Bu uyarlamada gerçek olaylardan esinlenilmiştir.
Bazı sahne, karakter, isim, iş, vaka, yer ve olaylar
dramatik gerekçeler sebebiyle hikayeleştirilmiştir.

1. BÖLÜM

06 Temmuz 2019 Cumartesi
Siyah arabamla Kayınpeder’i Bodrum Yalıkavak’a götürüyorum.
Yol boyunca tatlı sohbetiyle bana yarenlik ediyor.
Kısa kollu beyaz hakim yaka gömlek giymiş,
dünkü altılıda beşte kaldığından yakınıp duruyor.

Gençliğinde onu pavyon kapılarında karşılayanları, İzmir’in lacivert gecelerini,
çapkınlıklarını, at yarışı sevdasını anlatıp duruyor.
At yarışlarında 7’li oyuna kafayı takmış:
– Eski 6’lı kötüydü. Plan yaptım; 7’liyi zehir gibi çözeceğim, diyor.
Nasıl çözebilir ki?..
Makineleşmiş tavırlarla radyodan at yarışını açıp yanımdan soyutlanıyor.
Kristalize kumar sevdası kozasından çıkıyor…

– Dükkanımda hep hayvan resimleri asılıdır. Ben hayvanları çok severim, diyor.
Telefonundan iş yerinin fotoğraflarını açıyor.
Sahiden duvarlar hayvan resimleriyle dolu.
Otlardan kafasını kaldırmış bir at, su içen bir at ve tımarlanan at. 🙂
Resimlerde attan başka hayvan görmüyorum.
Şaka mı yapıyor diye gözlerine bakınca, oralı bile olmuyor…

İlk lambalarda arabayı çok sert kaldırıyorum.
Baba korkuyor, ben üzülüyorum…
Radyoda Tanju Okan – Hasret çalıyor.
Birlikte cips yiyoruz. Baba bira içiyor.
Paslı kamyon kasasından sarkan sarışın Kürt çocukları gülerek el sallıyor.

Yol boyunca karısı hakkında tek kötü söz söylemiyor.
Oysa kayınvalideden, onun gıyabında ne tenkitler işitmiştim.
– Şimdilerde kulaklarım düştü, eski rüzgarım kalmadı, diyor.
Kırlaşmış saçlarıyla Alain Delon’a benzeyen güzel bir adam bana bakıyor.
Sürekli “Anadın mı ve Yaani” zarfını kullanan bu sempatik çocuk, yan koltukta oturuyor. 🙂

Yerleşim yerlerine yaklaşırken saman dolu traktörler,
su dolu tankerler, ovayı kaplayan solgun ekinler tabloya giriyor.
Fakir, kimseye zararı olmadan, bir yandan cipsini yiyor,
öte yandan cama dayadığı üzüm gözleriyle dağları, ovaları seyrediyor.
Bayırda rüzgar gülleri dönerken, o, çimenlerde seken bebek kuzulara gülüyor….
Onda hoşuma giden taraf, derinlerde sakladığı çocukluğun kendisinde uyanmasıydı.
O an o adamı çok sevdim; hem de tüm hayatından sıyırarak sevdim onu…

Cuma, Cumartesi kalıp Pazar döneceğiz.
Ceo ve Yasmin arayıp yarın geleceklerini söylüyorlar.
Alara,
– Ben onlarla dışarı çıkmak istemiyorum. Bugünden beni Bodrum merkeze götür, gezelim, diyor.

Gece 04.30’a kadar Bodrum sokaklarında el ele dolaşıyoruz.
Mayoyla gezen turistler, çığırtkan esnaflar, tasmalı hayvanlar,
sosis kokuları, lavantalı parfümler, kızarmış tuzlu balıklar,
sahilden yığılan yağlı insan teni kokusuyla çarşı dev bir akvaryumu andırıyor.

İçinde büyük bir buz parçası eriyen kadehin arkasından onu seyrediyorum.
Mercekleşen yüzü iri ve sevimsiz görünüyor.
Birden içimde eski bir sıkıntı filizleniyor.
O an sihirli bir şey oluyor; bir türlü kendimi ona ait hissedemiyorum…

Misafirlerimiz Cumartesi günü geldiler…
Ben, karım Alara, kayınpederim, Ceo, karısı Yasmin, çocukları Mart,
bakıcımız Meyra, büyük kızım Haziran ve küçük kızım Asya; hep birlikte tatile başlıyoruz.
Akşam, tüm aile yeşil bir havuzda ıslanıyoruz.
Bulutlar çekilince Ay, tam tepemizden havuzu altın suyuyla dolduruyor.
Havuzun dibinde altın rengi suda el ele yüzüyoruz…
Su samurları el ele uyurlar, su altında el ele tutuşup yüzerler…
O gece su öyle güzel ki, sanki şerbet gibi…

Ceo ve karısı akşam dışarı çıkmak istemesin mi!..
Alara, “Beraber gidelim,” diye tutturuyor.

Dün, onlarla gezmek istemiyorum, diye yalvarana bak hele!
Senin karşında yıkık bir cüce olduğunu mu sanıyorsun?
– Ben çıkamam, sen istiyorsan onlara katılabilirsin, diyorum…

Delirip çıldırıyor ve bir yılan gibi sokup gidiyor…
Gerçekten belki de insan insanın cehennemidir.
Baba, olanları duymamış gibi rakı kadehindeki buzlarla oynuyor.
Bense şu güzel yaz gününü bana zehreden mukadderatıma isyan ediyorum!..
Cuma başlayan tatil, pazar sabahı pederle evden ayrılmamızla son buluyor.
İçimde “çıt” diye yeşil bir dal kırılıyor.
İlk kez ondan ayrılmayı şiddetle düşünüyorum…

Doktrin: “Nefret; ancak sinek avlarken işe yarar.” – Rusya

 


 


2. BÖLÜM

09 Temmuz 2019 Salı
Şehre, işimin başına dönüyorum.
Bodrum gecelerinde aylak aylak gezmekten hoşlanmıyorum.
Sonuçta tatil başka şey, dinlenmek başka… Bana göre tatil, insanı yormaya yarıyor…

Türkiye’nin en büyük reklam şirketini yönetmeye konsantre olmalıyım.
Alara’nın saldırgan tavrı ben kente dönünce de devam ediyor.
Ben de kötüleşerek hiç olmadığım birisine bürünüyorum.
Müflis tüccar eski defterleri açarmış.
02 Ocak 2019 tarihinde kardeşine verdiğim 30 bin lirayı geri istiyorum. (5.660 $)

Şartlar
Boş zamanlarında hobi olarak kuaför dükkanı batırmaya
bayılan erkek kardeşi Veli’ye 30 bin lira (5.660 $) veriyorum…
Tanesi 1.500 liradan (283 $) 20 senet
Ödemeler 2019 Haziranda başlıyor
Faiz yok
Dilersem, senet yerine iş yerinden %10 hisse alırım

Kabul etmiş ve çok sevindirik olmuşlardı.

Ben de Alara’dan o senetleri istiyorum. Malum Haziran’ı geçip Temmuz ayına girdik.
– Director’ü gönderiyorum. Senetleri hazırlayın, yazıyorum.
Para değil ha, boş senetleri alacağız.
Telegram’da yazdıklarından bir ince kitap çıkar.
Destanlar yazıyor sayfa sayfa…

Ertesi gün…
– Neden köpeğini gönderiyorsun da kendin gitmiyorsun?
Veli’ye ayıp olmaz mı? Bence kendin git, Director’ünü göndermen doğru değil!..

Bir gün sonra…
– Dün Veli tüm gün dükkanda beklemiş… ne gelen olmuş ne giden… diyor.
Peki, böylesi hararetle beklediyseler neden bana kendileri ulaşmıyorlar?.. diye düşünüyorum.

– Sen bizi yanlış tanıdın!.. Biz öyle insanlar değiliz!..
Biz mi?.. Biz derken!.. Seninle biz değil miyiz?..
Ailen ve sen bir hizip yaratıp “biz” mi oldunuz?..
Yoksa aileden yeni bir fraksiyon mu doğuyor?
Bunların beynini kuşa taksan hayvan suda yüzer… diye içimden söyleniyorum.

Sesinde, azarlamaktan çok bir egemenlik belirten sertlik görüyorum.
Kafamdakileri ürpertici içgüdüsüyle kavrıyor.
– Seni ya adam ederim, ya da yok ederim!
Düşüncelerini güzelce anlatıyor…
Daha ne masallar, ne herzeler…
Samimiyetsizlikte bir dünya markası olduğunu düşünüyorum…
Belki davasında haklıdır; fakat bu ona hiçbir şey kazandırmıyor…

Doktrin: “Savaşa giderken bir, denize girerken iki, evlenirken üç defa düşünün.” – Rusya

 


 


3. BÖLÜM

19 Temmuz 2019 Cuma
Telegram’daki tartışma bardağı taşıran son damla oluyor.
– 3 ay tatil yok size. Üç gün sonra, 1 ay kalacağız, diye ev sahibine söyleyin, çıkın gelin… diyorum.
(Ev sezonluk kiralanmıştı.)

Delirip kafayı yiyor. Bir sürü şey yazıyor. Hiçbirini okumuyorum.
Birkaç gün sonra,
– Çocuklar havuza girmek istiyorlar. ‘Anne; babama söyle, biraz daha kalalım.’ diyorlar… yazıyor.
Benden cevap dahi alamıyor…

Birkaç gün sonra şirket kartından 2.750 lira (474 $) yüklü para çekiyor.
Tatilden ayrılıp babasının evine yerleşiyor.
Yangından mal kaçırır gibi ona verdiğim kredi kartının limitini tüketiyor.
Sonraki her gün kartı sokup bakiye kontrolü yapıyor.
Yaptıklarına anlam veremiyorum.
Karımın sorun çıkarmaması için her akşam şükür namazı kılmam ve
dört hafta düzenli olarak hayır işlemem falan gerekiyor.
Bir daha da eve hiç dönmüyor!..

Doktrin: “Zayıf insanlar intikam alır, güçlü insanlar affeder, zeki insanlar umursamaz.” – Konfüçyüs

 


 


4. BÖLÜM

22 Temmuz 2019 Pazartesi
Bana çekişmeli boşanma davası açıyor!
Duyduğum an müteessir oluyorum.

Toplum, kötü yönde kabuk değiştiyor ve karım da bu güruha dahil oluyor…
Bu davalar beni, yeniden tehlikeli sulara itiyor.
Bazı fiiller gerçekleştirip yasal önlemler alıyorum.
Çözdüğüm kritik operasyonlar için 24 saat kafi geliyor…
Arabamın haciz ihtimali, bir çocuğun bonbonlarının çalınmasına benziyor.

Hayatımdan, O gidince çok şey kaybedeceğim doğrulanıyor…
Fakat… Her şeyimi kaybetmeyeceğim de doğrulanıyor!..

Doktrin: “Kurtlarla dost ol, ama baltayı elinden bırakma.” – Rusya

 


 


5. BÖLÜM

23 Temmuz 2019 Salı
Ceo ile birlikte, Alara’nın babasının evine gidiyoruz.
Apartman kapısını şifreyle geçiyoruz.
Fakat Alara, daire kapısını bize açmıyor.
Durumu kameraya kaydederek kapı önü iti gibi bekliyoruz.
İçeriden çocukların,
“Babamız geldi, Amcamız geldi.” feryatları kulaklarımızı tırmalıyor.
– Polis çağırırsak göstermek zorundasın… diyorum.
– O zaman polisi ben çağırıyorum… diyor, Alara.
5 dk. paspasta sinen kedi gibi bekledikten sonra, asansörden nefes nefese Veli çıkıyor.
Ben elimi uzatıp “Merhaba” deyince sakinleşip tokalaşıyor.
Veli, Alara’ya kızıp bizi içeri alıyor.
Korkan çocuklar, benim ve amcasının kucağına tırmanıyor.
Bir yandan bizi öpücüklere boğuyor, diğer yandan tokatlayarak kızıyorlar.
Hayatımın en ilginç anlardan birindeyim.
Uyuşan elde parmakların kontrolünü kaybetmek gibi…
Kontrolümü kaybediyordum…

Sonra, öyle bir davranışta bulunuyor ki, onun izi bende yaşamım boyu sürecek.
Polisler tarafından kapıya çağrılıyorum!
Kimliğim sorgulanıyor; bir suçlu gibi üzerim aranıyor.
Alara’ya, şikayetçi olup olmadığını defalarca soruyorlar.
Film gibi sahneler yürek burkuyor.
Zaten masum olan ben, polislere gülümsüyorum.
Aklanmak için yapay bir sempati maskesine bürünüyorum
Mide krampları ve kusma isteğim körükleniyor.
Sadece çocukları sevmek istemiştik; onlar da bizi…
Çok şey istemiyor, ama onu da alamıyoruz.

*

Veli,
– İstersen salonda Alara’yla konuş… diyor.
Salonda tanımadığım birisini buluyorum.
Uzun eflatun süngerli koltukta poz kesiyor.
Bacak bacak üstüne atmış, ağzından alevler püskürüyor!..
Bir saate yakın konuşuyoruz. Sürekli manipülasyonlar deniyor.
Travmalarım genelde böyle başlar; hiç yanılmam…
Bu sefer ben çocuk oluyorum, o Annem; sinirinin geçmesi için hakaretlerini dinliyorum:

– O avukatlarının işi bitik!
Onlara her an her şey olabilir.
Ceo benim düşmanım. Ondan uzak dur!
Ailen benim düşmanım. Ya sen ölürsen bize kim bakacak!?
Bana ev, araba ve tazminat vermeden bu iş olmaz!” diyor.
Ne sayıklamalar, ne sayıklamalar…

O konuşuyor, ben susuyorum… Adeta susta duruyorum…
Sesinde sinsi bir hileyle gizlenen aldatıcılığı seziyorum…
Önce kanım ısınıyor: balıkçı misinaları damar duvarlarımı yırtarak dolaşıyor.
Bütün kanım beni boğmak isteyerek yüzüme tırmanıyor.
O konuştukça ben, çıplak vücudu saran alçının aniden donması gibi taş kesiliyorum.
Betonları giyiyorum. Hiddet, isyan, nefret, nobran…

O konuşuyor…
Damlardan kiremitler düşüyor.
Asansör halatı kopuyor.
O konuşuyor…
Çatıdaki martı intihar ediyor.
Tavandaki lamba yere düşüp patlıyor.
O konuşuyor…
Camlar tuz buz oluyor.
Bense tevekküllü bir apatiyle durumu karşılıyorum.

Bakıcımız Meyra, Ben ve Ceo’ya düşman gibi bakıyor.
Oysa maaşının yarısını ben veriyorum, yarısını da o…
Müşkül düşmesinler diye mutfak masasına 600 TL bırakıyorum.
Kardeşimle, şaşkın ve katatonik bir halde evden ayrılıyoruz…

Doktrin: “Tanrı karıncayı yok etmek isteyince, ona kanat takarmış.” – Almanya

 


 


6. BÖLÜM

26 Temmuz 2019 Cuma
Veli Efendi, benimle konuşma isteğiyle mesaj atıyor!
Bornova Mado’da bekliyorum…
Kısa boylu garson kız arkası dönük masamı siliyor; yüzünü görmüyorum.
Gözleri yerde, bana hiç bakmıyor. Onun gözünde masa benden daha mühim.

Canım sıkkın; şehir mırıldanıyor:
Araç kornaları, köpek havlamaları, arka masanın kahkahaları,
garsonların tabak şangırtıları, havaya yayılan sigara dumanı,
rüzgar uğultusuna sarılan ses yumağının içinde başım dönüyor…

Akşamüstü renkler solarak çekiliyor.
Araç camlarından yansıyan güneş ışınları,
metal masalarda gümüşi bir parıltı yaratıyor.
Katı cisimler cıva gibi eriyecek sanıyorum…
İlerde bir bahçıvanın yeşillikler arasındaki kambur sırtı…
Deliriyorum…

*

Bir saate yakın konuşuyoruz:
– O gün için kusura bakmayın!
Ablam adına sizden özür diliyorum.
İyi arabalara bindiğin için herkes sende çok para olduğunu sanıyor… diyor.

– Er dediğin aslanın bileğine imrenir, postuna değil… diyorum.
Paslı bir zemberek kırılmış gibi hırıltılı gülüyor…
– Ama benim çok param yok… diyorum.
– Biliyorum; ama öyle görünüyorsun… diyor.

– Neler verebileceksin? Bence Ablamla bir araya gelip kararlaştırın… diyor.
Ondan donanımlı olduğumun verdiği güvenle onu alt edeceğimi sanıyorum.
– Eğer çok paranın seni mutlu edeceğini düşünüyorsan, daha önce hiç çok paran olmamıştır… diyorum.
Sokakta mikrofon tutulup,
“12 Eylül Darbesi ne zaman olmuştur.” diye sorulsa,
“Haziran’da,” diyecek çocuk beni imtihana çekiyor.
Beyninin %1’ini kullanmak bu olsa gerek…

Bir süre susuyoruz…
Sonra, onu anlamaya çalışıyorum.
Belli ki haklı olduğunu düşünüyor.
Kendimi onun bedeninde hayal ediyorum.
Sadece benimle konuşarak ve tek gözünü kısıp sigara içerek,
birkaç ay sonra bir servete konmayı hedefliyor.
Veya hayatının hatasına yelteniyor!..

Göğsünü şişiren derin bir nefes alıyor, hiçbir şey söylemeden,
nefesini boşaltmadan soğumuş çaydan bir yudum içiyor.
Sonra, Veli, bir sırrı ağzından kaçırmamak için bir saniye tereddüt ediyor;
hatta enstantaneden kısa bir an bekliyor;
ve sonra, bile bile yalan söylüyor…
– Ailecek seni çok seviyoruz… diyor.
Hayalimde, kırmızı bir ayna paramparça oluyor;
aynadaki suret de yok oluyor…

*

Hikayemi gizlemek faydasız, söylemek de öyle; seçeneğim kalmadığı için bunalıyorum.
– Dinle!.. diyorum.

– Şu anda ne olduğunu anlamak için geçmişte neler olduğunu anlamamız gerekiyor…
Ben 25 yaşındayken, Ablam evlenerek Marmaris’e yerleşiyor.
O zamanlar Haldun Abi; 40 yaşlarında, esmer, yakışıklı,
son model siyah Mercedes Elegance sahibi, komple altın saat takan,
oldukça zengin bir beyefendi.

Peki ya biz?..
Ulukent’te; çorak dağ manzaralı, yüz metre ötedeki ahırdan kötü kokular gelen,
sineklerin içeri girmek için telde delik aradığı, gam ve nemden duvarların pul pul döküldüğü,
şehrin uzak banliyösünde, kredisi henüz bitmiş bir kooperatif evinde yaşıyorduk.
Arabamız yoktu; ama borcumuz da yoktu…

Ablam bir gün beni Marmaris’ten aradı;
“Haldun bana küfür ediyor, dövüyor.
N’olur beni kurtarın.
İzmir’e gelmek istiyorum, ama izin vermiyor!”

Diyorum ki;
“Abla, sen evlenirken bana sormadın, şimdi de sormamalısın.
Ayrıca, seni bir erkeğin elinden alamam.”

“Olur mu öyle şey,” diyor. “Sen benim kardeşimsin!”
“Evet ama o da kocan. Oraya gelemem. Ama bize gelmek istersen kapımız sana açıktır.”
“Benim gelmeme izin vermiyor işte Ablacım.”
“Beni arayabiliyorsan, polisi de arayabilirsin.” deyip telefonu kapatıyorum.

Akşam, Ablam ve kardeşimi evde görünce, Ablamın onu ikna ettiğini anlıyorum.
Ceo gitmiş ve Ablam bavuluyla evden çıkmış.
Haldun Abi, yağmur sularını seyreden kedi gibi pencerede beklemiş…

Ertesi gün Ablam, evde bizimle kalacağını söylüyor,
Gamsızlar gibi “Sen bilirsin,” diyorum.
Birkaç hafta sonra Ablam,
“Ben işe girip çalışacağım.” diyor.
Bir lakayıt gibi diyorum ki “Sen bilirsin!”
Ben çalışıp paramı biriktireceğim,” dediğinde,
“Tamam Abla, sen bilirsin, biz sana bakarız.” diyorum, bir nihilist gibi…

Birkaç ay geçiyor…
Ablam beni kenara çekip,
“Haldun geldi ve iki gündür arabada yatıyor. Beni götürmek istiyor. Ne dersiniz?”
Tıpkı bir bohem gibi, “Sen bilirsin!” diyorum.
“O zaman ben Marmaris’e dönüyorum!”
Dünyanın en kayıtsız insanı kılığına bürünüyorum ve hiçbir reaksiyon göstermeden,
“Sen bilirsin.” diyorum.

Ablam arabaya atlayıp gidiyor. Bir daha da hiçbir kavgasında beni aramıyor.
Hep sadakatle kendisi çözüyor…

Ben araya girseydim, hem Haldun Abi ile kötü olacaktım,
hem de araları düzelse dahi bana kin güdebilirlerdi.
Ayrıca, iki büyüğüme birden saygısızlık yapmış olacaktım.

Ablam zaman zaman kocasını şikayet ediyor.
Haldun Abi münazara sırasında,
“Ayrılırsan, kotunu giyer annenin evine dönersin.” diyor. 🙂
Bence doğru söylüyor. Şimdi o adam zenginse, o parayı kazanmasında Ablamın bir dahli olmamıştır ki!

Masadan kalkıp uzaklaşıyorum.
Ve arkamdan bir şehir uğultuyla ağlıyor…

Doktrin: “Hepimiz yalnız olduğumuzu düşünüyoruz; bu, birlikte olduğumuz anlamına da gelir.” -ck-

 


 

7. BÖLÜM

28 Temmuz 2019 Pazar
Alara ile Forum’da güzel bir pastanede buluşuyoruz.
Konuşma ılımlı geçiyor, fakat manipülasyonlar devam ediyor.
Zarflama, yemleme, ağızdan laf alma yöntemleri kullanıyor…

Kafa Karıştırıcı Sorular
Bir fotoğraf gösteriyor:
– Sen dün Alsancak’ta mıydın, ve bu kızı tanıyor musun?
– Tanımıyorum…
– Bu kızla dün gece aynı anda Whatsapp’ta online oldunuz!
Annemin arkadaşı program kurdu ve senin telefonuna bağlandı.

“Bir insan kimin yanında susuyorsa, en çok onunla konuşmak istiyordur.”
sözü aklıma geliyor. Susuyorum, ancak konuşmak istediğimden değil,
susmak istediğimden!..

Pastanenin kapısı, böcek kanadı gibi kendiliğinden kapanıyor.
Bir garson, ağzında kaşıkla yumurta taşır gibi koşuyor.
Sıcak teflonda eriyen tereyağı misali kayıp yere düşüyor.
Ölüm sessizliği… Kimse gülmüyor…

Alara, çevresiyle ilgilenmiyor.
Yüzüme bakıp, sinirini paylaşacak bir söz bekliyor.
Sanki olanlar, sihirli bir biçimde yalnız bana görünüyor!..

Telefonunda, Whatsapp giriş çıkışlarını kaydeden bir program görüyorum.
Babası ve Veli’nin ortağı Semih’in de aynı saniye online olduklarını görüp,
– Bak… demek ki bunlar da sevgili!.. diyorum…
Aynı anda online olmak neyi kanıtlar ki?..
– Senin içinde iyi olan bir yan var, sorun onu bulamamamda… diyorum.

Devam ediyor:
– Annemin tanıdığı senin Whatsapp konuşmalarını bana atacak!”
Dua et de internet paketleri bitmesin bebeğim, diyorum. 🙂

– Sen benim ve Meyra’nın telefonuna casus programı kurdun!
O gün eve geldiğinizde çocukların tabletine de vürüz doldurdunuz!.. diyor.

Gözleri sabit bakan, ama kuyruğu titreyen bir kedi görüyorum.
Çıngırağı titreyen bir yılana dönüşüyor…
– Seni öldürmek isteyenler var; dikkatli ol!..
– Ben ve Canavar Hulk zamanında iddiaya girdik ve kaybeden kendini yeşile boyayacaktı. 🙂 diyorum.
Beni bırak öldürmeyi, o fikrin gölgesini aklından geçireni karım yapacağımı söylüyorum!..

Bilinçsizce yatıştırıcı bir sesle konuşmaya başlıyor.
– Dikkatli ol. O evde de oturma, kimsenin bilmediği bir yerde otur, diyor…

Annesiyle kahve falı bakıp gördüklerini bana üflüyorlar.
Tüm konuşma bir mizah şelalesinden akıyor…
– Devamı Bücürük Tv’de… diyerek gülümsüyorum. 🙂

Onu araçla babasının evine bırakıyorum.
İnerken verdiğim 400 lirayı nazlanarak kabul ediyor…
Artık avukatıma danışmadan onunla görüşmek istemiyorum.
Sevgilim, sanırım ben senin sevgilin değilim!

Doktrin: “İtimat, önleme mani değil.” – Almanya

 


 


8. BÖLÜM

30 Temmuz 2019 Salı
Ben, Alara, bakıcımız Meyra, Haziran ve Asya; Sığacık’taki lunaparka gidiyoruz.
Bir ara kızımla dönme dolaba biniyorum.
Büyük kızım Haziran, korktuğu için bana sarılıyor.
O, Meyra ve Asya bir kafeden bizi izliyorlar.
Masalarında, yağda yüzen minik mantı bohçaları parlıyor.
Gece karanlığında, dönme dolap sarsıldıkça yıldızlar yeryüzüne düşüyor.
Gülüyor… Yağmurda mum alevi dişleri de gülüyor…

Sonra tüm aile deniz kıyısına yürüyüşe çıkıyoruz.
Sahilde kum yok, çelimsiz dalgalar yorgun gibiler.
Yaşlı adamların, ahşap masalarda bira içip ömür çürüttüğü bir köy tavernasını geçiyoruz.
Adamlar birilerinin babası… ölüyorlar… ama bizim kadar aceleleri yok…
Masalarında at yarışı kuponları ve buruşturulmuş sigara paketleri duruyor.
Yağlı Trabzonspor tarağı, ziftli kül tablası, plastik tesbih, yeşil taşlı maganda modeli yüzük…
Işıklı çakmaklarla yakılan turuncu izmaritli sigaralardan nefesler çekiliyor…
Altın kanlı ışık, taverna camlarından sekip yüzlerine ateşten maskeler giydiriyor…

*

İş yerine dönüp günü tamamlıyoruz…
Alara ve Meyra bazı eşyalarını almak için benden izin istiyorlar.
Evde bir saat kalıp, anahtarları Fahri Abi’ye teslim ediyorlar.
Buruk Sığacık gezisi böylece son buluyor…

Not: Birkaç gün sonra Fahri Abi ve asistanım; evde,
kameraların kör baktığı noktada sigorta kutusunun üstünde büyü bohçası buluyorlar.
İçinde neler mi var:
Yılan derisi, çörek otu, meyan kökü, düdük makarnası, at b*ku tozu ve gergedan suyu.
Araştırmalarımız gösteriyor ki, “kör talih ve şanssızlık” büyüsüymüş!
Birden, Hun İmparatoru Attila’nın “Korku, büyü kadar etkilidir.” sözü aklıma geliyor…
Ne korkutabildiniz, ne büyüleyebildiniz…
Size göre lanetleniyorum!
Belki bir roketle daha kolay geberirdim…
Büyü bu kadar etkiliyse, tam tersini kendinize uygulasanıza,
belki talihiniz şenlenirdi…

Doktrin: “Şansın yaver gitmiyorsa, bir muz bile dişini kırabilir.” – Afrika

 


 


9. BÖLÜM

2 Ağustos 2019 Cuma
Telegram’dan, “Aylık giderlerinizi hesaplayın,” yazıyorum.
“Dışarıdayım, bir saate yazarım,” diyor.

Sonra:
“Aylık giderlerim: 26 bin lira X 12 Ay: 312 bin lira
Ben bunu 10 yıllık peşin istiyorum.
3 milyon 120 bin lira
Bankaya atıp faiziyle geçineceğim.
Çocuklarıma da birer ev aldığında tazminat talep etmiyorum.” diyor.
Bu para tam tamına 556.149 $ ediyor…

“O paraya kavuşma ki değ bütün dünyalara!” diyorum…
“Fatih, İstanbul’u fethettiğinde mutlu olmadı ki, fethederken mutluydu!..”
İnsanların yaptığı en büyük hata:
Haklılıklarına olan inançları, haklarının çok üstünde!
Bu durumda haklı olmalarının ne önemi kalır ki?!..

Doktrin: “İşte o zaman içten sözler dökülür yürekten, maske düşer yüz kalır ortada.” – Lucretius

 


 


10. BÖLÜM

6 Ağustos 2019 Salı
Erto ile mahkemeden dava dilekçesini ve delilleri topluyoruz:
Çocukların velayeti
Ev
Araba
Tazminat
Çocukların; okul, sağlık ve tüm ihtiyaçlarını karşılayacak kadar nafaka

Ayrıca dava dosyasına eklediği 2 video var.
Büyük Video
Boyut: 2,40 GB
Süre: 17:02

Küçük Video
Boyut: 1,53 GB
Süre: 10:52

Avukat Erto ile planlar yapıyoruz.
5.000 TL – 2 Çocuğun Özel Okul Aylık Maliyeti
1.125 TL – Üçünün Özel Sağlık Sigortaları Aylık Maliyeti
5.000 TL – Nakit para
Toplam: 11 bin lira (1.918 $) Nafaka
300 bin lira ( 51.700 $) civarı bir ev
Şu an babasıyla oturdukları evin rayici de bu kadar.

*

Bunları düşünerek eve doğru yürüyorum.
Hayat çok garip!.. Her şeye sahibim, ama dünyanın en mutsuz insanıyım!..
Dallarda tüneyen kargalara taş attığım kederli bir gün yaşıyorum.
Karnım ağrıyor, altında yürüdüğüm ağaçlar bile, ağaçtan başka her şeye benziyor.
Islak ağaçlardan rutubet kokusu alıyorum.
Oturduğum taş soğuk ve nemli; sırtımdan aşağı ürperme iniyor.

Doktrin: “Islak adam yağmurdan korkmaz.” – Rusya

 


 


11. BÖLÜM

11 Ağustos 2019 Pazar
Bayramın 1. günü çocukların bana selam gönderdikleri bayramlaşma videosunu yolluyor.
1 saat sonra büyük bir alışveriş sepetiyle çalışanımı gönderiyorum:

Çocuklara
Oyuncak ve boyama kitabı.

Çiçekçi
“Bayramınız Kutlu Olsun” yazılı bir kart içeren çiçek demeti.
“Bukete asla yapay koku sıktırma.” diye tembihliyorum.
Papatya sever, fakat  mevsimi değil,
papatya benzeri iri pembe çiçekli renkli bir buket hazırlatıyorum.

Adamım zili çalıyor ve poşetleri; Alara, annesi ve Haziran’a teslim ediyor.
Teşekkür ediyorlar…

Bir saat sonra Telegram’dan,
“İnsanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur, ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmaz.
Teşekkür ederiz.” mesajını yolluyor.
O an içime güneş doğuyor, ama istifimi bozmuyorum.
Hemen boynuna sarılmak istiyorum.
Acaba mesajlar bir aşk teminatı yerine mi geçiyor?
Fakat, geçmişin olağanüstü korkunçluğunu düşündükçe
bunların teselli olduklarını anlıyorum!
Kederim katbekat artıyor…

Doktrin: “Ten ve göz rengimiz farklıysa da, gözyaşlarımızın rengi aynıdır.” – Afrika

 


 


12. BÖLÜM

13 Ağustos 2019 Salı
1600’da Point Bornova’da buluşuyoruz.
Görüşme ılımlı başlıyor.

Hislerim beni yanıltmıyorsa istedikleri:
12 – 15 bin lira (2.700 $) arası nafaka
700 – 800 bin lira (144.000 $) civarı havuzlu sitede lüks bir daire
100 – 200 bin lira (36.000 $) arası nakit para

Toplu para isteme nedeni, ilerde ölürsem tembellikten aç kalma korkuları.
Nafaka bedelleri kadar senet bile versem razı.
Çünkü bir ara,
“Nafaka vereceğine dair bir şeyler imzala,” türünden laflar geveliyor.

Görüşme 2 saat sürüyor.
Beni sinirlendirip olmadığım birine dönüştürüyor.
Dayanamayıp kafeyi terk ediyor.

Peki, neydi onu böylesi sinirlendiren:
Geçtiğimiz Nisan, kumpasa çekildiğim iftira davasında avuç açtığım Veli efendi,
“Bu boşanma, tazminat ve para işlerini çözmeden sana yardım mardım yok.” diyerek,
ablasından aldığı suni vekaletle benden desteğini esirgemişti…
Ardından benim ültimatomum ipleri iyice germişti…

Peki kimdi gayriihtiyari korudukları?
Öyle adamlar vardır ki, “Anneni s*keyim!” dersin.
“Beni rahatsız etme dostum. Bu konuyu annemle aranızda konuşabilirsiniz.” der.
Mezbelelerde uyuşturucu çeken işte böyle bir müptezel…
Maalesef Alara, kim doğru söylerse ona inanmıyor, kim doğru söylediğine inandırırsa ona inanıyor.
Dolayısıyla bu oyunda, en güzel yalanları söyleyen rakibini galebe çalıyor…

Ben de;
“Kardeşine aylar önce gönderdiğim 30 bin lirayı (5.660 $) faiziyle istiyorum!” diyorum…

Özet
Üzerime kayıtlı hiçbir şey yok
Davayı senelerce uzatırım
Kazancımı kesip “Nafaka Azaltma Davası” açarım.
Kendimi borçlu gösteririm
Benden zorla para koparılırsa kimseye yedirmem
Canımı ortaya koyarım
Gece gündüz kabusun olurum

Benim paramla sana ve ailene bir kahve bile içirtmem
Ben o paraları kazanana dek gözlerim kör oldu
Hadi gücü yeten gelsin, alsın da görelim

Bir tazminatı kazanman ödeneceği anlamına gelmez
Kendimi işsiz yaparım
Bu işe kellemi koyarım
Benim canım yanarsa herkesin canını yakarım

Benim tüm bunları yapacak kudretim de var.
Bunu en iyi sen biliyorsun.
Bundan sonra devlet benim!

Doktrin: “Yaşlı köpeğe yeni numara öğretemezsin.” – İngiltere

 


 

13. BÖLÜM
15 Ağustos 2019 Perşembe

Telegram’dan çocukları görmek istediğimi yazıyorum.
Hiç sıkıntı çıkarmadan kabul ediyor.
Meyra’yla göndermesini isteyip Fahri Abi’yi yolluyorum.
Araçtan çocuklarla birlikte Meyra yerine kendisi iniyor.
Ceo ve Annem ile çocukları seviyoruz.
“Ben bahçede, arkada çardakta beklerim,” diyor.
Sıcakta kalmasın diye onu üst kata, klimalı odaya çıkarıyorum.

Yolda bir marketten Ülker Dankek pasta ve mum almışlar.
Benim eniklerle fikir odasında doğum günümü kutlayıp eyleniyoruz. 🙂

Bahçede çocuklarla oynarken, bana Telegram’dan upuzun bir mesaj gönderiyor.
Barışmaya meyyal koca koca cümleler renkli ekranı karartıyor.
Teselliyi yanlış yazılan “de” bağlacı ve muhtelif imla hatalarında arıyorum.
Fakat soru kiplerini doğru kalıba oturtuyor.
Sevmediğimi bildiğinden sonlarına (?) koymuyor.
Soru işaretini hiç sevmem.
Çünkü sonunda hesap vermek zorunda kalırım.
Ki bu, liberter karakterime aykırıdır.

Cevap dahi yazmıyorum!

Doktrin: “Sağır bir kocayla kör bir kadın mutlu olur.” – İngiltere

 


 


14. BÖLÜM

16 Ağustos 2019 Cuma

Bugün doğum günüm…
Yazışmalar:

Alara:
Bi kamyon yazı…

Ben:
Özet ne?..

Alara:
Birşeyler bizi koruyor. Mucizeyi görmemek için kör olmak lazım.
5 bin lira (900 $) – Okul giderleri
13 bin lira (2.340 $) – Özel sağlık sigortalarımız
10 bin lira (1.800 $) – Nafaka
500 bin lira (90.000 $) – Manevi tazminat
1 milyon lira (180.000 $) – Çocukların üzerine bir ev
Türk filmlerinde kör gözü düzelten mucizevi doktor darphanede çalışıyor. 🙂

Düştüğü ahval…
* Boşanma depresyonu
* Yalnızlık
* Pişmanlık
* Orta yaş krizi
* İlgi çekme isteği

Eski avukatım rahmetli Ekrem Abi’nin sözleri yankılanıyor:
“Ben bir kadınlar evlenirken kendime şunu sorarım:
‘Bundan nasıl ayrılabilirim? Başıma ne çoraplar örer?'”

Ben:
Mahkemede görüşürüz.

Alara:
Tamam hayırlısı olsun!

Doktrin: “Boş insanlarla içi dolu hayaller kuramazsın.” – Charles Bukowski

 


 


15. BÖLÜM

24 Ağustos 2019 Cumartesi

Aradım ve açmadı, ardından zehirli bir sesle,
“Ne oldu niye aradın. Çocukları görmek istiyorsan görüntülü ara görüştüreyim.”
diye tıslıyor.

Yeniden arayıp ondan kurtulma vaatlerimi sıralıyorum:
650 bin lira (117.000 $) havuzlu bir daire
Ömür boyu aidat
Toyota Yaris araba
Kasko ve sigorta bir yıl hediye
On saatlik sürüş dersi eğitimi hediyesi
13 bin lira (2.340 $) nafaka
Alara ve çocukların sağlık sigortaları
Özel okul paraları

Ne mi oldu? Ne olduğunu hemen söyleyeyim:
2 kere “şerefsiz” 1 defa da “karaktersiz” kelimelerine maruz kalıyorum.
Bir anama küfür yemediğim kalıyor.
Bir kunduzun kütüğü ısırışı gibi etlerimi kemiriyor.
Sesi öyle fazla çıkıyor ki aksi hala kulağımda yankılanıyor!..
Sıcak bir sözcüğün, usulca elinden tutulmasının,
tatlı bir bakışın mutluluk doğuracağını düşünüyorum.
Bi s*kime yaramıyor!

“Bu tekliflerime kararın ne; ve cevabını bana ne zaman bildirirsin?” diye sorduğumda.
“İstediğim zaman cevap veririm. Olumlu olsa bile, ister ararım ister aramam.”
gibi harika yanıtlar alıyorum.
Kafamda düşünceler kasırgaya tutulmuş gibi birbirine karışıyor.
Seviyesi düşük bir dil kullanıyor. Hicap duyuyorum.

Doktrin: “PIanı oIan bir adam gibi mi duruyorum? ArabaIarı kovaIayan köpek gibiyim. YakaIasam biIe ne yapacağımı biIemem, sadece yaparım.” – Joker

 


 


16. BÖLÜM

29 Ağustos 2019 Perşembe

Telegram’dan Haziran’ı, gezdirmek istediğimi söylüyorum.
12.00’deki mesaja 15.48’de cevap veriyor.
“Tamam doktordayım eve geçince hazırlarım, kaç gibi gelirsin?”
Sonraki hiçbir mesajıma cevap vermiyor.
Fahri Abi arıyor, gene açmıyor!
Hayatımda ikinci defa, kendi çocuğumu göremiyorum.
Üstelik minik çocuğun bu çırpınışlardan haberi olmuyor.
Belki sarı gül yapraklarıyla döşenmiş bir yatakta yatıyor.
Belki ekmeğini buruşuk bir gazete kağıdına sarıyor.
Bilemiyorum!..

Bense o gün, İsrafil Abi ve Director’le, ona ve çocuklara hediye edilecek evin pazarlığını yapıyorum.
Çok sevdiğim arabam 1 milyon lira (180.000 $) + 100 bin lira (18.000 $) vererek evi alıyorum.

Doktrin: “Seni besleyen eli ısırma.” – Almanya

 


 


17. BÖLÜM

05 Eylül 2019 Perşembe

Çocukları göstermemesi bardağı taşıran son damla oluyor ve düğmeye basıyorum.
Yasal olarak tüm davaları açmaya başlıyoruz.
Aynı akşam arıyor ve ılımlı bir konuşma yapıyoruz.
Protokolü ona paylaşıma açıyorum.
Okumaya başlıyor…

Doktrin: “Eğer gitmen gerekiyorsa… Bir gülümsemeyle git!” – Joker

 


 


18. BÖLÜM

06 Eylül 2019 Cuma

Telegram’dan,
“Bugün 14.00 gibi Haziran’ı gezdireyim.” yazıyorum.
“Kabul ediyor.”

Babasının evinin önünden 14.30 gibi çocuğu alırken tuhafça;
“Önce Allah’a, sonra sana emanet!” diyor.
Forum Bornova’ya Asya’ya oyuncak almaya gidiyoruz.
O yaz sıcağında Forum’un bir ucundan öbür ucuna oyuncak poşetini Haziran’a taşıtıyorum.
Tek omzunu kaldırıp zorlanarak yürüyor ama şikayeti yok. 🙂
Hayatı öğrensin diye yapıyorum.
Mado’dan evdekilere dondurma yaptırıyoruz.
Çıkarken dondurmaları da ona yüklüyorum.
“Ama baba benim sağ elim dolu, Asya’nın oyuncağını taşıyorum,” diyor.
“Onu sol eline al, sağ elinle de dondurmayı tut,” diyorum.
“Tamam,” diyor.
O yanımdayken içime büsbütün acı düşüyor.
Kızımın saflığına hem gülüyor hem korkuyorum!..

Evlerinin önüne geldiğimizde Alara’dan diğer çocuğu indirmesini söylüyorum.
Asya hemen kucağıma atlayıp bana sarılıyor.
Yerdeki kaldırım taşları üzerinde aldığım oyuncaklarla oynuyoruz.
İlginç bir şekilde havuz ve kumlarda eğlenen bir aile simülasyonu.
Oyuncağı Haziran seçmişti; şaşırıyorum.

Asya, onu neden gezmeye çıkarmadığıma kızıyor.
Haziran,
“Ama biz hastaneye gittik, ondan seni alamadık. Ama bak size dondurma getirdik,” diyor.
Asya üzülmesin diye annesinin böyle öğrettiğini anlıyorum.
Bu yaşta çocukların hem saf hem yalancı olmaları yüreğimi burkuyor…
Afrika’da yalan söylemeyen, ne olduğunu bilmeyen kabileleri hatırlıyorum.
Antropologlar, yerlilere ‘yalan’ kelimesini dahi tarif edemiyorlar.

Herkesin bir yaşadığı gerçekler, bir de anlattığı yalanlar var.
Sizce hangisi doğru? Bence ikisi de yalan!

*

Sonra kayınvalide elinde poşetlerle yanımızdan geçiyor.
Hemen eline davranıp öpüyorum.
Aniden suratı düşüyor ve şaşırıyor.
Ateş etsen mermi yön değiştirir; o derece!..
Bana dünden kalmış bir tabak suşi gibi bakıyor.
Konuşmadan eve doğru giriyor.

Size, bir gün evvel 1 milyonluk (180.000 $) varlık sözü veren adamım ben.
Kapınızın önüne kadar gelip kaldırım taşında yoluk tüylü uyuz it misali bekliyorum.
Çocukları severken yukarıya davet edilmiyorum.
En azından aşağıya bir çay getirseydiniz ya, diyorum.

İşlediğin suçu haklı çıkarmak için kurbanı kendine düşman etmen kafi.
Sonra bu bahaneyle dilediğin kötülüğü yapabilirsin!

Doktrin: “Felek sana ‘hayat’ diye ekşi bir limon uzattıysa, sen üstüne tekila ve tuz iste.” – Meksika

 


 


19. BÖLÜM

10 Eylül 2019 Salı

Aydın’dan bir satıcıdan Toyota Yaris satın alıyoruz.
“Annenin arabası var, benim yok,” diye mızıldanıyordu.
Kendisine 2015 model bir araba aldık.
Oysa Annem 2013 model Yaris’e biniyordu.

Director, ona ve çocuklara aracı gösteriyor, evi gezdiriyor.
Hepsini çok beğeniyor.
Çocuklar da evi ve arabayı seviyorlar
Okuldan alacağımız 9 bin lira (1.600 $) için hala imza atmak istemiyor.
Sürekli, “Ben size haber vereyim,” gevezeliğiyle oyalayıp duruyor…

Doktrin: “Ne kadar yaInız oIduğunuzu anIamak, sizi üzüyor mu?” – Joker

 


 


20. BÖLÜM

14 Eylül 2019 Cumartesi

Telegram’dan,
çocukları neden okula yazdırmadığını soruyorum.
İmza ertelediği için eski okuldan paramızı alamadığımızı söylüyorum.
Protokolü neden imzalamadığını soruyorum.
Saat 15.03’te, ona 24 saat süre tanıyarak nota veriyorum!

Gece Telegram’dan mıymıy, sinek vızıltısı kabilinden mesajlar sallıyor…
Bedenen gelişmiş ama zihnen gelişmemiş yazılardı.
Maalesef iki taraftan biri akıllı olduğunda, diğerinin payına salaklık düşüyor.
Ben de insan alçaklığının korkunç uçurumları karşısında, yumurtadan çıkmış masum civciv değildim.
Çoğu erkek, kadından hoşlanmanın bir erkeklik gücü belirtisi olduğunu sanır.
Belki de hatalarımdan birisi buydu…
Bana inanıp inanmaman doğruları değiştirmez.
Belki senin karı olarak kötülüklerin, benim koca olarak eksikliklerimdendir!..

Doktrin: “Bir kez olsun yanıldığını kabul et! Benim de egom tatmin olsun.” – Kasımda Aşk Başkadır

 


 


21. BÖLÜM

15 Eylül 2019 Pazar

Telegram’dan,
“Evlere temizliğe gider çalışırım. Avukat tutarım.
Bu ülkede iyi hakimler de var. Davayı kazanırım.”
minvalinde ileti gönderiyor…

Arayıp çok sert konuşuyorum.
Ama nasıl hırslı, beni hiç konuşturmuyor…
Son derece sert ağzı, bıçak yarası gibi kesiyor.
O konuşurken hiçbir şey bana zarar veremez gibi geliyor.
Sanki bağışıklık kazanıyorum; ağzından çıkan sözler beni koruyor.
Protokolde ev sahibi olarak isminin yazılmasını istiyor.
O maddeyi istişare etmek zor muydu?
Onun yerine kavga etmek daha kolay…

Bir kılıç için boğuşuyorsanız, sapı tutan kazanır.
Seviyesi düşük bir dil kullanıyor.
Asıl amacını gizlemek için kendine hakim oluyor.
Soğuk su içer gibi yalan söylüyor.
Çırpındıkça batıyor.

Doktrin: “Bilirsin, son anlarında insanlar sana gerçekten kim olduklarını gösterir.” – Joker

 


 


22. BÖLÜM

17 Eylül 2019 Salı

Director dairenin kapısında dakikalarca bekliyor!..
Kapıyı çaldığında kimsenin açmaması, kimsenin olmadığı anlamına gelmez.
geç de olsa kapı açılıyor…
Yalvar yakar, binbir nazla protokolü ve Haziran’ın,
Urla’daki eski okuluna verilecek dilekçeyi imzalıyor.
Burası çokomelli… Hatta ileride etipuflu bile olabilir…
Director, evlerinde, balkonda kendisine imzalatıyor.
Kendisi, Veli, annesi ve babası da evde bekliyorlar.

Söz verdiğim gibi sağlık sigortalarını son gününde yeniliyorum.

Doktrin: “Gerçekten verecek sevgim var; ama bunu hak edecek kimsem yok.” – Charles Bukowski

 


 


23. BÖLÜM

18 Eylül 2019 Çarşamba

Biz ona,
“Bunları imzalayacaksın, mahkemeye çıkıp boşanacağız.
Sonra ev, araba, nafaka ve eşyaları vereceğiz,” diyoruz.

Peki o ne yapıyor?
Adliyeye giderim. Hakimle konuşurum. Ortalığı karıştırırım.

Ne sorarım?
“Protokolü imzalarsam mahkemede ‘bunları aldın mı,’ derseniz ne diyeceğim? Henüz almadım.”

Hakim ne der?
“Ben anlamam. Mahkemede, ‘boşanmak istiyor musunuz,’ diye sorarım.
‘Evet,’ derseniz boşarım. Yok ‘hayır’ derseniz, çekişmeli davayla aylarca sürünürsünüz!”

Telefonda bana:
“Günlerdir, ‘hadi tapuya gel, hadi notere gel,’ demeni bekliyorum.
Sense durmadan kağıtlar imzalatıyorsun.”
Sonra zır zır ağlamaya başlıyor…

Bana güvenmiyor. Tüm mesuliyeti üzerime alıyorum.
Yalnız bu, 1 milyon 300 bin liralık (234.000 $) bir mesuliyettir.
Bu dert spektrumunda risk almak gerekiyor.
Ondan kurtulmamın başka yolu yok gibiydi.
Bazen mutlu olmayı hak etmiyormuşum gibi geliyor.
Çevremde öyle çok insanı hayal kırıklığına uğrattım ki…

“Tamam, yarın tapuya gel!” diyorum.

Fakat sonra ilginç bir şey oldu.
Telefonda sanki, aldıklarının maddi değeri kadar sevinmedi!
Daha yapay bir sevinmeydi bu!..

*

Eski apartmanımızdaki yöneticiyi hatırlıyorum:
Karanlık yüz çizgileri var. Ağzı testere gibi.
Şişik göz kapakları mosmor. Kaşlar düşük, gözler sönük…
Girintili kafası hayvan kemiği gibi.
50 yaşlarında ateşli bakışlı bir adam…

İlk tanıştığımız gün apartmana girerken önümü kesiyor:
“Sizden önceki kiracının 3 aylık aidat borcu vardı. 60 lira.”
“Abi benim de eski çıktığım apartmandan 4 aylık aidat alacağım kalmıştı.” diyorum.
Hemen cebinden çıkarıp 20 lira veriyor.
Toplu iğne başı kadar beyni var sanıyorum… 🙂

Bir hafta sonra…
Kırbaç gibi yağmur damlaları şehri tokatlarken
apartman önünde şemsiyeyle çiçekleri suluyor.
“Kolay gelsin Abi,” diyorum…
“Eyvallah… Şu yağmur dinmeden yetiştireyim,” demesin mi!..

Biliyorum ki bunlarla anlaşmak,
yürüyüş bandında koşarak bir yere varmaya benziyor…

Doktrin: “Roma’daysan Romalılar gibi davran.” – İngiltere

 


 


24. BÖLÜM

19 Eylül 2019 Perşembe

Kasvetli rüyalarla dolu kurşun bir uykudan uyanıyorum.
Sabah 09.00’da tapuda buluşuyoruz.
İlk anda kurtarıcımı görmüş gibi seviniyorum.
Az daha kırılgan tavır takınmam gerektiğini unutuyordum.
Yapay bir mutsuzluğa bürünüyorum.
Üzüntüm, küçük bir çocuğun, evde üç kardeş için ayrılmış ikişerden altı muzun,
üçünü gizlice yedikten sonra, kalan üç taneden birini hakkı olmayarak,
annesinden nazlanarak alışı kadar var…

Görevli, çocukların üzerine ev almanın prosedürlerini anlatıyor.
Vezneye onun kimliğini uzatıyorum:
“Evin 2/3’ü annelerinin, 1/3’ü benim olacak!”
Yaşlı görevli, gözlük üstünden bakıyor.
Konuşmak isteyip nefesini tutuyor.
Zaman kazanmak için çayı dudaklarına götürüyor.
Çay dudaklarını bile ıslatmadan indiriyor.
Bir şeyler anlatmak istediği belli…
Sonra bana, her şeyi bilen insanüstü bir yaratıkmışım gibi bir kağıt uzatıyor.
İşaret parmağını havadaki kağıda vuruyor.
İmzalıyoruz. Evin ruhsatını Alara’ya verip, çıkıyoruz.
Tapunun önünde arabasının anahtarını sürprizle veriyorum.
“Hadi Director ile gidin, arabayı senin üstüne yapsın,” diyorum.
Sarılıp kafasını öpüyorum. Başlıyor ağlamaya…
Üç kere daha öpüyorum.
Mavi gökyüzünde süzülen bir kuşun gölgesi yerde hızla kayıyor.
Saçlarını okşuyorum. “Ağla! Ağla!” diyorum.
Kendimi dev gibi hissediyorum. Omuz vurup bir duvarı yıkabilirim.
Onu yeterince tanıdığıma seviniyorum. Hatta onun hakkında,
bir bedevinin kum hakkında bildiğinden daha çok şey biliyorum.

Director,
Notere giderken de arabada hep ağladığını söylüyor…

Akşam bana yazıyor,
“Ev ve araba için teşekkür ederim.”
Ben, rica ederim, yazamadan,
“Parayı ne zaman göndercen,” yazmasın mı?..

“Göndereceğim,” diyorum. “Merak etme, Param olsun, en kısa zamanda göndereceğim.”

Doktrin: “Selam verdim, rüşvet değil diye almadılar.” – Fuzuli

 


 


25. BÖLÜM

20 Eylül 2019 Cuma

“1 EKİM 2019 – 1 EYLÜL 2020 ARASI 12 AYLIK NAFAKA BEDELİDİR”
açıklamasıyla 90 bin lirayı (16.200 $) şahsi hesabına havale ediyorum.
Veli’ye 2 Ocak 2019’da verdiğim parayı, 30 bin lirayı (5.405 $) düşüyoruz.

*

Telefonda,
“Bazı eşyaları evden almayayım, hem yenilerini alırız, daha iyi olur.
O ev bembeyaz, ben de yeni ve beyaz eşyalar istiyorum.
Yeni bir sayfa açmak için…” diyor.

Nasıl olsa parasını ödeyen kişi ben olduğum için,
beyaz rengin de bir sorun teşkil etmeyeceği düşünülüyor. 🙂

Doktrin: “Asya’da Hindistan cevizinin içine, maymunun sadece elinin açıkken sığacağı bir delik açılır ve tatlı yiyecek konur. Yiyeceği alan hayvan yumruk olan elini çıkarmaya uğraşır durur. Yumruk olan ele delik dar gelir.
Avcılar geldiğinde maymun, açgözlülüğünden, yiyecekten vazgeçemediğinden kaçamaz ve yakalanır.
İşte bizi tuzağa düşüren de arzularımız ve bağımlılıklarımızdır.” – Joseph Golstein

 


 


26. BÖLÜM

22 Eylül 2019 Pazar

TAŞINMA GÜNÜ
Bizim resmimizi yaptırdığın tabloyu atmadım…
Evlilik cüzdanımız çekmecede…
Anılarımıza saygısızlık etmedim, diyorum…

Ne cüzdanı götürmüş, ne tabloyu…
Sehpayı yüklendikleri için tablo tozlu zemine bırakılıyor…
Evlilik cüzdanı çekmeceye terk itiliyor.

Kendi diş fırçası banyoda duruyor.
Ters darbukaya sokulan, ışıklı hortumlu saçma sapan bir yılbaşı lambası yapmıştı.
Onu da bana yadigar bırakmış.
Çünkü nefret ettiğimi biliyordu.

*

Charles Bukowski’nin, Kadınlar Kitabı’nda şu bölüm geçiyor:
Sf: 127
32 dolar kaybettikten sonra Vosvos’a binip eve döndüm. Parkedip avluya yürüdüm ve anahtarı kapının kilidine soktum. Bütün ışıklar yanıyordu. Etrafa baktım. Çekmeceler açılıp altı üstüne getirilmiş, yatak örtüleri yere atılmıştı. Kendi yazdığım 20 tane falan dahil kitaplıktaki kitaplarımın yerinde yeller esiyordu. Daktilom, ekmek kızartma makinem, radyom, resimlerim ortada yoktu.

Lydia, diye düşündüm.
Sadece TV’yi bırakmıştı.
Çünkü seyretmediğimi biliyordu.

*

Ertesi gün fark ettik ki:
Benim tüm yedek yorganlarımı, yastık kılıflarımı, nevresimlerimi, havlularımı da götürmüşler. Montlarla dolu bir bavulum vardı, onu da almışlar.
Evde kalanlar:
Çamaşır makinesi.
Kurutma makinesi.
Elektrikli süpürge.
Yatağım.
Giysilerim.
Kitaplarım.

Fakat özgürüm. Buna mukabil eşyalar ehemmiyetini yitiriyor…

Doktrin: “İnsanIar, dünyanın onIara izin verdiği öIçüde iyidirIer. İşIer çığırından çıktığında, sözde medeni geçinen bu insanIar, birbirIerini yiyecekler.” – Joker

 


 


27. BÖLÜM

25 Eylül 2019 Çarşamba

Bugün hayatımın en güzel günü olabilir.
Bir parazitten kurtuluyorum…
Henüz davaya girmeden bu satırları yazıyorum, sevgili günlük. 🙂

*

Birkaç saat sonra…

Davaya gelmedi, boşanmadı…
Peki neden olmadı?
Ancak insan bazı şeyleri hiçbir zaman bilemez!
Sırılsıklam dolandırılıyorum…

Denize düşüp yılana sarılan tavşan gibiyim.
Birini kırmak bana her zaman ızdırap vermiştir.
Yastık kafamda taşlaşır, birkaç gece uyuyamam.
Tanrının yarattığı, hayat gailesinde, mutlu olma telaşında bir ruh…
Peki neden kandırıldım! Gene de hiç intizar etmedim!

Aradığımda,
“Ben seni seviyorum, boşanmak istemiyorum,” diyor.
Telefonda dakikalarca hakaret ediyorum, bana mısın, demiyor…
Tavşan, dini tilkiden öğrenirse hırsızlığı sevap sanırmış.

Erto karşımda,
“Ben demiştim abi! İşte korktuğum başıma geldi!
Boşanmadan her şeyi üstüne yapmayacaktın!
Güvenmeyecektin.” diyor.
Ölüm yargısını duymuş suçlu gibi donakalıyorum.
Aslında ne dese haklı…
Hiçbir şey demese, gene haklı…

23 yaşında ilk evliliğimde (benim gibi evliliği beceremeyen birinin sürekli evlenmesi. :D)
dişi bir Alman çoban köpeği satın almıştım.
Dişi, üç aylık, maskeli suratlı, orijinal bir hayvan…
İlk evlendiğim kız Alara (ki onun da adı Alara;
gerçekten iki kez evlendim; ikisinin de ismi aynıydı. 🙂
Karım ve ailesi köpeğe benden daha düşkünler,
iki kız kardeşi ve bir erkek kardeşi, anne ve babası kutiği her gün tarıyorlar.
Tüyleri öyle parlak ki…

Birkaç ay geçti.
Çiğli’de çalıştığım serviste duruyordu.
Ramazan’dı, daha yeni pide ve süt yedirmiştim.
Zinciri açıkken ve yola atlamış.
Beş dakika sonra haberi geliyor.
Yolda bir araba çarpmış.
Koşa koşa kucağıma alıp taşıyorum.
Hayatta değildi ve öyle ağırdı ki zor taşıdım.
Ofisin arkasına gömdük, başına da filmlerdeki gibi tahtadan haç koyuyoruz.
Alman Kurdu olduğundan Hıristiyan olabilir çünkü.

Günlerce üzülüyorum.
Ama kimse üzülmesin diye günlerce yalnız ağlıyorum.
Üstün empatili kişi, karşısındakinin ruh halini anlar ve
onun mutluluğu için kendini feda etmekten çekinmez.

Alara ve ailesine, sattığımı söylüyorum.
Her gün beni arayarak taciz ediyorlar.
Bir akşam işten eve geldim ki ne göreyim…
Kayınpeder salonda, elinde kaçak çayla beni bekliyor.
Hardallı bir vaziyet olduğunu anlıyorum…
“Köpek nerde?” diye soruyor.
Alara salon eşiğinden bizi dikizliyor…

“Köpeği Narlıdere’de birine sattım, Baba.” diyorum.
Ayağa kalkıyor…
“Yürü, köpeği almaya gidiyoruz.”
Gülesim geliyor. La hangi parayla alacaksınız! 🙂

Benim gibi aptallar böyledir.
Devlet dairesinde bu işlere bakan oda bizi es geçmez.
En ufak korkumuz bile g*tümüzde patlar!
Düşüncelerimi anlatan kelimelerin gitgide anlamsızlaştığını fark ediyorum.
Yeter artık!..

“Köpek öldü Baba!”
“Yürü o zaman! Mezarını açmaya gidiyoruz!”
Ayağa kalkıyor… Ayağa kalkıyorum…
Koltuğa oturuyor… Koltuğa oturuyorum…
Alara mutfakta anıra anıra ağlıyor…

Kayınpeder, 60 saniye hareketsiz kapalı televizyona bakıyor.
Yüzündeki çizgilerden tren rayları çiziyorum.
Raylara bakarak trenin ne yöne gittiğini çözemiyorum.
“Geçen hafta anam öldü, ona ağlamadım bir ite mi ağlayacam!” diyor.
“Haydi kalkın bize gidek…”

*

Ofiste olmadığım ilk pazar günü,
köpeğin mezarını açıp kemiklerini saydıklarını duyuyorum!
Benimki tilki ininde yaşamaya benziyor.
Biz güveniyoruz da millet bize güvenmiyor…

Doktrin: “Seni daha önce hiç bırakmadım. Kalmamı sağlamanın tek yolu, beni bugün terk etmendi!” -ck-

 


 


28. BÖLÜM

26 Eylül 2019 Perşembe

Belki kaderimi ben yazmadım, ama en iyi şekilde oynarım!..
Onun kötü olmasını istemiyorum, ama iyi olmasını da istemediğimi keşfediyorum.
Yeni evlerinin yedek anahtarı bende de var.
1/3’üne sahip olduğumu unutuyorlar.

Director eve giriyor. Tüm eşyaları görüyor.
Gece evde kalma planları, taşıma şirketi ayarlanıyor.
İçerden kapıyı kilitleyip beklemeye koyuluyor.
Ev boş ve kimsecikler gelmiyor.
Gece karanlık, gece soğuk ve gece uzun…

Birkaç saat sonra Director arıyor:
“Çocukların odasında bebekler yuvalarında duruyor
yatakları kurulmuş, pembe çarşaflar örtülmüş Abi.” diyor.
Göğsüm kızgın demirlerle dağlanıyor. İçime kan doluyor.
Çık evden Director, eşyalarına da sakın dokunma!
Hayatlarında olmasam da bundan sonra onları koruyacağım.

Doktrin: “Asalet ve soy sonradan kazanılmaz, doğuştan gelir.” – Türkiye

 


 


29. BÖLÜM

27 Eylül 2019 Cuma

Gece 05.00’e dek, 13 kritik telefon kaydını yazıya döküyorum.
Ev, araba, para ve eşyaların hileyle alındığına ilişkin dava açıyoruz.

Ayrıca,
Velayet davası
Evi terk ettiği için tazminat – 100 bin lira (18.000 $)
“Şerefsiz, karaktersiz” dediği için tazminat – 50 bin lira (9.000 $)
Peki neden sonuç çıkmadı?

Boşanma davası açarken annesinin adresini yazan hanımefendi,
o adrese gönderilen tebligatlara ne cevap verdi dersiniz?
“Tanınmıyor. Burada öyle biri yok.”
Şaşkınlıktan havada takla atıp annemi yedim. 🙂

Doktrin: “Ayağı kaymayan azizi, şeytan bile durduramaz.” – Meksika

 


 


30. BÖLÜM

30 Eylül 2019 Pazartesi

Bir gün önce Director’e şunları yazıyor:
“Ya kocamın çarşaflarını da yanlışlıkla almışız. Onları uğrayıp alabilirsin.”

Director çarşafları almaya gidince site güvenliği binaya sokmuyor.
Güvenlik Amiri;
“Alara Hanım’ın talimatı diyor.”
Hay amirini memurunu s*keyim!

İki saat sonra Alara Director’e yazıyor:
“Bir daha sakın sizi evimin önünde görmeyeyim. Yoksa polis çağırır, sizi savcılığa veririm. Bilmiş olun.”

Doktrin: “Tedavi edilemeyene sabredilir.” – İngiltere

 


 


31. BÖLÜM

03 Ekim 2019 Perşembe

Director’le odamda konuşuyoruz:
– Bu olaylarda sonuna kadar arkandayım abi…

Boşanmalarda bu tür olayları çok duymuş.
Hatta bizzat şahit bile olmuş.
Kendi akrabası boşanıyor diye g*tünden pıçaklanmış.
Olsun be abi, daha kötüsü de olabilirdi?” diyor.
– Olum bize kol girmiş, sen parmağın hesabını yapıyorsun.
G*tümüze göktaşı mı düşeceki, daha ne olacaktı ki!.. diyorum. 🙂

Bu arada bir şey tespit ettim:
Türkiye’de boşanmaların %100’ü evlendikten sonra gerçekleşiyor. 🙂

*

Mütebessim yüzüm düşer düşmez onun ve çocukların sağlık sigortalarını iptal ediyorum.
Arabalarının kaskosunu askıya alıyorum.
Annesinin evinin internet ödemesini durduruyorum.

*

Sigortacım arıyor:
– Alara bölgeyi aramış, sağlık sigortalarının devamını istemiş.
– Eee…
– Kocamdan kredi kartı aldınız mı?… demiş.
Merkez; almadık, deyince; iptal edin, istemiyorum, deyip telefonu suratlarına kapatmış.
– Acaba bu da mı sosyopat!.. diyorum.
– Olabilir. Hiç sorun yokmuş gibi konuşmuş…

Beni tanıyanlar bilirler.
Çıkarlarım söz konusuysa masamdaki çubuk kraker bile sosyopat olabilir. 🙂

*

Aynı akşam,
Hanımefendi’nin avukatı arayıp uzlaşma istiyor.
Eski şartlarla boşanmaya razı olduklarını söylüyorlar.
Peki ben razı mıyım?

*

Birkaç gün sonra…
Alara’nın Avukatı Diablo, Erto’ya anlaşmayı soruyor.
Kabul etmediğimizi söylüyoruz.
“Elimizde görüntüler ve tanıklar var, 2 milyon lira (350.000 $) verirseniz bu iş kapanır.
Vermezseniz siz bilirsiniz!” diyerek üstü kapalı tehdit ediyor!..


Doktrin: “Tanrının şeytanı yaratma yetkisi varsa, yok etme yetkisi de vardır!” – haz®eti

 


 


32. BÖLÜM

15 Ekim 2019 Salı

Çekişmeli boşanmalarda herkes sırayla dilekçe verir.
Verilen dilekçenin bir karşılığı olur.
Cevap dilekçesi, cevaba cevap dilekçesi…
Adım Bond, James Bond, Ajan James Bond, Gizli Ajan James Bond…

Erto beni arıyor:
– Verdikleri cevabımıza cevap dilekçesinde bizi zorlayacak iddiaları var!

Okuyorum… Neler yok ki!..
Sapık olduğum.
Can güvenliğinin olmadığı.
Kaldığım evin kamera kayıtlarını mahkemeden istettikleri bilgisi.
Lüks araçlara bindiğimin bilgisi.
İki siyah lüks aracımın plakaları.
Boşanmak için 3 milyon lira (511.000 $) tazminat istekleri olduğu.
2 milyondu, 3 oldu… Dolardan hızlı yükseliyor.
Venezuela enflasyonu gibi, eksponansiyel… 🙂

Cinsel mobbing iddiasıyla savcılığa suç duyurusu yapacakları.
Benimle yatmış iki tane tanıkları olduğu…
İki kişi buldularsa yine iyi.
Kısacası benim gibi münzevi ve tek eşli birisine yapılacak her türlü iftira ve hakaret…
Bugüne dek asla bir kişiye ait olmadım.
Ama bana ait olan herkese, tek bir kişiye aitmiş hissini ölesiye yaşattım.
Bunları beni tanıyın diye anlatıyorum…
Çünkü ben kendimi uzunca bir sürede tanıdım!

Ve bilek güreşi başlamıştı…

Doktrin: ”Bizi gömmeye çalıştılar, ama tohum olduğumuzu unuttular.” – Meksika

 


 


33. BÖLÜM

18 Ekim 2019 Cuma

Evrakta sahtecilik iddiasıyla karakola çağrılıyorum.
Protokole ve Urla okul için hazırlanan dilekçeye hayatında, hiç atmadığı türden bir imza atmış.
22 Temmuz’da açtığı boşanma davasında iç içe karışık halkalardan oluşan gerçek imzası var.
Protokole ve okul dilekçesine, el yazısıyla büyük A ve ismini yazmış.
El Yazısıyla: A.lara

Başından beri nefret tohumlarını ekmişler.
Her şey planlıydı… Kaput!
Çok büyük bir tuzağa çekildik.

“Protokol imzası bize ait değil!..” diyerek, Bayraklı Adliyesi’nde adıma bir dava açılıyor.
Urla Karakolu’na şikayet dilekçesi verip ikinci bir sahtecilik duyurusunda daha bulunuyorlar.

Hayatta dert sahibi olmayıp, dertli numarası yapmak ne komik.
Urla Karakolu’nda dilekçelere kızlık soyadını yazmansa trajikomik.
Ne kadar dikkatli olduğumu iyi biliyordun!
Detayları kaçırmayan bir ayrıntı mühendisiydim!
Çok mu istiyorsun eski soyadını?..
O zaman neden aylarca boşanamıyoruz?
Peki tamam… Müjde!…
Artık alabilirsin!..
Ama ben de yol alabilirim!..

Çünkü bir şey tespit ettim:
Sen varken hayatımda her şey tamdı.
Ama sen gidince de hiçbir şey eksilmedi.

Diablo parasını peşin aldı.
Şimdi ben kazansam da parasını aldı.
Alara kazanırsa da parasını alacak.
Peki ne zaman kaybedecek?!..
Hipodromdaki tüm atlar sizinse, hangi atın kazandığının ne önemi var ki!

Vur dumana gel imana Bilo!..
İlk roundu sen kazandın Diablo!..

Doktrin: “Şeytanın yaptığı en büyük kurnazlık, tüm dünyayı yaşamadığına inandırmaktır.” – The Usual Suspects

 


 


34. BÖLÜM

30 Ekim 2019 Çarşamba

Erto’yu davalardan alıp, 19 yıllık hukuk deneyimine sahip Ece Hanım’ı atıyorum.
Çok pahalı bir avukat olduğunu söylememe gerek yoktur.
Bir işte iyiysen o işi asla beleşe yapmazsın.

Erto’nun bana, “yapma” dediği ne varsa yaptım.
Eski karıma güvenerek hata ettim.
Dava kontrolden çıktı ve kaosa büründü.
Erto, yedindeki evrakları Ece Hanım’a teslim ediyor.
Kişi; karakterini, çıkarlarınız çatıştığında gösterir.
Bu davada Erto elinden geleni yaptı.
Hakkını teslim etmeden geçmeyelim.

Urla savcılığına verilen dilekçede “Avukatım yok!” diye mızıldanmış.
17 Eylül 2019’da telefonda “Ben daha bir avukat tutmadım.” demişti.
Oysa 19 Ağustos 2019’da Diablo dosyaya vekalet koymuş.
Aynı avukat, diğer vekaletini de tapu davasına 07 Ekim 2019’da sunmuş.

Murphy Kanunu,
“Hücumun iyi gidiyorsa pusuya düşmüşsündür.” sözü doğruymuş.
Protokol, malları almak için bir kılıftan ibaretmiş.
Zaten anlaşmalı boşanma niyeti yokmuş!..

22 Eylül 2019 Perşembe – Evin 2/3’ünü tapuda ona geçirdik.
22 Eylül 2019 Perşembe – Aracı noterde teslim ettik.
23 Eylül 2019 Cuma – Bankasına 90 bin lirayı (15.300 $) gönderdik.
Açıklama: “1 EKİM 2019 – 1 EYLÜL 2020 ARASI 12 AYLIK NAFAKA BEDELİDİR”

O da aynı gün, 60 bin lirayı (10.200 $) benle savaşsın diye avukatına göndermiş.
“Çocuklarımın süt parası” diye telefonda ağlıyordu.
Bu avukat Sütaş’ta falan çalışıyor herhalde.
Belki de adam ucuz Sütaş hissesi satıyordur.

Ertesi gün, Veli’nin 1.350 lira (229 $) Turkcell faturasını ödüyor.
Babalarının parasıyla, dayılarının Iphone taksidini ödemek,
çocukları okula yazdırmaktan daha elzemdir.
“Çocukların süt parası” diye telefonda ağlıyordu.
Bu Veli de sütçü falan o zaman.
Benimleyken çocuklara para harcamakta beis görmeyen bu kişinin,
yolladığım paranın bir kuruşunu bile çocuklara harcamaması pek manidar.

Çocuklar için özel okul parası verdim.
Ayda 2’şer bin liradan yılda 48 bin lira (8.170 $) eder.
Avukat parasından ucuz.
Soruyorum, çocuklarım bu yıl hangi özel okula yazıldılar?

Yalan bunların g*tüne yuva yapmış.
Kendisi de öyle, avukatı da…
Yalan parayla olsa bunlar kredi çekerdi…

Peki sen, yolladığım 60 bin lirayı avukatına yolladın.
Benim paramla bana avukat tutulma acısını tattırdın.
Karşıyaka Cemal Gürsel Caddesi’nde gezip,
apartman tabelalarına göz atıp içeri girdin.
Karşıyaka Donanmacı Mahallesi 1. noterinde vekalet verdin.
Adamın kartını alıp teşekkür ederek ofisinden çıktın da…
Her şeyi bilirkişi mi oldun sen? Malumatfuruş mu oldun sen?
Hem tilki kümesi iyi biliyor diye bekçi yapılır mı?

Rambo’da bir sahne var:
“Ben onu sizden kurtarmaya değil, sizi ondan kurtarmaya geldim.”
Peki o zaman kim daha akıllı bundan sonra bakak görek…

Doktrin: Ernest Hemingway,
“Dünya güzel bir yer ve uğruna savaşmaya değer.” demişti. Bu cümlenin ikinci yarısına katılıyorum.

 


 


35. BÖLÜM

01 Kasım 2019 Cuma

Ece Hanım’la karakola gidip Tapu davasına ilişkin ifademizi veriyoruz.

*

Boşanma davasına 328 sayfadan oluşan 2. cevap dilekçemizi teslim ediyoruz.

Ece Hanım, Tapu Davası’na yeni bir “Tahkikatın Genişletilmesi” dilekçesi ekliyor.
Kırk sayfalık dilekçenin, savcıyı iknaya kabil ifadelerini beğeniyorum.

*

Alara, yan komşumuz Nefaset Teyze’ye Whatsapp’tan yazmış.
Yeni evlerine davet ettiği konuşmada,
benim eve gelip gelmediğimi soruyor…
“Kocam bizi iyice bıraktı. Çocukları bile artık arayıp sormuyor.
Bi hayırlısıyla şu davalar bitsin teyzem,” serzenişleri göze çarpıyor.
Duyan da bu davaları uzatanın ben olduğumu sanacak!

Bu, 15 Ekim’deki nefret dolu cevap dilekçelerinden sonraki ilk iletişim oluyor.
Son temastan bu yanaysa tam 24 gün geçmesi gerekiyor.

Doktrin: “Atı zorla suya götürebilirsin, ama zorla su içiremezsin.” – Fransa

 


 


36. BÖLÜM

16 Kasım 2019 Cumartesi

Yarın Haziran’ın doğum günü.
Hangi evde kalıyorlar ki?
Babasının evine ve yeni evlerine birer pasta gönderiyorum.

İsimsiz paketlerde şu not yazılıydı:

doğum günün kutlu olsun pisikim.
kardeşin asya’yı da öp.
babanız sizi hiç unutmadı ve unutmayacak.
hayatım boyunca hep arkanızda olacağım.

kutik

Pastalar ulaşınca onay mesajları geliyor.
Bir saat sonra Whatsapp’tan görüntülü aranıyorum.
Çocuklar beni görünce çok heyecanlanıyor.
Dinlemek yerine, iştahlı iştahlı doğum gününü anlatmaya başlıyorlar…
Biri konuşurken diğeri yatakta takla atıyor.
Yeni evde çocuklar, renkli balonlarla bezeli odada yaşıtlarıyla dans ediyorlar.
Bir oyun ablası hepsine tek tek sarılıyor.
Eski evden çıkan bordo koltuk takımının eve yakışmayan varoş görüntüsü içimi sızlatıyor.

Beş dakika çocuklarla beni konuşturuyor.
İkimiz de yüzümüzü görmüyoruz; ta ki telefonu kapayana dek…
Son anda yüzünü 1,5 saniye gösteriyor.
Koyu göz makyajı ve ağlamakla gülmek arası muğlak bir ifadeyle bana bakıyor.

Akşam, doğum günü fotoğraflarını gönderiyor.
Tayyip’ten “Teşekkür ediyorum” komik sesini atıyorum.

Doktrin: “Biz böyle eğilmezdik… çocuklar olmasaydı…” – Behçet Necatigil

 


 


37. BÖLÜM

21 Kasım 2019 Perşembe

Çocukların Anıtkabir’de çekilmiş fotoğraflarını benimle paylaşıyor.
Çizdikleri iki resmi ve ses kaydını bana gönderiyorlar.
Çocuklar iyi geceler dilerken, beni sevdiklerini söylüyorlar.
“Ben de sizi seviyorum pırlantalarım” ses kaydını yolluyorum.

Doktrin: “Parmak, yıldızları gösteriyorken, sadece aptallar parmağa bakar.” – Fransa

 


 


38. BÖLÜM

27 Kasım 2019 Çarşamba

Ece Hanım ve eski komşumuz Nefaset Teyze’yle ofiste buluşacaktık.
Açacağımız davaları anlatarak nabız yoklayacaktık.
Anlaşmaya ne kadar teşne olduklarını tartacaktık.
Oysa ben tatile çıkıyorum…

Tatildeyim ve burada zaman dörtnala yol alıyor…
Otelin penceresinden dağlara yerleşmiş kibrit kutusu köy evlerini izliyorum.
Pastoral manzaraya sis ve bacalardan çıkan yılan dumanı eşlik ediyor.
Bahçedeki incir ağacı incecik dallarıyla penceremin camına vuruyor.
Odamın dışında rüzgar ve kulak sızlatan tipi kol geziyor.
Kulübede havlayan iri tüylü iki sarı kutik var.

Dondurucu soğuk ve kulübe dışında vahşi hayvanlar olduğunu biliyorsak,
hayvanların her nefes alışında çıkan buhar duvarları küçültüyorsa,
soluk alırsa hayvan yavaşça ölür, ama soluk alıp vermezse de ölür!..
Savaşsam da kaybedebilirim, ama savaşmazsam zaten kaybettim demektir!..

Belki de ömrünün, bir daha böyle güzel bir şeyi göremeyecek kadar kısa olmasından korkuyordu.
Aslında değersiz değildi; sadece peşinden koşmayı hak edecek kadar değerli değildi.

Ece Hanım’la konuşuyoruz. Hayatımdan geçen eski düşmanlarımızı hatırlıyoruz.
Galiba, düşmana dosttan fazla angaje olduğumuz alaka noktası budur.
O gün neler konuştuğumuzu hatırlamıyorum.
Fakat mesut olduğumu şuradan anlıyorum,
ne avukat ne ben davalardan söz etmiyoruz.
Adeta, hayatımızda bunların hiçbiri yaşanmamış.
Herkesin hayatında zorluklar vardır, ama böyle iyi anlar da vardır.

*

Bayırın ortasında kayalarda seken oğlakları izliyorum.
Pencereme konan ıslak bir erkek serçe cama vuruyor.
Yan odadan kadınla erkeğin fısıltıları geliyor.
Mucizevi bir şekilde tüm konuşmalarını duyabiliyorum.
Kadın hıçkırarak ağlamaya başladı.
Kesik nefesinden artık ne konuştuğunu anlayamıyordum.

*

Sonraki günlerde vazgeçtik.
Nefaset Hanım’la böyle bir toplantı asla yapılmadı.

Doktrin: “- Neden ağlıyorsun?
– Çünkü siz ağlamıyorsunuz.” – Üç Renk

 


 


39. BÖLÜM

04 Aralık 2019 Çarşamba

Karakoldan aranıyorum:
– Acilen buraya gelmeniz gerekli!
– Sorun nedir?
– Telefonda bilgi veremiyoruz!
İyi aferin…

Koştum ki ne göreyim;
Alara Hanım Cinsel İstismar (Mobbing) Davası açmış.
İthamlar nedir:
“Kocam kışın beni bir gece kulübüne götürdü.
Oradaki herkes çıplaktı.
‘Yahu sen beni nereye getirdin,’ dedim
‘Dur bakalım, alış bu hayata,’ dedi.
Zaten masamızda tanımadığım bir adam vardı.
O da gece boyunca bizimleydi.

“Beni birçok defa grup sekse zorladı.
Eve erkek getirmek istedi, ama ben kabul etmedim tabii.

“Eve aldığımız bakıcıları benim için tutuyor sanıyordum.
Oysa hepsiyle beraber oluyormuş.
Zaten evdeki kızları kendisi için işe alıyormuş.”

Dokunaklı hikaye… ama bana hiç dokunmadı.
Sarkastik bir bilim kurgunun içinde gibiyim.
Uzakdoğu’da; kafan kesilecekse, sakalın için üzülmeye gerek yok, derler.

Seninle hep kaybetmeye mahkumdum.
Benden her şeyi gizledin.
Bir benim bildiğim gerçekler vardı, sahte olan;
bir de dış dünyaya gösterdiğin sahteler vardı, gerçek olan.
Acaba hangisi gerçek be? Peki ereğin ne?
Belki de benimki gerçektir!..
Çünkü yaptığımı iddia ettiğim şeyle gerçekte yaptığım aynı şeydi.
Seninse öyle değildi…

*

Peki aslı neydi:
“2018 Şubat’ında gittiğimiz gece kulübünün adı Sayanora’ydı.
İzmir’in en pahalı ve saygın gece kulübüydü.
Bir hafta öncede plan yapılmıştı.
Kendisi, bana oranın yorumlarını gösterip “mutlaka gidelim” diyordu.
Bırakın erkekleri, kadınlar bile asla çıplak değildi.
Sadece açık kıyafetlerle sahnede dans ederlerdi.
Yanımızdaki arkadaşımız Genco’ydu.
Genco benim 16 yıllık arkadaşımdı.
Bizim evimize girip çıkan birisiydi.
Zaten iş yerimizde çalışıyordu.
Sevgilisinden ayrılmıştı ve kafasını dağıtmak için bizimle gelmişti.
Elbette onun da bundan haberi vardı.
Genco ona ‘Alara Abla’ diye hitap eder ve asla saygıda kusur etmezdi.”

Şimdiye dek evimizde 5 bakıcı çalıştı.
Sadece bir bakıcıyı ben ajanstan temin ettim.
Kalan 4 bakıcıyı, evlilik danışmanımız müstakbel annesi buldu.
Çalışan hanımlar beni doğru dürüst evde dahi görmezlerdi.
Neden hiçbirini tanık yazmadıklarını merak etmekteyim.
Eğer benimle ilişkileri varsa neden hiçbirisiyle görüşmemekteyim.
Öyle olsaydı onları tanık yazıp, istediğim gibi parmağımda oynatmam gerekmez miydi?

Güçlü olan haklı değildir, ama haklı olan güçlüdür!

Doktrin: “Biz askerler tüm gün kazıyoruz. Burası; uğruna savaşacağımız ve öleceğimiz yer! Yoksa kendi mezarımı mı kazıyorum?” – Iwo Jima’dan Mektuplar

 


 


40. BÖLÜM

05 Aralık 2019 Perşembe

Yine karakoldan çağrılıyorum.
Telefondaki memureye,
“Yahu ben zaten dün geldim. Bir yanlışlık oldu herhalde,” diyorum ama nafile…
“O başka beyefendi, buraya acilen gelmeniz gerekli,” yanıtını alıyorum.

Gittim ki ne göreyim?
Cinsel istismar yalanını bahane ederek, avukatıyla karar çıkartmışlar.
Katı hükümler içeren 1 aylık Koruma Kararı karakolda tebliğ ediliyor.
Haklarım yüzüme okunuyor.
Hayatımda bu kadar utandığım az olmuştur…
Polislerin bana bakışlarından şikayet dilekçesinde yazan ayıp ifadeleri okuduklarını anlıyorum.
Başım öne eğiliyor, hazin geliyor, hicap duyuyorum.

Kararda şu ibare göze çarpıyor:
“Koruma Kararı istendiğinde ek delil aranmaz!”
Yani…
“Beni tehdit ediyor” derse, kanıt sunmadan koruma kararı aldırabilir.
Gerçek mağdurlar yerine bu kanunu, hak etmeyenlerin suistimal etmesi ne garip!

Bu bir aylık süre boyunca, onlara aldığın evin yanından geçmen,
telefon açman, mesaj çekmen, anlık ileti programlarından yazman,
sosyal medyadan ona ulaşman yasak!
Eğer uymazsan, 3 ila 10 gün arası tedbir hapsi alırsın.
Ayrıca suçun şekline göre münferit cezalar da alacaksın.

Karakoldaki polis şöyle dedi:
“Barışmak için seni çağırsa bile gitme.
Ararsa açma.
İş yerine gelirse kaç kurtar kendini,
küfür ederse sus ve uzaklaş.
Sana tuzak kurabilirler.
Geçmiş deneyimlerimizden sana aktarıyorum.
Aklın varsa dediklerimi yaparsın.”

Vay babam vay; bunlar neymiş böyle yaw!..
Akıl kaldı mı ki?.. Affedersiniz,
“Deliyi s*kene kadar akıllıya g*t ver.” demişler ya o hesap…

Kararda müşterek konuta yaklaşma yasağı da geçiyordu.
Bunu Ece Hanım’a sordum. Ayrıntılı incelediğini söyledi;
“Neyse ki, kendi adresini yeni ev olarak bildirmiş.
Yoksa, bir ay kendi evinizde kalamayacaktınız!
Ve kaldığınız ispatlandığında, hapis cezasına çarptılacaktınız!”

Doktrin: “Savaş başladığında; her örümcek bir tarantula, her kertenkele bir timsahtır.” – Meksika

 


 


41. BÖLÜM

16 Aralık 2019 Pazartesi

Saat 10.42
Sigortacım arıyor:
– Günaydın. İzmir Toyota’dan aradılar. Alara’nın kasko poliçesini sordular.
Ben de iptal edildiğini söyledim. Araç hasarlıymış, haberin olsun.
– Ne kadarlık bir hasarmış?
– Söylemediler.
– Ok.

Doktrin: “Zulüm ile abad olanın akıbeti berbat olur.” – Yunus Emre

 


 


42. BÖLÜM

19 Aralık 2019 Perşembe

Koruma Kararı saçmalığına itiraz ediyoruz.

Düşünüyorum da, bu nasıl öfke?..
Sezen Aksu, “Perişanım Şimdi” şarkısında sevgilisine serzenişte bulunur:
“Bir daha olmaz
Bin kere tövbe
Kan davası mı?
Bu nasıl öfke?”

Peki bu nasıl kin?
Aklıma 2014’te gerçekleşen ilginç hadise geliyor:

İran’da şeriat kanunları uygulanır.
Kısas: Kötülük yapan, aynı kötülükle cezalandırılır.
İdam infazı için gözleri bağlanan Balal’ın boynuna urgan geçiriliyor.
Öldürülen gencin annesinin tabureyi çekmesi bekleniyor.

Yedi yıl önce 18 yaşındayken bıçaklayarak öldürdüğü maktulün annesi Balal’a bir tokat atıyor!
Herkes göz olmuş onlara bakıyor. Uzun bir sessizlik…
Sonra bir mucize oluyor!.. Anne gözyaşları içinde oğlunun katilini affettiğini söylüyor!
İdam sehpasında hayatı bağışlanan katil Balal’ın annesi, gözyaşları içinde
maktul Hüseyinzade’nin annesine sarılıyor.
Filmleri aratmayan bir sahne…
Herkesi kendine hayran bırakan bu mucizevi olay İran tarihine geçiyor…

Şu çocuğa af var da bize yok öyle mi?..

Doktrin: “En az hak ettiğim zaman sev beni, çünkü en çok ihtiyacım olduğu zaman odur.” – İsveç

 


 


43. BÖLÜM

19 Aralık 2019 Perşembe

Ece Hanım’ı, istişare maksadıyla Diablo’ya gönderiyorum.
Kabul etmek gerekir; kurtulmak için bir bedel dahi ödeyebilirim.

Gelgelelim öyle bile olmuyor…
Avukatı bir yığın iftira uydurarak, Ece Hanım gibi zeki birinin dahi kafasını çarşamba çanağına çeviriyor.
Avukatıma öyle kötü karaçalılar anlatılmış ki, buraya yazsam RTÜK bloğu kapatabilir. 🙂

Alara şöyle diyormuş:
“Çalıştığı firmalara negatif baskılar yapacağım.
Yaptığı her şeyi anlatacağım.
Onun ticari prestijini iki paralık edeceğim.
Onu para kazanamaz, iş yapamaz hale getireceğim.

“Evde çekmecede 26 bin liralık ayakkabı faturası vardı.
Onu da yanıma aldım, mahkemede delil olacak.
Bize daha para vermesi lazım.” gibi…
Kuveyt Emiri El Habibi Göt Tabibi’nin dahi o kadar pahalı ayakkabısı yoktur.
Gol Kralı Tanju’nun altın ayakkabısı bile Kapalıçarşı’da bu kadar etmez.

Bana 10-15 tane dava açacak delillere sahiplermiş.
Birçoğunun dilekçeleri hazırlanmış bile…

Avukatı, “1 milyon 400 bin lira (236.000 $) verirseniz tüm davalardan çekiliriz.” demiş.
“Yok eğer vermezseniz CK’yı daha zor günler bekliyor.” diye eklemiş.

Ece Hanım,
“Ama biz zaten ev, araba, para ve eşyaları verdik. Onlar ne olacak?” deyince,
Avukatı,
“Onları zaten verecekti. Onlar ayrı. Protokolde onlar + 2 milyon TL yazıyordu.
O protokol ile imzalanan farklı. Bizde başka bir protokol var.” diyor.
Ece Hanım da,
“Fakat size 90 bin lira (15.100 $) bir yıllık nafaka gönderildi,” deyince;
Diablo,
“Hayır, o parayı taşınma için gönderdiniz.” cevabını veriyor.

Ceo şöyle söylüyor:
“Bu taşınılacak ev Arizona’da herhalde? Los Angeles’a taşınsak daha ucuz olur.”
Zihin fukara olunca, fikir ukala olur…

*

2007’de Öcalan’a “Sayın”, şehitlerimize “Kelle” diyen Tayyip Bey’e,
Şehit Aileleri Derneği 3 kuruşluk manevi tazminat davası açmıştı.
Ve kazanmıştı da…

Davanızda haklıysanız ve amacınız ceza kesmekse bir fiyatı olmamalı.
Çünkü manevi şeyler, parayla satın alınamaz!
Beni, manevi tazminat davalarıyla süründürmelisiniz.
Yok eğer, borcum maddiyse ve size senet verdiysem, bana icra davası açmanız gerekmez mi?

Bir yargıcı ikna etmek yerine, onu kandırarak masuma suç atfetmek bana pek adil gelmiyor.
Mamafih yargıç, yasaların buyruğunu yerine getirmek için o makama getirilir.
Keşke siz de, gözleri bağlı birini kör dövüşüne zorlamak yerine,
sırtı dönük rakibine reverans yapıp gül uzatacak centilmenlikte olsaydınız.

Anlaşıldı… Bu bana yapılan şantajdır.
Senden kurtulmak bir diyete tabi demek.
Peki… Belki fidye istiyorsunuzdur…
Tüm sorularınız için cevabım var:

Doktrin: “İşte oğlumu kaçıran adamın istediği şey, seri numaraları alınmamış 2 milyon dolar. Ama bunların 1 dolarına bile sahip olamayacaksın. Çünkü oğlum için sana fidye ödemeyeceğim. Onun yerine bu parayı, seni ölü ya da diri getirene ödül olarak veriyorum. Tebrik ederim, 2 milyon dolarlık bir piyango bileti oldun. Ayrıca seni bulma olasılığı, piyango kazanmaktan daha yüksek. 2 milyon dolar için seni ele vermeyecek birini tanıyor musun? Hiç sanmıyorum.” – Fidye

 


 


44. BÖLÜM

20 Aralık 2019 Cuma

Eski kuaförüm Musto, yıllardır Alara’nın kardeşi Veli efendinin yanında çalışıyordu.
Geçen hafta,
“Yeni yerimizde hizmetinizdeyim.” otomatik mesajını bana gönderiyor.
“Düşmanımın düşmanı dostum” diyerek dükkanın yolunu tutuyorum:

Musto, Veli’nin yanından kötü biçimde ayrılmış.
10 aydır doğru dürüst maaş alamamış.
Bayan kuaför bölümüne bakan Taro da aynı durumdan muzdaripmiş.
Birkaç gün sonra iki kafadarı ofisimde ağırlıyorum.
Erto’ya vekalet veriyoruz.
Davalarına bedava bakacağız.
Bundan sonra Ergenekon’un hakimi de savcısı da benim. 🙂

Doktrin: “Boks maçında kimin kazanacağını ancak biri ayakta kaldığında anlarsın.” – Dokunulmazlar

 


 


45. BÖLÜM

25 Aralık 2019 Çarşamba
Ceo, ortak kullandığımız Netflix’e giremediğini söylüyor.
Şifre sıfırlama yapınca gerçek anlaşılıyor:
Taşınırken evden akıllı televizyonu da almışlardı.
Netflix’in şifresini neden değiştirdiklerini anlamıyoruz.
Biz de hesabı geri alıyoruz.
Yorumsuz…

*

Koruma kararına itirazımız reddediliyor.

Doktrin: “Kafana göre koyduğun kurallar seni kurtaramaz.” – Joker

 


 


46. BÖLÜM

25 Aralık 2019 Çarşamba

Ceo, çocukları görmek için Alara’yı arıyor.
O da “İyi olur, özlediler.” diyor.
Ceo anlatıyor…

Alara, çocukları yeni evlerinin önüne indiriyor.
Ceo’ya çocukları verirken telefonuna kayıt alıyor.

14.30’da enikler bahçeye geliyor.
Onları çok kısa sevip hemen gönderiyoruz.
Çok güzeldi… 🙂

Ceo olmasaydı kim bilir kaç ay daha çocuklarımı göremeyecektim.
Oysa beni ne çok özlemişlerdi…
Filler tepişirken çimenler ezilir!

Doktrin: “Bu şehre bazen güzel şeyler de gelirdi, gelirdi ama uzun kalmazdı.” – Vizontele Tuuba

 


 


47. BÖLÜM

28 Aralık 2019 Cumartesi

Dsmart cihazını taşınırken götürmüşler.
Otomatik ödemesini sonlandırdım.
Bundan sonra onlara yağmurlu havada su yok!

*

Çocukları yeniden alıyoruz.
Gece Ceo’nun evinde kalıp, ertesi gün gidiyorlar.
Gece Haziran’a bu yıl neden okula gitmediğini soruyorum:
“Baba, okulumuz tadilatta, tadilatta.” diyor. 🙂
Zaten bu çocuk biraz şapşik.

Annem, Ablam, Ben, Ceo ve karısı Yasmin çatı katındayız.
Asya çocuklarla oyunu bırakıp koşarak bana geliyor:
“Baba sen kötü birisin, ama ben gine de seni çok seviyom.” deyip aniden boynuma sarılıyor.
Gözlerim dolu dolu oluyor…

Bir ördek, bir horoz, biraz bal, çocuk kitapları ve çikolata ile yolcu ediyoruz.
Alara teslim alıp teşekkür etmiş.

Doktrin: “Ben kötü biri değiIim, belki sen iyi oImamı hak etmemişsindir.” – Joker

 


 


48. BÖLÜM

31 Aralık 2019 Salı

Veli, vergi borcu nedeniyle son kuaförünü annesinin adına açıyor.
Erto, Taro’nun işçilik davası uzlaşma görüşmesine gidiyor.
Alara’nın annesi patron sıfatıyla ve asık suratla yarışmamıza katılıyor…

Erto,
“130 bin lira Taro, 170 bin lira Musto için istiyoruz.
Son bir sene hiç maaş almamışlar. Tamamını istiyoruz.” diyor.
Annesi,
“Hepsi paralarını aldı. Kimsenin bir lira alacağı yok,” deyince,
Erto,
“Aldıysa bununla ilgili imzaları neden yok. Bordrolar imzasız!” diye yapıştırıyor.

Bunlardan yumurta alsan sarısı çıkmaz.
Dilenciyi ata bindirirsen ölene dek inmez.
Hem g*tü sakız çiğner, hem aklı ermez.
Belə vəziyyətin içinə soxum.

Ayrıca Erto:
“Sigortalar eksik yatmış; tamamlatma davaları geliyor.
Sizden ayrılan başka mağdurlar var. Onlarla toplu SGK davaları açacağız.
Dükkan tadilattayken iki ay sigortaları eksik. O paraları da istiyoruz.” diyor.
Annesi,
“E tabii, siz CK’nin arkadaşı değil misiniz zaten?” diyor.
Erto,
“Sadece arkadaşı değil, aynı zamanda avukatıyım da…” cevabını veriyor.
Annesiyse,
“Tabii herkes kendi savaşını yürütecek,” diyor.

Doğru! “Öldü” sanılan CK, kefenini kendi elleriyle yırtıyor.

Doktrin: “Cam evde oturuyorsan, sağa sola taş atmayacaksın.” – Rusya

 


 


49. BÖLÜM

16 Ocak 2019 Perşembe

Urla Savcılığı’nın hakkımda açtığı sahtecilik davasına istinaden
Güzelbahçe Karakolu’na gidiyorum.
Komiser ve iki polis beni sorguya çekiyor.
Alevli gözlerle beni süzüyorlar:
BU İMZA KİME AİT LAN, SÖYLE!
– Öncelikle kestane balının diyarı Zonguldak Gökçebey Pazarlıoğlu Köyü’nden
tüm dünyaya kucak dolusu selamlar…

*

45 dakika süren imza örnekleri başlıyor.
Yaşamayan zorluğunu bilemez:

OTURARAK
Sağ Elle
1. küçük harflerle, Ad, Soyad, Ev Adresi.
2. BÜYÜK harflerle, Ad, Soyad, Ev Adresi.
3. 0-9 arasındaki tüm rakamlar ikişer kere.
4. 20 adet imza.

Sol Elle
5. küçük harflerle, Ad, Soyad, Ev Adresi.
6. BÜYÜK harflerle, Ad, Soyad, Ev Adresi.
7. 0-9 arasındaki tüm rakamlar ikişer kere.
8. 20 adet imza.

AYAKTA
Sağ Elle
1. küçük harflerle, Ad, Soyad, Ev Adresi.
2. BÜYÜK harflerle, Ad, Soyad, Ev Adresi.
3. 0-9 arasındaki tüm rakamlar ikişer kere.
4. 20 adet imza.

Sol Elle
5. küçük harflerle, Ad, Soyad, Ev Adresi.
6. BÜYÜK harflerle, Ad, Soyad, Ev Adresi.
7. 0-9 arasındaki tüm rakamlar ikişer kere.
8. 20 adet imza.

*

İmzalarım bitince Ece Hanım da karakola geliyor.
Urla’da hakkımda açılan davayı etüt edip, ifadeyi sonra vereceğimizi deklare ediyoruz.
Fakat başka bir dava olan “Cinsel İstismar”a ilişkin 7 sayfalık kallavi bir ifade veriyoruz.

Şikayet dilekçelerinin altındaki imzaya gözüm ilişiyor.
Hanımefendi ad-soyadını yazdıktan sonra (Eski Soyadı)nı ayraç içinde eklemiş.
Beni rencide etmek için kızlık soyadını yazmış olmalı.

Sanki ayrılmak istemeyen cenah benim de!..
“Yarın boşanıyoruz,” dese, 1 saat içinde adliye çay bahçesine paraşütle inerim.
Bu kızlık soyadıyla ilgili şikayetçi olmak istiyorum.
Avukatım “suç unsuru yok” diyor.

*

Ece Hanım, karakol çıkışı sürpriz yapıp beni balık yemeye götürüyor.
Ben beyaz şarap alıyorum, o kırmızı seviyor.
Ve çok sigara içiyor…
İki kadehten sonra açılıyorum,
– Kadınlardan uzaklaşmak istiyorum. Geçen hafta anlattım, biliyorsunuz; birkaç seans aldım bile…
– Evet ama, koca klinikte 17 erkek doktor varken gidip tek kadın psikologdan randevu aldınız.
– Ya bunun fıkrası bile var.
– Neymiş o… diye soruyor.
– Hayat kadını mesleğini bir türlü bırakamıyor.
Tüm çevresine söz veriyor ve ‘artık erkekler yok’ diyor.
Bir hafta sonra dostları kadını bir cüceyle yatakta basıyorlar.
Kadın ne dese beğenirsiniz:
“Birden olmaz canım, alıştıra alıştıra bırakıyorum.” 🙂

Kıssa(hikaye)dan hisse(ders): Tıprık ıltı ve et ölü bisin.

Doktrin: “- Şu şarapla başlayalım.
– 82 Margaux.
– Peki, iyi midir?
– İyi mi?.. Tanrıya inanmanı sağlayacak.” – Thank You For Smoking

 


 


50. BÖLÜM

18 Ocak 2020 Cumartesi

Ceo’nun oğlu Mart’ın doğum gününde çocuklar ofise geliyorlar.
Parti biterken çatı katında çocuklarımı son kez seviyorum.
Asya kucağıma tırmanıyor ve,
“Baba sen bize para vermiyorsun. Eğer paramız olsaydı Mart’a hediye alırdık.” diyor.
“Size para da vereceğim, okula da yazdıracağım.
Bu defa geçen seferki gibi olmayacak. Merak etme.” diyorum.
İri Japon gözlerle bana bakıyor.

Haziran; önceden okulunu sorduğumda sevimli dişleriyle “Okulumuz tadilatta tadilatta, Baba”
diyorken, bu kez şöyle soruyorum:
“Haziran, sen neden bu yıl okula gitmedin?”
“Baba, sen bizim okul paramızı anneme vermişsin, ama o bizim paramızı başka yerlere harcamış.”
Birden güldüm. Ama nasıl hoşuma gitti… 🙂
“Aferin len,” dedim. “Sana bunu kim söyledi?”
“Amcam söyledi.”
O an Ceo hasbelkader içeri giriyor.
Çocuklar arabaya binince, “paramız yok” edebiyatı yapmışlar,
Ceo da açıklama yapmak zorunda kalmış… E iyi de yapmış.

Haklı olduğumuz konuda bile, suçlular kadar cesur olmamamız ne tuhaf değil mi?
O çocuklar sayesinde 1 milyon liramı aldınız; şimdi başka paralara mı sıra geldi?..
Bir banka dolusu para verseydim bile, size yeter miydi?..

Doktrin: “Bir banka kurmakla karşılaştırıldığında bir banka soymak nedir ki.” – Bertolt Brecht

 


 


61. BÖLÜM

23 Ocak 2020 Perşembe

Diablo, Director’ü arıyor:
– Toyota Yaris’in sizde kalan yedek anahtarını istiyoruz.
– Bu konuyla ilgili avukatımı arayabilirsiniz.
– Korkmayın ya, sadece anahtarı istiyorum!

Denize düşen adam yağmurdan korkmaz.

*

Bilmeyenler için ön seyir:
Bu dava, kayınçom Veli’nin kuaför dükkanında aylarca düşük maaşla çalışan,
tazminatlarını alamayan, berberim Musto ve arkadaşı Taro ile kurduğumuz sinerjinin eseridir.

Musto, üç yılın yarısında Veli’nin, yarısında Veli’nin annesinin işlettiği dükkanda çalıştığından,
dava, hem Veli’yi hem annesini ilgilendirmektedir.

Erto’nun Aslan Olup Kükrediği Arabulucu Maçının Geniş Özeti

Erto Konuşuyor:
Toplantı başladı, Arabulucu bana söz verdi.
Aniden Veli söze dalarak,
– Biz zaten biliyoruz neyin ne olduğunu… dedi.
Arabulucu müdahale etti Ben de,
– Bırakın konuşsun… dedim.

Aniden annesi,
– O sahibine söyle… türünden laflar geveleyince,
– Bu şekilde konuşacaksanız tavrımı değiştiririm… dedim.
Veli annesine,
– Sen sus anne!.. dedi.

Ardından Arabulucu,
– Buyrun taleplerinizi söyleyin… dedi.
Ben,
– Biz 140 bin lira istiyoruz… dedim.
Veli,
– Siz müvekkilinizi tanıyor musunuz? Gerçeği bilmeden konuşuyorsunuz… dedi.
– Resmi olarak 2016’dan beri maaş ödemiyorsunuz. Bunun ispat yükü sizde.
İş akdinin haksız feshi nedeniyle kıdem ve ihbar tazminatı istiyoruz.
Biliyorsunuz geçen ay noterden çocukların ihtarlarını çekmiştik.
Ayrıca 4 bin lira maaş alıyorlarmış. Eksik sigortalarını da tamamlayacaksınız… dedim.

Veli birden delirdi ve,
– Ne 4 bin lirası, 2 bin liraya çalıştılar.
Ben icralıkken, borç batağındayken bile sigortalarını yatırdım… dedi.
Gülümsedim. Müstehzi tebessümüm onu kızdırmış olmalı ki,
– Niye gülüyorsunuz, önce dinlemeyi öğrenin… gibi şeyler zırvaladı.
– Bitti mi? Var mı başka söyleyeceğin?.. dedim.

Kısa bir sessizlikten sonra Veli,
– Ben ne konuşucam ya, dinlemeyi bilmeyenle konuşmam…
Ayrıca, kime nasıl konuşacağımı iyi bilirim! Anladın sen… dedi.

Bu noktaya kadar seviyesini koruyan ben ateş püskürdüm ve,
– Madem beni tehdit ediyorsun, ne yapacağını izah et bakalım… dedim.
– Yok tehdit değil…
– Hayır, açık konuş bakalım ne yapabiliyormuşsun… dedim.
Arabulucu ara verdi. Çünkü adıyla müsemma. 🙂

*

Annesiyle molada kırmızıyı gören boğalar gibi homurdanarak sigara içiyorlar.
İmzalar atıldı. Bürodan çıktık. Locada Veli’nin kolundan tuttum ve,
– Gel bi 5 dk. konuşalım… dedim.
– Sakın bana dokanma!..
– Gerilme sakin ol champ… dedim. Ama annesi arkadan vıy vıy çemkiriyor…

Sonra teskin etmek için,
– Olanları unutalım. Bu dosyayı da çöpe atalım. Bak sana güzel şeyler söyleyeceğ…
Ama konuşabilmek ne mümkün!. İkisi de makineli tüfek gibi tarıyor…

Sonra Veli,
– Sen güldün, dalga geçtin, bizimlen eylendin… dedi.
– Annen direkt saldırdı, o zaman düzgün konuşun… dedim.
Veli,
– Biz sana değil, onlara (Mustafa ve Tarık) diyoruz, sahibi diye.
Satılık olanlar onlar! O kadar yemeğimizi yediler, nankör insanlar.
CK’ya söyle, parasıyla herkesi satın alamaz! Bizim gibileri hele hiç alamaz! Adam değil o!.. dedi.
Ben de,
– Madem adam değil, ne dolaşıyorsunuz peşinde, rahat bırakın, düşün adamın yakasından!.. dedim.
– O, on yıl boyunca bir kere iyilik yapmadı, hep kötülük yaptı… dedi.
– Madem sevmiyorsun, adam değil diyorsun, neden parasına bakıyorsun?.. dedim.
Veli, sanki başkasından bahsediyormuşuz gibi şaşırdı ve,
– Ben mi… dedi.
– Evet. Bu kadar nefret ettiğin adamdan niye borç istiyorsun?.. dedim.
Bunun üzerine Veli,
– Ben istemedim, ablam istedi… dedi.
Ben de,
– Sonuçta bu para senin için istendi… dedim.

Sesleri iyice yükseldi. Ortamı boğup kusturmaya başladılar.
İkisi birden bağırıp, çağırıyorlar. Sabretmek, sakin kalmak ne mümkün!..
Seviye giderek düşünce Veli ile burun buruna geldik…
– Bak, benimle kişisel bir problem yaşamak istemezsin… dedim.
– İşte sen beni tehdit ediyorsun. Bu tehdittir avukat beğ!.. diye böğürdü.

Sonra avukatın (tüm arabulucular avukattır) karısı yanımıza geldi ve,
– Burada gürültü istemiyoruz… diyerek bizi nazikçe sepetledi.

Ofisten çıkıldı. Hem bağırıyorlar hem yürüyorlar.
Veli’ye araba çarpıyordu. Uzaktan bağırdım,
– Konuşacağına önüne bak, ezileceksin…
Sonra şans eseri, Üçkuyular’dan Yeşildere’ye kadar, trafikte önümde seyrettiler.
Arka tamponu vuruk, gri Yaris’ten yoğun trafik nedeniyle bir süre kurtulamadım.

*

Burada izninizle sözü ben alayım.
Çok milat değil, Eylül 2019’da sağlam verdiğimiz Yaris’imize neler olmuş:
1. Daha bugün, yana yakıla, belki satmak için aracın yedek anahtarını istediler.
2. İhtiyadi tedbir koyduğumuz aracı nasıl satacaklarsa.
3. Aracın kaskosunu hala yaptırmamışlar.
4. Sağ arka tamponunu vurmuşlar. Öyle darbeli darbeli geziyorlar.

Emzik çocuğu Veli, “Adam değil o!” dediği adamın aldığı araçla geziyor.
Ablası sayesinde konduğu geçici servetle caka satıyor.
Ben sende, istediğini asla elde edememiş birini görüyorum.
Bir adam, bunu kaldırabiliyorsa zaten ölmüş demektir.

Doktrin: “En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun.
Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?” – Ziya Paşa

 


 


62. BÖLÜM

06 Şubat 2020 Perşembe

Onlara ev aldık, kendimize de dert aldık.
Haftalardır beni ve Director’ü o ev için aramayan kalmadı.

Sekreter kız aradı,
işleri yürüten mahir müteahhit aradı,
sonunda inşaat şirketinin sahibi Thousandali Abi aradı.
Evi alırken tanıştığım ve çok saygı duyduğum renkli bir insan…

Akabinde şirket, ihtiyadi tedbirin kalkması için mahkemeye başvuruyor.
Peki nedir?
Biz muvafakatnameye imza atacağız, onlar da kule inşaatlarına devam edecekler.
Kulağa hoş geliyor değil mi? Ama karşınızdaki eski karımsa o hiç de kolay değil!

Telefonda Thousandali Abi’ye diyorum:
– Geçen ay koruma kararı çıkarttılar. Değil eve girmem, yanından geçmem bana hapsi boylatır.
Geçen gün Director’ü apartmana sokmadılar.
Alara imzalasın. Evin 2/3’si onun üzerine, evde oturan kendisi.
Çıkın kapısını çalın, tesislere sokmayın, baskı yapın, imzalatın!
O zaman ben de imzalarım.

Ne demişler peki:
– CK imzalarsa biz imzalarız, sorun değil. Önce o imzalasın, biz hemen imzalarız.
Ama önce o imzalasın.
Ananızın *mı!.. Sanki bana çok saygı duyuyorsunuz da…
Sanki ben ne desem yapıyorsunuz da…
Ben bilmem eşim bilir tripleri.
Eee tabii;

Doktrin: “Devekuşu, yüke gelince ‘ben kuşum’, ‘uç ulan o zaman’ dedikleri zaman da ‘ama ben deveyim’ demiş.” – Türkiye

 


 


63. BÖLÜM

07 Şubat 2020 Cuma

Musto adına açılan davanın kol gibi dilekçesi:

SONUÇ VE İSTEM: Tüm anlatılanlar ışığında, haklı davamızın kabulü ile fazlaya ilişkin talep ve dava hakkımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik;

Ø100,00 TL ücret alacağının hak ediş tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile
Ø 100,00 TL net AGİ alacağının hak ediş tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte,
Ø 100,00 TL net kıdem tazminatı alacağının ihtarname tarihten itibaren mevzuata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte,
Ø 100,00 TL net fazla mesai ücreti alacağının ihtarname tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte,
Ø 100,00 TL net yıllık izin ücretinin ihtarname tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte,
Ø 100, 00 TL net ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ihtarname tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,

*

Benim Eklemelerim:
Veli ve annesinin iltisaklı iş yaptığını belgelemek için, eski ve yeni iş yerlerinin tabelalarının fotoğrafları.

Musto diyor ki:
– Maaşımı alamayınca başka işe girmek istediğimde Veli Bey bana küstü ve bir hafta konuşmadı.
Hakaretler yağdırdı. İkinci hafta gine konuşmaya devam etti.
Müşterilerimi elimden almak istedi!..

Annesi,
– Şartlar böyle, istemeyen çekip gidebilir, çalışmayanı s*kerim… dedi.

Sonra Erto bana dedi ki:
– Veli’nin hakaret ve küfür kısmını geliştirebiliriz.
Ancak, Musto ve Taro ne kadarını kabul eder, bilemedim…
– Sen orasını bana bırak, ben hallederim… dedim.

Sonra Erto’ya Telegram’dan bir dizi nükteli mesaj gönderdim.
Toplantıdaydı ve “okundu”su görünmedi.

Ben de şımardıkça şımardım ve bir sürü delil uydurdum.
Ortaya bu ilginç satırlar çıktı. 🙂
Hoş, bunlar bile onların hayal gücünün yanında solda sıfır kalır ya neyse…

– Yahu benden çok nefret eden onlar. Bol kepçe döşe yaz, ben hepsini imzalatırım.
Hatta abart biraz, elini korkak alıştırma!..
Veli ara sıra, ananızı getirin onu da yatırıp s*ke s*ke sakat bırakıcam… dedi de yaz.

Veli bazı günler işe siyah deri kıyafetlerle gelirdi.
Bir elinde kamçı, diğerinde ekseri zenci vibratörü olurdu.
Sürekli titretip titretip bizi korkuturdu… de.

Annesi yemeklerimize müshil atardı, tuvaletleri turuncuya boyardık… de

Yeğenimin sünnetine paslı makasla geldi. Az kaldı çocuk tetanos oluyordu… de.

Taro’nun Boza’yı(kangal) CK’ya hediye etmeden evvel köpeği mahalledeki bir kuduz kutike dişletmiş.
Annesi, “İyice kudurmadan da CK’ya sakın göndermeyin” deyip duruyordu… de.

Veli, müşteriler gittikten sonra gece sabaha kadar manikürcü kızlara zorla halay çektirirdi, mobbing yapardı… de.

Veli bir gün bana Türk kahvesi ve su getirdi. O gün sular kesilmişti.
Sonradan fark ettim ki, müşterinin pedikür suyunu bana içirtmiş… de.

Küçükken okul önlerinde tahta çubuğa sarılan Osmanlı macunu tatlısı yerdim.
Bir keresinde bana *m kılı alınmış ağdayı tatlı diye yedirdi… de.

Bir gün bana nutellağlı ekmek diye kakasını yedirmeye kalktı… de.

Patronumuz bir keresinde müşterilerin yanında benden kül tablası istedi.
12 saniye geç getirdiği için sigarasını müvekkilin g*tünde söndürmüştür… de.

Şimdilik bu kadar. 🙂

Doktrin: “Mizah dünyamızı gülünç olmaktan kurtarır.” – Todor Dinov

 


 


64. BÖLÜM

10 Şubat 2020 Pazartesi

Musto ve Taro, şikayet dilekçelerini okuyup imzalıyor.
Erto’nun bürosunda avukatlık ücret sözleşmesi imzalatılıyor.
Elbette söz verdiğim gibi onlardan para alınmayacak.
Artık benden icazet almadan Musto ve Tarık’a nüfuz edemezler.

*

Urla karakolu Fahri Abi’yi ifadeye çağırıyor.
Haziran’ın Urla’daki okulunda verdiğimiz evrakta Alara Hanım’ın imzasını taklit ettiğim için bana dava açılmıştı.
Evrağı okula veren Fahri Abi de bir şekilde töhmet altında kaldı.
Sosyopatlar, kimseye acımazlar ve insanları birbirlerine mahcup etmeye bayılırlar.
Tüm ömrünüz, kırık bir kalple rencide olmakla geçer.
Амниа ҝоушм воуле һауатғи!

Doktrin: “Hareket halindeki cehaletten daha korkunç bir şey yoktur. ” – George Bernard Shaw

 


 


65. BÖLÜM

11 Şubat 2020 Salı

Son iki yılda başıma gelen kötü olaylardaki deneyimlerimi,
petekten bal süzerek aktardığım Sosyopat Nedir? adlı yazımı kaleme aldım.
Bunda en büyük katkıyı malum hanımefendi yapmıştır.

Sokrates’in, şu sözü ne kadar da doğruymuş…

Doktrin: “Ne pahasına olursa olsun evlenin! Karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz, kötü çıkarsa da filozof olursunuz.” – Sokrates

 


 


66. BÖLÜM

13 Şubat 2020 Perşembe

Çekişmeli Boşanma Davası İlk Duruşma
Ece Hanım, dava vekili olarak, Erto da müşahit olarak duruşmaya katılıyor.
Annesi ve Diablo, Alara ve şişman bir kadın akrabaları mahkemeye iştirak ediyor.
Üzgün biçimde Ece Hanım’a bakan Alara’nın gözlerinin heyecanla beni aradığı kulağıma geliyor…
Saat: 10.15

Benim değil, mahkemenin adaletine güvenen hanımefendi bana ne yazmıştı?

15 Eylül 2019 – 11.13
“Senin bana yaklaşımın beni ezmeye, sindirmeye yönelik, merhametten uzak. Ve madem beni hakkım olanı vermemekle Tehdit ediyorsun, üstelik bunu elinde bulundurduğun evlilik içi kazanımlarını araç olarak kullanıyorsun , öyle ise bu memlekette şerefli namuslu hakimler de var. Ben pazartesi günü bir avukata başvurup dava dilekçemi zenginleştireceğim ve gerekirse gündelik ev temizliğine çıkıp en iyi avukat ile anlaşacağım. Senin unuttuğun bir şey var , ben senin evinin içindekiyim. Biz birbirimizi iyi tanıyoruz, beni aşağılaman ve hor görüp küçük görmenin kanunlar ve haklarım karşısında bir bedeli olacak ve zaman gösterecek ki bu yorucu yıpratıcı ve hatta yersiz mücadeleden ikimizde kaybederek çıkacağız. Senin narsist ve nobran duruşunu GÖRÜYOR VE LAYIKIYLA OKUYORUM. Hiç bir insan evladını küçümsememeyi öğrenmek sana zenginlik katacak. Yaptığın veya hazırlattığın protokol dahi nobran duruşunun herşey benim istediğim gibi olacak hüküm vericiliğinin bir örneği. Çocukların velayetini bana fütursuzca verirken onları bir yük gibi gördüğün için ve fakat iki çocuk annesi 11 yıllık bir eşe sadece bir araba takası değerinde evi vermeyi dahi uygun görmemek ve vermediğin evde oturacaklarını dahi sen belirlemek gibi ezici bir protokolün kazanımlarını benim için red etmek kolay. Bakalım senin kazanımlarını kaybetmek senin için ne kadar kolay olacak göreceğiz. Ben hukuk mücadelimi tüm sivil toplum medya ve hukuk danışmanları ile yapma kararı alırken sen o eşşiz egonla neler yapabileceksin , göster bana.”

8.5 yıllık evlilik her ay bileşik endekste yarım baz puan artıyor. Geçen hafta 9 yıl demişti…

Nobran, yani kaba bulunan protokoldeki gönül kırıcı maddeler neydi?
Protokole önce nafakayı “1 EKİM 2019 – 1 EKİM 2020 ARASI” yazıyorum ve kabul ediyor.
Sonra bir yanlıştan dönüyorum. Seneye bir ay eksik nafaka alır korkusuyla,
“1 EKİM 2019 – 1 EYLÜL 2020 ARASI 12 AYLIK NAFAKA BEDELİDİR” diye düzeltiyorum.
Bu durumu ona izah ediyorum… Duvardan daha çok yankı gelirdi… Sıfır tepki…

İştirak nafakası için her yıl Üfe/Tüfe zam artışı maddesini ekliyorum.
Çocukların okul parası için her yıl Üfe/Tüfe zam artışı maddesini ekliyorum.

Ayrıca;
Aldığım evde ailesinden başkası oturamasın.
Aldığım arabayı ailesi dışında kimse süremesin.
Aracın 1 yıllık kaskosu bedava.
Aracın 1 depo benzini bedava.
Ehliyetle araç süremediği için 10 derslik sürüş eğitim hediyesi.
Verdiğim 13 bin liralık nafakanın her ay en az 4 bin lirasını çocukların eğitimi için harcama şartı.
Çocuklar 18 yaşına gelmeden isim ya da soy isimlerini değiştirme yasağı,
gibi sevimli maddeler de protokolde göze çarpıyor…

Çocukları ne zaman görmek istesem sıkıntı yaşadım.
60 gün göremedim, her gördüğümde 5 saatten fazla kalmadılar.
Yazdıklarıma ya yanıt gelmedi, ya mızıldanmalarla oyalandım.

Peki benim yalvar yakar 13 bin lira nafakaya ikna ettiğim hanımefendi,
2 Ağustos 2019 Cuma günü Telegram yazışmasında ne kadar nafaka istiyordu?

Aylık
Bakıcı: 3.300 lira
Çocukların okul gideri: 5.000 lira
Ev elektrik + Su + Doğalgaz + Dsmart: 1.000 lira
Mutfak gideri: 1.500 lira
Özel Sağlık Sigortaları: 6.000 lira
Alara: 3.000 lira
Haziran – Asya: 6.000 lira

Toplam: 25.800 lira

Aylık giderler 26.000 lira. X 12 ay = 312.000 lira.
Ben 312.000 lirayı 10 yıllık peşin istiyorum.
Bankaya çocukların adına yatıracağım.
Bunun faizi ile giderlerimi karşılayacağım.
Çocuklarıma da birer tane ev aldığında ben tazminat talep etmiyorum.

Etse daha iyi sanki. 🙂

Peki mahkemeden ne sonuç çıktı:
Ayda iki kez 1,5 gün yatılı olarak çocuklar bende kalacak.
Her sömestir 1 hafta bende kalacaklar.
Her dini bayramda 1,5 gün bende kalacaklar.
Her yaz tatili 1 ay bende kalacaklar.
Aylık nafaka 2.000 lira

Ortaçağ’da Sainte Vehme Mahkemeleri vardı.
Maskeli yargıçlar, maskeli savcılar, maskeli tanıklar…
Sözleri tanrı buyruğu, adaletleri kanlı kılıçtan ibaretti.
Adalet Tanrıçası Themis’e tecavüz de aynı tarihlere rastlar. 🙂
Neyse ki 1215’te İngiltere kralı kendi isteğiyle haklarından feragat etti.
Magna Carta’nın yazılışıyla dünyada yeniden adalet tesis edildi.

Davadan bu yana 7 ay geçti. Yarın 7 aylık toplu nafaka yatırıyorum.
Kaç lira: 14.000 lira
Geçen ay bu parayı nafaka olarak önerdiğimde bir anama küfür yemediğim kalmıştı.
Al sana adalet!

Demek ki neymiş:
Kafana göre koyduğun kurallar seni kurtaramazmış…

*

Aklıma nedense şu sahne geldi.
31 Martta Binali Yıldırım, Ekrem İmamoğlu’na 13 bin farkla İstanbul Belediyesi’ni kaybetti.
Bunu yediremeyen Akp itiraz ederek, seçimlerin yenilenmesini sağladı.
Sonra ne mi oldu?
Seçimler yenilendi ve 800 bin fark yiyerek tarihi bir hezimete uğradılar.

Şimdi 13.000 lira nafakaya itiraz edip, 2.000 lira nafaka aldılar.

Saw Filmi’nde geniş bir banyoda uyanan Adam ve Dr. Gordon bulmacaları çözmeye zorlanıyorlar.
Sonra testereleri bulup ayak zincirlerini kesmeyi deniyorlar.
Mamafih, ayaklarındaki prangaların bu testereyle kesilemeyecek kadar sert olduğunu fark ediyorlar.
Sonra Adam şaşkınca diyor ki:
– Buldum! Ayaklarımızı kesmemizi istiyor!
Dr. Gordon artan zaman baskısına dayanamaz;
ağzına kalın bezler tıkayarak testereyle böğüre böğüre hart hart kemiklerini kesmeye başlar.

Diyeti, aylar önce mal varlığımla ödedim.
Ayaklarımı kesmek zorundaydım.

Duruşma başında mahkeme başkanı şöyle demiş:
“Kimse bu çocukları alet etmesin, karşısında beni bulur!
Siz boşanıyorsunuz, onların bir suçu yok!”

Mahkemeden sonra Erto şöyle dedi:
– Abi, hakim senin yolladığın 1 senelik nafaka dekontunu gördüğü için,
tedbiren az nafakaya hükmetti. Bizim adımıza olumlu bir gelişme.
Hakim, adil biri ve bence bunları şimdiden tanıdı…

Doktrin: “Bir ceza avukatının asli görevi müvekkili gibi bir jüri yaratmaktır.” – Clarence Darrow

 


 


67. BÖLÜM

14 Şubat 2020 Cuma

Diablo, Ece Hanım’ı aramış. Mahkemede olan avukatım avukatım geri aradığındaysa Diablo açmamış.
Küçük bir gelişme…

*

“Mart 2020 Tedbir Nafakasıdır” açıklamasıyla 14 bin lirayı PTT’den gönderiyoruz.

Doktrin: “O mahiler ki derya içredir, derya nedir bilmezler.” – Hayali

 


 

 
68. BÖLÜM

20 Şubat 2020 Perşembe

Mahkeme bugün mal varlığımı sorguluyor!
Ardahan bozkırında tozlu çayırlar ve tarla köstebekleri görünüyor.
Kuş uçmaz kervan geçmez bu bozkırlardaki 88 ortaklı çorak tarlalarla ilgilendiklerini sanmıyorum.
Sonucu gördüklerinde suratlarındaki ifade Jerry’yi elinden defalarca kaçıran Tom gibi düşmüştür.
Ayrıca miras dokunulmazlığını nereye koyacağız?..

*

Hayatta en güvendiğim beş kişiden oluşan tanık listesini avukatıma iletiyorum.

Doktrin: Dr. Che Guevara, Bolivya’da kendilerini yakalayan Albaya,
yerde yatan ve az önce infaz edilmiş gerilla arkadaşlarını göstererek:
“Bu çocuklar, Küba’da istedikleri her şeye sahiptiler. Yine de ölmek için geldiler!” diyor…

 


 


69. BÖLÜM

07 Mart 2020 Cumartesi

Mahkeme 09.00’u emretse de Alara, çocukları 14.00’te teslim ediyor.

Ceo, Mart, Haziran ve Asya neşeyle arabaya biniyorlar. Bu renkli ve mutlu tablo birden kasvetle kararıyor.
Alara, Ceo’ya hakaretamiz konuşmalar yapıyor:

– Çocuklarına babalık yapsın. Onlarla hiç ilgilenmiyor… dedikten sonra,
Abinle işimiz daha bitmedi. Bu mahkemeler bitince onu sürüm sürüm süründüreceğim.
10 sene bir sürü insanı s*kti. Kadınlık gururum ayaklar altına alındı.
Elimde ona ait ses kayıtları var. Hepsini mahkemeye teslim ettim.

Ceo daha,
– Adam size ev verdi, araba verdi, nafaka verdi, daha ne yapsın!.. diyemeden.
– Verdi ama şimdi de geri alıyor!.. diye yapıştırıyor.
Ceo,
– Sen ona iki tane sahtecilik davası açtın, yazık değil mi?.. deyince,
– Yemin ederim o imzalar bana ait değil. Onları Director attı.
Yanınızdaki insanlara dikkat edin!.. diyor.

Madem imzayı Director attı da, evi neden sen aldın acaba?..
Benim 1 lirama tenezzül etmemiş adam, protokole sahte imza mı atar!..

Boşanmanın yapamadığı yıkımı, 2.000 lira nafakanın yapması ne garip!
Ben günde 1 milyon kaybederken kimse rahatsız olmuyordu.
Ben 1 milyon kaybedersem sıkıntı yok.
Sen 2 bin lira nafaka alırsan kıyamet kopar.

Bunlar daha iyi günleriniz…
Beni bırakın da kendi derdinize yanın.
Kötü günleri geride bıraktınız, şimdi sizi daha kötü günler bekliyor!..

7 aydır sessizdi ve birden dellendi.
Bu, yüksek nafaka umutları olduğunu gösterir.
Avukatının, boş hayal sattığını anlıyoruz.

*

Haziran dükkana gelir gelmez kucağıma atladı ve 10 dakika inmedi.
Ağlayarak beni çok özlediğini söyledi, durdu. Dedim ki,
– Benim sizi bıraktığımı mı söylediler kızım?
– Hayır Baba.
– E, neden ağlıyorsun o zaman?
– Sen sakın evlenme.
– Tamam, evlenmeyeyim. Annenle barışmamız için mi evlenmemi istemiyorsun?
– Hayır, onun için değil.
– Tamam, evlenmem. 🙂
Lan bende evlenecek hal mi kaldı?
Bunlar yüzünden g*tümüz damacana kapağı gibi oldu. 🙂

*

Bahçede oynadıktan sonra Haziran susadı ve kucağımda su içerken;
– Ama Baba, bu bardak camı çok ince, ya kırılırsa?..
Gerçekten bardaklarımız güzel, ama çok inceler…
– Isırmadan iç kızım… dedim.
Cevap geldi:
– Tamam.
Tam safsalak, hiç onlara benzememiş bu çocuk. 🙂

Çocukların ayaklarında kalın tabanlı, ağır, hantal, ishal rengi kışlık botlar vardı.
İçim ezildi, 120 lira olduğunu fark ettim.
Ben hayatlarındayken Camper giyiyorlardı.

Asya’nın sol ayak bileğinin su topladığını gördüm.
Tasaya kapıldım.
26 ve 30 numara ayakkabı araştırdık.
Ama sonra, sevgide eksik kalan babalığı, çok parayla tamamlayamayacağımı hazin bir şekilde fark ettim.
Vücuduma yayılan sıcaklıkla içime ateş düştü, kan doldu…
Çünkü ikisi de ayakkabı teklifimi kabul etmedi.
Büyüklüğümden eser kalmadı; pörsüyüp sönüverdim.
Onlar benden sevgi bekliyorlardı, kundura değil!..

*

Tekrar laf yememek için Ceo, çocukları teslim etmek istemedi.
En son Eylül ayında tapu ve noterde yüzünü görmüştüm.
Ona sarılmış ve kafasından öpmüştüm.
O gün beni öyle bir dolandırdı ki, bir daha ölene dek yüzünü görmek istemiyordum.
Neyse ki kadim aile dostumuz Fahri dedeleri yetişti.
Haziran, benim bırakmam için kucağıma çıktı ve başladı zırlamaya…
Point Bornova’ya kadar ben getirdim.
Avm önünde Haziran, arka koltuktan boynuma sarmaşık gibi sarıldı ve,
– Bizi buraya sen getirdiğin için teşekkür ederim, Baba… dedi.
Her sözcük bende, sanki bir kadın tarafından söyleniyormuş etkisi yarattı.

Fahrettin Abi çocukları yeni bakıcımız Ada’yla apartman girişine inen anneannelerine teslim etti…
Maalesef sekiz gün sonra duydum ki,
evin önünde anneanneleri Fahri Abi’ye şunları söylemiş:
– Onun nasıl bir şerefsiz olduğunu zamanla öğreneceksiniz.
Görün bakın o nasıl bir karaktersizdir!..

Aklıma Fahri Abi’den öğrendiğim şu fıkra geldi:
Nasreddin Hoca yorgun argın evine gidiyormuş.
Yolda işgüzar bir komşusu,
– Hocam, demin bir tepsi baklava önümden geçti.
– İyi de bundan banane?
– Ama Hocam, baklava sizin eve doğru gidiyordu.
– O zaman bundan sanane!

Peki sen Fahri Abi’yi benden çok mu düşünüyorsun?
Adam benden zarar görecekse sanane.
“Daha çok sevmiyorum,” diyorsan sus.
Yok,
“Onu senden çok seviyorum,” diyorsan adamın maaşını ver!
Kendi adamlarına maaş vermeyenler mi bunu yapacak?
Sen bırak benim çalışanlarımı, kendi torunlarını düşün de bir okula yazdır!..

Bence onlar ölmüş de, ağlayanları yok.
Ama sorarım size:
Yel kayadan ne koparır?

Boşanma davetine icabet ettik diye, 8 ayda duymadığımız hakaret kalmadı.
40 senede başıma gelmeyen bela, 8 ayda geldi.

Ama artık bu oyunda kartlar yeniden dağıtılıyor.
Ve ne demişler:

Doktrin: “Gerçek, kurmacadan daha tuhaftır.” – Mark Twain

 


 


70. BÖLÜM

12 Mart 2020 Perşembe

Avukatım geçen hafta çocukları alırken yaşadığımız baskıyla alakalı hakime serzenişte bulunuyor.
Mahkeme başkanının cevabı, gordion düğümü gibi kesin oluyor:
“Çocukları kimse bu işe alet etmesin. Karşı taraf çok kafamı bozarsa velayeti değiştiririm!”

Gordion Düğümü: Büyük İskender’e atfedilen bir metafor.
Kimsenin açamadığı bir düğümün, kaba kuvvetle çözülebileceğini bildirir.

*

Düne kadar öz güvenimi yitirmiştim.
Kendimi çok düşmüş, kolu kanadı kırılmış hissediyordum.
Sözlerindeki küçümseme edası, bende kayıtsızlık yaratmıştı.

Yıkıcı olan her şeye karşı beslenen olası bir kinin var.
Bunu çözmekle ilgileniyorum.
Öte yandan kimse beni, senin gördüğün kadar savunmasız görmedi.
Önceden tüm kusurların karanlıkta büyür, gün ışığında kaybolurdu.
Eskiden gece ışıklarla yıkanan bu parlak gökyüzü, şimdi gündüz bile kararıyor.
Bunları, sis perdesi gibi beni saran küflü bir havada yazıyorum.

Kimse, başkasının sınırlarını geçemez,
çünkü kimse kendisine bile ulaşamaz.

Belki sizi yenemedim, evet ama ben de yenilmedim.
Belki sizi yenemedim, ama siz beni dizlerimin üstüne çöktürünceye kadar
başınıza neler geldi neler…
Beni bir süreliğine yenebilirsin, ama pes etmem.
Bilirsin savaştayken cesur değilimdir, fakat korkmam.
Bu, bir yumurtayı taşla tokuşturmak gibi bir şey…

Daha savaşacak mıyız?.. Yorulmadın mı?..
Öğrenirsem iyi olur tabii, ama öğrenmezsem de kötü olmaz.
Evet de desen, hayır da desen, artık hepsi bir benim için.
Vereceğin her cevap, ötekine eşit olacak…
Çünkü cin şişeden çıktı bir kere, artık ne desen boş…
Özür dilemekle geçmiş silinseydi, dünyada günahkar kalmazdı.

Geçen akşam bir röportaj izledim; ergenin teki,
“Çok param olsa kendime büyük bir ev alırdım.
Ama metrobüse yakın bi yerden,” dedi.
Bu ne demek biliyor musun?..
Ağacı ayrıntılı incelemek, ormanın görülmesine engel olabilir, demek.
Sadece parayı kerteriz alarak bulmacanın minicik bir karesine odaklanmayın.
Çocuk o kadar aptal ki, çok parası olunca arabasının olacağını dahi düşünemiyor.
Hayalleri gerçekten öylesine uzak ki,
eminim rüyalarında bile özgür düşünemiyordur..

Zengin olunca mutlu olmak muhtemelken,
huzurlu olunca mutluluk kaçınılmazdır…

Aslında dünyada çok az harika insan vardır.
Belki de onlardan biriydin, ama sadece uyurken.
Varlığımın sana azap çektirdiğini düşünüyorsun.
Fakat kendin için ölümcül bir müttefikle ittifak yapıyorsun.
Zaten ne yapacağını bilseydin, adı “aşk” olmazdı.

Gene de size tek bir kötü söz söylemedim…
Her şeyi doğru anlattım ve hiçbir şeyi olduğundan kötü göstermedim.

Doktrin: “Ben yaptığım şeylerden gururluyum, ama yapmadığım şeylerden daha da gururluyum.” – Steve Jobs