azap çektirdiğini düşünüyorsun.
Fakat kendin için ölümcül bir müttefikle ittifak yapıyorsun.
Zaten ne yapacağını bilseydin, adı “aşk” olmazdı.

Gene de size tek bir kötü söz söylemedim…
Her şeyi doğru anlattım ve hiçbir şeyi olduğundan kötü göstermedim.

Doktrin: “Ben yaptığım şeylerden gururluyum, ama yapmadığım şeylerden daha da gururluyum.” – Steve Jobs

 


 


61. BÖLÜM
13 Mart 2020 Cuma

Bugün saçımı kestirmek için kuaförüm Musto’ya gittim.
Patronu Cemal Abi’yle (Veli’nin de eski patronu) az sohbet ettik ki ne göreyim!
Adamı da yıllardır bezdirmişler.
Devraldıkları dükkanın parasını ödememişler.
Dükkanı, yasak olmasına rağmen adamın tabelasıyla çalıştırmışlar.
Daha ne herzeler…

Cemal Abi, 15 bin liralık tarihsiz bir senet gösterdi.
Tarih atılsaydı 3 yıl geçerliliği vardı.
4 sene önce senedi, kefil olarak imzalayan eski karısı Cansel’den başkası değildi.
Kemal abi Ali efendiden para almanın, deveye hendek atlatmaktan zor olduğunu bildiği için senedi bana vermeyi önerdi.
“Ama ben karşılığında ne kazanacağım,” dedi.
Vay amk… Biz ne kazandık ki o kaldı…
Sanırım senedi bize bir para karşılığında verecek. Ben de düşünmek için zaman istedim.

Doktrin: “Zamanlarının büyük kısmını para kazanmakla geçiren insanlar; sonunda, en çok istediklerinin satın alınamayacak şeyler olduğunu anlarlar.” – Aldous Huxley

 


 


62. Bölüm

17 Mart 2020 Salı

Bugün Ptt’den ev için vergi ceza ihbarnamesi geldi.
Dairenin 338 TL vergisini ödememişler.
154 TL de faiz gelmiş.

Bunlarla ortak ev aldık ya, belayı da satın almış olduk.

Bunlar 4 kişilik aile, şimdi çöktüler benim evimde kalıyorlar.
Dolandırarak eve sahip oldular.
Hepsinin yaşlarını topladım:
Veli ve ablası 40+40= 80
70 babaları, 60 da anneleri, eder 210
210 sene. Koskoca 210 senedir çalışıyorlar ve elde-avuçta yok ha!..
Ama 8 yıl evli kalıp milyonluk saltanatı sürmek.

Çok iyiymiş be!..
Harbiden iyiymiş.

Hayatım aslında başka bir hayatın rüyası olmalı…
Geleceğim siyah bile değil; çünkü gelecek diye bir şey yok!..

Doktrin: “Dev bir canavar bizi sinek gibi mideye indirdi. Hepimiz, biri tarafından uyandırılmayı bekliyoruz. Ama ya herkes aynı rüyayı görüyorsa?..” -ck-

 


 


63. BÖLÜM

20 Mart 2020 Cuma

Kuaför Musto, Veli’nin ortak arkadaşından gizlice duyduğu bilgileri bana aktardı:
“Bizden yedek anahtarını alabilselermiş Toyota Yaris’i satıp Bmw 1 alacakmış.
Senin gibiler için söylenen gülünç bir atasözü var:
“Kıçı külde gönlü gülde!”
Benim çocuklarım için aldığım aracın tasarruf hakkını bu ruhunu şeytana satan adama kim verdi?
Bu karar her şeyden bihaber ufak sabilere soruldu mu?
Benim rızam var mı?.. Ayrıca sen kimsin?..”

2007 senesinde kardeşimle Vdf 2. el araç bayisine gittik.
2000 model beyaz Golf’ümüzü değiştireceğiz.
Siyah bir A3 gördük. Fakat benim gözüm Bmw 1’de kaldı!
Araçların içinden bana göz kırpıyordu.
Asfaltta her gördüğümde hayran kaldığım, beni,
Medusa gibi heykele çeviren bu büyülü tanrıya doyasıya bakardım.
Gelgelelim 51 bin liraydı.
Borcu bizi korkuttu ve onu oracıkta bırakıp 38 bin liraya Audi A3 satın aldık.

Şimdi beni iyi dinle kurnaz herif!..
Kendi paranla kendine alırken, fiyat ve kalitesine bakarsın;
başkasının parasıyla kendine alırken, sadece kalitesine bakarsın, fiyatına bakmazsın;
kendi paranı başkasına harcıyorsan, bir tek fiyatına bakar, kalitesine bakmazsın;
başkasının parasını başkası için harcıyorsan ne fiyatına bakarsın, ne kalitesine…

Bir araç sahibi olmak istiyorsan, bunu kendi paranla yap; başkasının parasıyla değil!
Benim s*kimin gölgesine sığınmaktan da artık vazgeç!
Ben internet kafede kırık divanlarda uyurken, makine başlarında sabahlarken,
sen aynı yaz, hafta sonu, kiralık arabayla, Çeşme’de sefa sürüyordun…
Siz hayal edersiniz, ben gerçekleştiririm!..

Doktrin: “Bizim gerçekleştirdiklerimize onların hayalleri bile erişemedi.” – Fatih Sultan Mehmet

 


 


64. BÖLÜM

23 Mart 2020 Pazartesi

Bugün Director 2 bin lira nafakayı Ptt’den yatırdı.
Önce düşündüm: Bu pandemide bankasına mı göndersem!
Hem parayı kolaylıkla çekebilirdi. Ama sonra vazgeçtim.
Bunlara iyilikle yaranılmaz.
30 gün çalışıp asgari ücret alan insanlar var.
Çocuk yapmaktan başka meziyeti olmayan bir insan, parasını azcık külfetli alıversin.

Peki ya çocuklara kötü davranırsa.
Nasreddin Hoca’nın şu fıkrası aklıma geldi:
Hoca kızını evlendirmiş. Ertesi gün bi bakmış ki kızı ağlayarak yanına gelmiş.
“Baba, kocam beni sabaha kadar dövdü.” demiş kızı.
Bunu duyan hoca sinirlenmiş ve kızını daha beter dövmüş.
Sonra demiş ki:
“Git kocan olacak o deyyusa söyle…
Sen bir daha hocanın kızını döversen, o da senin karını aynı böyle dövermiş.” 🙂

Doktrin: “Serkeş öküz, soluğu kasap dükkanında alırmış.” – Türkiye

 


 


65. BÖLÜM

25 Mart 2020 Çarşamba

Urla davası için Ece Hanım’ın yazdığı kısacık ifadeyi Fahri Abi ve Director karakola teslim ettiler.

*

Pandemi hasebiyle çocuklar Mordoğan’dalar ve MK’nin evinden çocuklarla videolu görüşme yaptık.
Benim sesimi duymasından bile rahatsız oldum.
Mağaradan çıkan bir yabani gibi kasıldım ve mutsuz konuşmamı kısa keserek bitirdim.
Çocuklar, sanki anladılar…

Doktrin: “Sevmeyi falan değil, yalnızlığı öğren! Çünkü en çok ona ihtiyacın olacak.” – Charles Bukowski

 


 


66. BÖLÜM

21 Nisan Salı

Hanımefendi Ceo’ya yazıyor:
“Yarın Mordoğan’a gideceğiz ve evde yokuz. Nafakayı hesap numarama yatırmanız mümkün mü?”

Ceo yazışmayı bana gönderince benden yanıt gecikmedi:
“Bu yıl nafaka zaten 1 senelik yatırılmıştı.
Yani bu parayı bile boşuna yatırıyoruz.”

Cevabı:
“Tamam teşekkür ederim.” olmuştur.

Doktrin: “Fazla sırıtmak, günah işlediğinize işarettir.” – Rusya

 


 


67. BÖLÜM

13 Mayıs 2020 Çarşamba

Ceo, Hanımefendi’ye yazdı ve çocukları Fahri Abi’yle göndermeyi kabul etti.
İyi ve narin davrandığı gözlendi.
Hayret, bunun kafasına değil saksı, uçan daire falan düşmüştür.

Çocuklar iki gün kalıp cuma öğlen gittiler.
Çok eylendik… 🙂
Önceden Haziran bana yakınken, bu kez Asya kucağımdan inmedi.
Ben, yaşlı teyze taklidi yapıp onu güldürdüm.
O da kulaklarıma çorap takıp benimle oynadı.
Büyüdükçe güzelleşti eşşek sıpası… 🙂

Ayvıca ona söyleyemediği S ve R harflerini de öğvettim.
Artık yapabiliyor.

Doktrin: “Futbol; borsada değil, arsada güzel.” – Metin Kurt

 


 


68. BÖLÜM

14 Mayıs 2020 Perşembe

Thousandali Abi (Onlara aldığım evi yapan müteahhit) aradı, açmadım.
Whatsapp’tan yazdı:
“Vekaletnamede bi cümle eksik.
‘111 giriş 11. Kat 111 nolu bağımsız bölüm adıma tescil edilmek kaydıyla’
diye ekleyip evrağı sana getirelim. Sen sadece imza atarsın. Bu bizim için önemli. ck ara lütfen.”

“Tamam abi şimdi iki avukatıma da yazdım. Ne lazımsa ilgileniyorum.”

“Süpersin ❤️🤗 Beni kırmadığın için.
Alara Hanım ile tanıştım; garibim sana sırılsıklam aşık yeminle…
Barış diye demiyorum. Senden deli gibi korkmuş.
Bana mazlum geldi. Haberin olsun.”

“Ah be güzel abim. Madem o kadar iyiyse, sen aylardır niye uğraşıyorsun?
‘Suçluyu arıyorsanız, önce işlenen suçun yarar sağlayacağı kişiyi bulun, derler.
Bu işten zarar gören kim? Peki yarar gören kim?
Sen neden sevgilinden çok, annenden çok benimle yazışıyorsun. 🙂
Sen neden gidip onunla tanıştın?
Biz eve tedbir koyduk diye.
Tedbiri koyan suçlu görünür. Ama koydurana bir şey olmaz.
Cinayeti işleyen suçludur, ama cinayete tahrik edene bir şey olmaz.
Madem iyi de biz niye bu satırları buraya yazıyoruz.”

Bunları düşündüm, fakat yazmak içimden gelmedi.
Avukatımın numarasını verdim. Ona 3 bin lira göndereceğini söyledi.
Thousandali Abi’yi çok severim. Mütevazı ve saygılı bir insan.
Koskoca adamın düştüğü hallere bakın hele…
Feleğin çemberinden geçmiş, milyon dolarlık kurnaz esnaf, mahir müteahhit,
henüz 5 dk. önce tanıştığı kadının dünyanın en iyi insanı olduğunu zannediyor.
Bunlar adamın kıçındaki donu, pantolonunun üstünden çeker alırlar.
Nasıl da herifi kafakola almışlar. Adam piyastosun içinde olduğunun farkında bile değil.
Sosyopat en kötü düşmanınken, bir saniye sonra en iyi dostun oluverir.
Bu adamı bile kandırıyorsa daha biz haybeye nefes tüketiyoruz.

Çok abartmak istemiyorum ama,
Bunlar koyunu kurtla avlar,
çobanla birlikte yer,
sahibiyle de yas tutarlar.

Çok yermek istemem ama şerh düşeyim,
Bu, din profesörü Zekeriya White’ı bile şöyle kandırabilir:
“Hocam benim çocukları sadece Dalin’le yıkarım.
Çünkü Dalin’in çocuk şampuanı olduğu Kur’an’da geçmekte.
Veleddalin amin!” diyerek kandırabilir.

Gördüğünüz gibi sevgili okuyucular, onun yanında Türkiye’nin diğer dolandırıcıları,
Trt Çocuk Korosu’ndaki minikler gibi kalırlar.

Tavuk bile su içip başını kaldırır da Allah’a duğa eder.
Daha bir teşekkürlerini duymadık…

Doktrin: “Yalan söylediklerini biliyoruz.
Yalan söylediklerini biliyorlar.
Yalan söylediklerini bildiğimizi biliyorlar.
Yalan söylediklerini bildiğimizi bildiklerini biliyoruz.
Ama hala yalan söylüyorlar.” – Aleksandr Soljenitsin

 


 


69. BÖLÜM

20 Mayıs 2020 Çarşamba

Erto, Cinsel Mobbing Davası’nda takipsizlik kararı aldığımızı müjdeledi.
Savcının beyanatı ilginçti:
“Şüphelinin; eşine şiddet, baskı ve zorlama olmadan
toplu cinsel birliktelik (başka bir kadın) teklif etmesi herhangi bir suç teşkil etmemektedir.
Eylemin, sadakat yükümlülüğüne etkisini boşanma hukuk dairesi değerlendirebilir.”

Aniden çok güçlü bir konumda olduğumu fark ettim.
Davada ibreler birden tersine dönmeye başladı…
Yaptıkları birçok fay hattını tetikledi ve bu depremlerin yaşanması kaçınılmazdı.

Eğer benimle oyun oynarsan, her şeyini kaybedeceksin.
Ve herkese söylediğim gibi… her etki için bir tepki olacaktır!
Sessiz kaldığımda yokmuşum gibi davranamazsın!
Çünkü eşyalar, biz bakmadığımız zaman da oradadırlar.

Zaman zaman aşklarımı ifşa edebilirsiniz.
Fakat, bana nefes kadar yakın olanların bile çözemediği,
özel hayatımın mistik dokusunu asla bilemeyeceksiniz.

Beni şimdi bir hedefe koymasınlar.
Şaka yapıyorum, ama ciddiyim.
Bunun fotoğrafını şöyle çekebilir birisi:
* İnternette oyalanarak kendimi geliştireceğim zamandan çalıyorum.
* Uzun bir paragrafın sonunda kadın resmi geçiyor ve yalnızca son resme odaklanıyorum.
* Aile yaşantısının klostrofobik dairesine ufkumu daraltmamak için giremiyorum.
* Birçok bakımdan çok zor bir kişiliğim; ayrıca sorun yaratan da bir kişiliğim.
* Sözcüğün en cesur haliyle toplumdışı birisiyim.

Geçen adliyede kadını sana benzettim.
Bir anda tüm projektörlerimi onun üzerinde yoğunlaştırdım.
Ancak fark ettim ki o sen olamazsın.
Senin bir omzun çok az geride.
O anda yıkıldım sevgilim.
Çünkü omzun geride olmasaydı, sen o olacaktın!

Otomobillerin kornası “fa” notasıyla çalar.
Bu bilgiyi yeni öğrendim sevgilim…
Fakat beni sevemiyorsan neye yarar ki…
Doktrin: “Birisini suçlayan ispata mecburdur. Eğer iftira atan ispat edemezse ölüm cezasına çarptırılır.” – Hammurabi Yasaları

 


 


70. BÖLÜM

21 Mayıs 2020 Perşembe

Ceo, Alara’nın doğum günü için Hanımefendi’ye yazmış.
O da çocukların istediği 7 oyuncağın resmini atmış.
Babalık vazifemi yerine getiremediğimi düşünen acziyetimle alayını satın aldım.

Kötü bir baba olduğumu söylüyorsun. Bu doğru olabilir.
Çocuk yaparken ehliyet istemiyorlar…
Ressam, bir kundura resmi yaparken kunduracılığı bilmek zorunda değildir.
Bazı madenler, ancak usta ellerde elmasa dönüşürler.
Ve bu hüner, benliğimle mücadelemle alakalı…

Bittabi herkes kendinin iyi bir versiyonu olmaya çalışıyor.
Fakat iyi ile kötü arasında kıl kadar bir pay var.
Gerçekler takımyıldızım yalan uzayından daha büyüktü.
Evrende en uzak şey gezegenler değil, insanlardır.
Aynı dili konuştuğu halde iki insanın anlaşması düşük ihtimal.
Her şey defalarca yaşandı ve tekrarlandı…

“Seni daha önce birini hiç sevmemiş gibi seviyorum.” derdin.
Şimdiyse karanlığın güneşi bile söndürür!
Beni sakın öldürme, asla benim gibi bir düşman bulamazsın.

Aslında gitmiştin; her şey çözülmeliydi…
Acaba şimdi mutluydum da farkında mı değilim!..
Ay, her yıl gezegenimizden 4 cm uzaklaşıyor.
Sense her gün hızla benden uzaklaşıyordun.

Sonra daha iyisi olacak diye hayatı erteledim.
Bu bayağı işe yaradı; hep daha kötüsü oldu.
Bunu bir katarsis veya purgasyon olarak algılayabilirsin.
Nümayiş yapmıyorum; halisane duygularımı aksediyorum.

Güneş batacak ve yıldızlar parlayacak.
Terk edilmiş sokaklarda kağıtlar uçuşacak.
Kumsalda yarısı kumlara gömülmüş sigara paketleri.
Ve yarım kalan bu dikenli meseleler.

Benim için yanan tek şey sigara, diyor Fazıl.
Fakat bilgi, davranışı değiştirmez.
Öyle olsa, sigara içen kalmazdı.
Demek bu anlattıklarım da hiçbir şeyi değiştirmeyecek.

Victor Hugo, gel de sefilleri gör hayvan herif!
Hayat ne tuhaf, vapurlar felan…
Küçükken mahallende oynarken bir gün benimle tanışacağını bilmiyordun.
Çünkü tüm bunlardan münezzehsin… Hatta benden bile…
Doktrin: “- Kadınları nasıl bu kadar iyi yazabiliyorsun?
– Bir erkeği düşünüyorum, sonra da mantık ve sorumluluğu ortadan kaldırıyorum.” – Benden Bu Kadar