23 yaşındaki erkek hasta bekleme koridorundan kalkarak psikiyatristin odasına girdi…
Ve anlatmaya başladı:
– Kız arkadaşımdan yeni ayrıldım ve bunalımdayım.
 Etrafımdakilerin psikolojisinin bozulduğunu görüyordum. Tanıdığım herkesi psikiyatri kliniğine yönlendirdiğimi fark ettim.
     – Peki bu sorun ilk ne zaman başladı.
     – Üç ay önce…
Bunu tetikleyen bir travma yaşayıp yaşamadığını sorduğumda anlatmaya başladı:
     – Dört senedir çıktığım bir kız arkadaşım vardı. Başta ona aşık olmuştum. Aşık olduğunda kendini kontrol edemezsin, olaylar seni kontrol eder. İnsanı, aşık olduğu kişinin karşısında titreten güç ne?… Güzel bir kız değildi… Yalnızca seksiydi. Aslında birinin seksi olması değil, sende seks çağrıştırması önemli!..

Üç yıldan sonra ilişkimizde tıkanma emareleri hissediliyordu ancak adını koyamıyorduk. Aşka heyecan katamazsak tükeneceğimizin farkındaydık. Bir çıkış yolu arıyorduk; ama onu nasıl bulacağımız hakkında bir fikrimiz yoktu.

Oruç tutarken acıktığında yiyecekleri izlemekten zevk alırsın. Hani bazen uykusuz olduğun halde, hemen uyumayıp biraz daha uykusuz kalırsın. Ya da yazın, halı sahadan maçtan gelmişsindir. Deli gibi susadığın halde, soğuk su şişesini önüne koyarsın ve daha fazla susarsın. İçmeyip kendine acı çektirmek istersin.

Biz de sanki birbirimize acı çektirmek ister gibiydik. Aslında çoktan bitmiş bir maçın, olmayan uzatmalarını oynuyorduk. Hani bir fıkra var ya:
Görünmez Adam Filmi’ni izleyen aptala sormuşlar. Filmi nasıl buldun?
Bilmem ki demiş. Film boyunca başrol ortalarda hiç gözükmedi.

Bizim de aşkımızda bir başrol yoktu. Ortada bir aşk vardı; fakat başroller yoktu. Ayda bir kere görüşmeler, iki ayda bir görüşmelere kadar düşmüştü. Bir restoranda garsonluk yapıyordu. Bazen iş yerinin dışından, müşterileriyle sohbetlerini gizli gizli izlerdim. Halinden memnundu ya da öyle görünüyordu. Son zamanlarda bende bir şey uyandırmıyordu. Kapalı bir odanın ardında olanlardan iki kişi de mutluysa, dünya üzerinde suç yoktur. Onlarla konuşurken çok mutlu gibiydi. Hayata karşı coşku ve pırıltı doluydu. O’nunla yarattığı sahte mutluluğu yıkacağım için üzülüyordum. Bu durumun bazen biraz canımı sıktığı oluyordu ama genelde bir şey hissetmiyordum. Artık eskisi gibi canımı bile sıkmıyordu!

Yeni sevgilisi müşterilerinden biriydi. Haftalardır heyecan dolu bakışmaları ve iştahlı sohbetleriyle ilişkiyi doruğa çıkarmışlardı. Aldattığını gördüğümde bir sevgili olarak onu kaybettiğim için değil, onun benim gözümdeki değerinin yitirilişine tanık olduğum için yıkıldım. Hiç unutmam deniz kıyısında gezdiğimiz bir akşam bana şöyle demişti:
     – Ne zaman pişman olursun biliyor musun? Yarım bıraktığını başkası tamamladığında…

Onları iş yerinde uzak bir noktadan gizlice izlerdim. Ayrılırken birbirlerine sarılmaları gözlerimin önünden gitmiyordu. Uzaktan izleyip eve döndüğüm her gece, sabahın körüne kadar gözlerim tavandaki noktaları sayarken durmadan kendime şu soruyu soruyordum:
Neden üzüldün?
Daha önceden haberin olmadığı için mi?
O’na sarıldığı gibi, sana sarılmadığı için mi?
Hayır, artık ona sarılamayacağım için!..
Rüyadaki her ses, her insan, her hayvan, gördüğümüz her şey sonuçta bizden çıkmadır. Başkası müdahale edemez. Rüyalarınızdaki herkesin konuşması, aslında sizin konuşmanızdır! Müdahale edemeseniz de tüm konuşmaları kendi zihninizde canlandırıp perdeye aktarırsınız.

Şimdi gitse bile hatırası yeterdi. Çünkü anılar bana yanlış yapamaz, aldatamazdı. Nasıl istiyorsam öyle anımsayabilirdim. Olaylar birkaç ay istediğim gibi gidince, onları ben kontrol ediyorum sanmıştım. Oysa şimdi, acı gerçek yüzüme, demir kapı gibi çarpılmıştı. Peki gerçek neydi? Gerçek, beyne iletilen elektrik sinyalleriydi.

İnsan yine de düşünüyor… Gidene mi, götürdüğü hayallerine mi yanarsın. Aslında hayallerine üzülüyordum. Çünkü hayalleri ondan daha güzeldi. Artık sadece bir hayaldi. O ilk kez aldatmamıştı, son da olmayacaktı. Bense ilk kez aldatılmıştım ve son olacaktı. Aslında sanırım ilk kez aldatılmamıştım. Sadece ilk kez yakalamıştım. Çapkınlıkta iki tür insan vardır:
a) Yakalananlar.
b) Yakalanmayanlar.

Aslında ikisi de yakalanmış sayılır. Bir şerefsizlik yaptığında şerefsizliğinin seviyesini yakalanıp yakalanmaman belirlemez. Yapmış olman yeterlidir. Yani bir insanı öldürdüğünde katil sensin. Yakalanıp yakalanmaman suçunu değiştirmez ki. Dışardaysan, sadece özgür bir katilsindir. Ayrıca bu, suçu işlemediğin anlamına gelir mi?..

Onunla arkadaşlık yapmamın faydası yoktu. Onu hayatımda tutmak, yazmayan bir tükenmez kalemi saklamak gibi bir şeydi.
Odi Et Amo dedim içimden… Odi Et Amo!…

Aslında aldatıldığıma değil, aldatıldığımı erken fark etmeme sevinmiştim. Yoksa asla civciv çıkmayacak tohumsuz bir yumurtanın üstüne yıllarca yatan aptal bir tavuktan ne farkım kalırdı ki…

Bir kaza yaptığımızda, ne kaybettiğimize değil, ne kazandığımıza bakmalıyız. Önemli olan kaybedilenler değil, geriye kalanlardır. Bundan sonra onun için para harcamayacaktım.

Seni mutlu eden insanlar gereksiz değildir. Onu mutlu ediyordu ve gereksiz değildi. Belki de onun hayatında ben gereksiz biriydim. Önemli olan aşkımızın en şehvetli zamanlarında beni aldatmaması diye düşündüm. En azından aşk bitmiş ve sevgi tükenmişken bunu yapmıştı. Yoksa bu züğürt tesellisi miydi? Aldatılanın, kendini rahatlatmak için gerekçeler bulmakta üstüne yoktur. İnsan, her başarısızlığı için bir bahane bulmaya programlanmış tek canlıdır. Onu benden çok sevecek bir erkek bulabilirdi elbet. Ama o, erkek arkadaşını beni sevdiği kadar sevecek miydi. En güzel günleri benle yaşamış, en derin sevgileri bende tüketmişti. Çıtayı o denli yükseltmiştim ki, başkalarında bulacakları ona asla yetmeyecekti. Ondan geriye yeni sevgilisine olsa olsa bir avuç tortu kalmıştı!..

Aldatıldığınız zaman yaşamaya başlıyorsunuz. Ve yaşadığınızda şunu görüyorsunuz:
Bildiğiniz gerçeklerin, aslında gerçek olmadığı; ve bildiğiniz yalanların da aslında gerçek olduğunu…

Onun hayatımdan gitmiş olmasına üzülmediğim için yıkıldım. Birbirimizin hiçbir şeyi olmayacaktık, her şeyi olduk. Ama şimdi; benim için hiçbir şeyden farkın yok!

Birisinin sevgisinden emin değilseniz size ne ile bağlandığına bakın. Onu azalttığınızda, sevgisi de azalıyorsa gitme zamanınız gelmiştir. Ki bu meta genellikle para olur. Para ile kurulan ilişkiler, yine para için bozulur. Parayla kurulan ilişki, balçığa temel atılmış bir eve benzer. Bence iyilik öncelikli olarak birisine yardım için yapılmıyor. İyilik yapan, iyiliği kendini tatmin etmek için yapıyor. İnsanların karnını doyurabilirsiniz ama kalbini kazanamazsınız. Para ilişkisi kurmuştuk. İşsiz olduğu için son bir yılda her ay ona düzenli yardım ediyordum. Sevmediğim halde ayrılamıyordum. Ayrılırsam kurda kuşa yem olmasından korkuyordum.

Behçet Necatigil diyor ya:
– Biz böyle eğilmezdik çocuklar olmasaydı…
Ben de böyle eğilmezdim, adalet kavramı olmasaydı…

Telefonu elime aldım.
Sevdiğiniz birisine mesaj attığınızda hangisini tercih edersiniz:
a) Karşıdaki telefonun kapalı olması ve mesajın ona hiç ulaşmaması.
b) Mesaj attığınız numaranın artık kullanılmıyor oluşu.
c) Mesajınızı okuyup olumsuz cevap vermesi.
d) Mesajınızı okuyup hiç cevap vermemesi.
Bense hiç olmayan e) şıkkını seçerdim. Hiç mesaj atmazdım. Çünkü o zaman kötü sonuçlar beni ilgilendirmezdi.

Babamın mezarına hiç gitmedim, çünkü orada değil. Artık onun yanına da gitmeyeceğim. Çünkü somut olarak orada olsa da soyut olarak orada olmadığını biliyorum. Kendisi orada ama ruhu değil!..Ortaya çıkmalı mıydım? Birden restorana dalmalı mıydım? Bazen beklemede kalıp hiçbir şey yapmamak çok şey yapmaktır. Şu an benim yaptığım gibi. Gözlerimden iki damla yaş telefonumun ekranına süzüldü.
Peki O iyi ise neden ağlıyorum, kötü ise neden seviyorum?

Aşkın en güzel zamanları iki tarafın da birbirini tanımadığı ve tanımaya çalıştığı zamanlardır. Onun hakkında bildiklerin çoğaldıkça, karşı taraf gizemli duruşunu yitirir ve soğuma başlar. Fakat tam burada önemli bir kırılma noktası belirir. Eğer aşk, soğuma başlamadan bir alışkanlığa dönüştüyse, bu kez de alışkanlığın gücüne tutunarak hükmünü sürdürecektir. Ancak böyle hayatta kalabilir.

Keşke çekip gitmesini bilseydim. Zamanında plan yapmazsan, plan yapacak zamanın kalmaz. Eğer oynamayı bilmiyorsan, sen de oturup başkalarının gollerini izlersin. Bugün doğum günüydü. Oysa benim yerime onu tercih etmişti. Yan koltukta onun için aldığım pasta erimiş, boynu bükük bir şekilde bana bakıyordu!..

Kafamı camdan çıkarıp dışarı baktım. Gökyüzünde bir sürü yıldız görünüyordu. Yaz olmasına rağmen birkaç gri bulut havada dolunayı gölgeliyordu. Arabayı çalıştırıp vitesi bire taktım ve el frenini indirdim. Restoranın tam karşısındaydım. Birkaç metre sonra içerde olmam işten bile değildi. Bazen sarhoşmuşsun gibi davranmak işe yarayabilir. O zaman ayık kafayla cesaret edemediğin şeyleri yapabilirsin. Ayağımı gaz pedalına sonuna kadar basmamla bu delilikten vazgeçmem bir oldu. Ama bir türlü tam anlamıyla vazgeçemiyordum. Bu olay kanıma dokunuyordu. Birden aklıma bir fikir geldi! Bagajdan kapüşonlu svetşörtümü aldım ve herkesin dikkatinin dağınık olduğu bir anda restorana girdim. Eski sevgilimin telefonu barda masanın üstünde şarjda duruyordu. Bara oturdum ve bir içki söyledim. Kapüşon hala kafamdaydı. Barmen içkiyi bırakıp arkasını döner dönmez kablosunu çıkarıp telefonu cebime attım. Hesabı ödeyip masadan kalktım. Arabaya atladığım gibi kendimi sahile vurdum…Telefonun kilidini kaldırdım. Mesaj kutusu ağzına kadar doluydu. Belli ki birden fazla ilişkisi vardı. Uzun zaman önce kendisinden daha büyük ve çok saygı duyduğu birisiyle sevgili olmuşlar, ayrılmışlar ve yeniden uzun uzun mesajlaşmışlardı. Ve okumaya başladım:
Kimden: Bad Boy
Kime: Black Light

“Dün gece sabaha kadar uyuyamadım. Neredeyse her saat başı uyandım. Yatakta döndüm durdum ve hep aynı rüyayı gördüm. Rüyamda seninle birlikte geziyorduk, konuşup, sohbet ediyorduk. Çok güzeldi…

Bunca zaman sana yazmadım. Seninleyken sohbetlerimiz bile o kadar güzeldi ki… Ancak her yazmak istediğimde yeniden hayatına girip seni üzmekten korkuyordum. Aklını karıştırma düşüncesi, aklımı karıştırıyordu işte…

‘Bazen gitmiş olmasının beni üzdüğü de oluyor. Kendime diyorum ki bazı kuşlar kafeslenmemeli. Tüyleri o kadar parlak ki, gittiklerinde bir parçanız onları kafese koymanın hata olduğunu biliyor. Ama yine de gittiklerinde yaşadığınız yer bomboş oluyor. Sanırım dostumu özlüyorum.'”

*

Kimden: Black Light
Kime: Bad Boy

“Bu telefon numarasından bir daha mesaj almayacağıma o kadar emindim ki, mesajı görünce şaşkınlığımı atmam ve gülme krizinin geçmesini beklemek çok zaman aldı. Ne yazayım ya da yazayım mı bilemedim. O kadar garipsiniz ki, ne yaşamış olursak olalım hayatımda bir kez sizin kafanızın içinde olmayı çok isterdim. Bana mesaj yazdınız, gerçekten inanılmaz. Eskiden olsa ‘neden’ derdim ama ben sizden sonra mantık aramayı, bir şeylere anlam yüklemeyi bıraktım. Yapmak istediğiniz her şeyi yapıyorsunuz. Yazmak istediniz yazdınız, yazmak istemediniz yazmadınız. Her şey sadece sizinle ilgili. Sizin kalabalık ama bir o kadar yalnız dünyanız ile ilgili. 

Dünyada bir kötülük tanımı varsa siz o tanıma uyuyorsunuz. Ancak size kızgın olamamak, yine de hatırladığım anılarda sürekli gülümsüyor olmak, bana inanılmaz geliyor. Belki böyle hissettirdiğiniz başkaları da vardır. Mr. BB 🙂 Herkesi böyle dengede tutabilmek, kimsenin nefretini kazanmamak… Siz gerçek bir yeteneksiniz ve iyi anlamda da kötü anlamda da sizden bir tane daha yok. Bazen azarınızı bile özlüyor insan. Eğer tıpta öyle bir şey mümkün olsa, inanın bir dakika bile düşünmeden hafızamdaki sizle ilgili tüm anıları sildirmek isterdim. Özlemek çok zor kontrol ediliyor gerçekten. Her şeyin yanlış olduğunu biliyorsun ama yine de özlüyorsun.

Çok sevdiğim bir söz var. Bizim durumumuzu çok güzel anlatıyor:
‘Seni tam olarak değiştirmek niyetinde değilim. Eğer değişirsen ikimize birden lüzum kalmaz.’ Sonuç olarak ben size dönüşüyordum, siz de beni uzaklaştırdınız. Bence doğru bir dokunuş oldu, önce kabul etmesem de olması gerekeni yaptınız. Uzaklaşmış olsam da bu dünyada varlığınızı bilmek hoşuma gidiyor. Nesilden nesile aktarılmalısınız. :)) 

Ben de sizi rüyamda görmüştüm bu hafta iki kez. Birini hatırlamıyorum ama diğerinde beyaz bir fare siparişi vermiştiniz. Anlamsız bir rüyaydı. Neyse uzun, her paragrafın birbirinden alakasız olduğu, karmaşık bir mesaj atmış oldum.”

*

Kimden: Bad Boy
Kime: Black Light

“Çok güzel yazmışsın öğrencim, aferin sana. 🙂 Buradan,  senin de benimle sohbet etmeyi özlediğini anlıyorum.

Benim kafamın içini merak ettiğini söylüyorsun. Aslında benimle her vakit geçirdiğinde az da olsa kafa yapımı öğreniyor ve içine giriyordun.

Rüya konusuna gelince… Evet; ben alsam alsam siyah fare alırdım; beyaz değil.
Söze gelince; evet çok güzel bir sözmüş, not aldım.

Ben de seni çok özlüyorum. Bir yandan da hayatına girip seni üzmek istemiyorum. Senin de mutlu olmaya hakkın var. Tabii ki bir insanın neyle ve kiminle mutlu olacağını kimse bilemez.

Aslında sen de minik hikayeler yazabilirsin. Senin de kalemin giderek güçleniyor. Kitap okumanın yararları…

İkimizin de birbirine karşı düşkünlüğü var. Bundan vazgeçemiyoruz. Hani bir söz var ya: Gidersen şair olurum, kalırsan senin… aslında bu söz birçok şeyi anlatıyor. İki kişi ayrılamıyorsa sanki bir şeyler yarım kalmış demektir.

İşte yine o gitti ve benim dinlediğim tüm şarkılar ağlak melodi olarak çalmaya başladı. Tüm şarkılar yine arabesk…

Git *mına koyiyim git. Sen de git ki bi hikayemiz olsun.
Oysa seni gülümsetmek dünyanın en güzel şeyiydi…”

*

Kimden: Black Light
Kime: Bad Boy

“Kesinlikle sizden çok şey öğrendim. Size dair hatırladığım şeyler de hala ilham veriyor. O yüzden de öğrenmeye devam ediyorum. Ayrıca siz bile bir sonraki hamlenizi tahmin edemiyor ya da kestiremiyorken, benim vakit geçirerek de olsa anlamam çok mümkün değil.

Sizi çağrıştıran birçok şey var ama Muazzez Abacı – Bana Her Şey Seni Hatırlatıyor, Charles Bukowski, ve Mehmet Ali Erbil doğrudan sizi hatırlatıyor. :))) Listedekilerin birbirleriyle alakasız olmaları da sizi daha iyi açıklıyor.

23.32’de mesaj kutusuna bakmamaya alışmak zaman almıştı. Tuhaf oldu böyle…”Kimden: Bad Boy
Kime: Black Light

“Bugün psikiyatrıma seni anlattım. Güldü. Aslında seni özlediğimi, ama hayatına girerek de üzmek istemediğimi söyledim. ‘Öyle güzel gülüyor ki, ağlamasını istemiyorum’ dedim. Sessizce dinledi. Bir daha gittiğimde daha ayrıntılı anlatmalıyım.”

*

Kimden: Black Light
Kime: Bad Boy

Yapmamamız gereken çok şey var. Bence de artık beni üzmemelisiniz. Ben özlememeliyim, siz de öyle…

Gerçekten nasıl mutlu oluyorsanız öyle olmanızı isterim. Ben birçok evre geçirdim. Üzüldüm, nefret ettim; sonra bir an durdum, özledim, boş verdim ve daha bir sürü duygu. Kusursuz ya da melek değilim. Size kızgın hiç değilim! Bazen birinin sadece yaşıyor olması mutlu eder ya öyle hissediyorum size karşı. Arada yazmak isterseniz yazın, istemezseniz yazmayın. Dahasına aslında hiç gerek olmamış, sonradan anladım bunu.”

*

Kimden: Bad Boy
Kime: Black Light

“O denli kendinle barışıksın ki, senin gibisini bulamıyorum. Yalnızca bu konuda değil, aslında her konuda çıtayı öyle yükselttin ki…”

Kimden: Black Light
Kime: Bad Boy

“Ben değil de siz çıtayı gerçekten yükselttiniz. Bazen erkek arkadaşım o kadar çok boş konuşuyor ki… Ya da ‘bunu neden anlatıyor’ dediğim konulara öylesine denk geliyorum ki, içimden ‘acaba ne zaman susacak’ diyorum. Moralinizi hiçbir şey için bozmayın. Hayat öyle ya da böyle devam ediyor. Çözemeyeceğiniz bir şey yok…

Ben esasen size hiciv yaptığım resimlerimi gönderip göndermemek arasında çok kararsız kalmıştım. Kızar mısınız acaba diye, ama siz de benim kadar eğlendiniz. Sizin bu şekilde karşılamanız hayranlık uyandırıcı. Bu ülkede en çok siyasilerin karikatürü yapılıyor, sonra da yasak geliyor. Eleştirmek değil amaç, mizah absürtlük ve sıra dışılık istiyor. Benim bildiğim en sıra dışı kişi sizsiniz. Bu çizimler, direkt sizinle ilgili olduğu için, bilen birinin görmesi gerekiyordu. Böyle şeyler de birileriyle paylaşılmadan gelişmiyor. Yazarlar için de böyle bence: ‘ohhh kitap yazdım bana çok iyi geldi’ değil. Birileri görünce, tepki alınca daha iyi hissettiriyor.”

Kimden: Bad Boy
Kime: Black Light

“‘Fransa’da Charles de Gaulle, General; asker kökenli bir adam. Yararlılık göstermiş, 2. Dünya Savaşı’ndan galip çıkmış. Fransa zaferi müttefikleriyle birlikte kazanmış. Fransa O’nu da ödüllendirmiş ve cumhurbaşkanı yapmış. Ama bu tip adamlar bir süre sonra karizma kaybeder. Bu durum De Gaulle’ün de başına gelmiş. Bir gün kültür bakanını çağırmış ve demiş ki ‘üstat son zamanlarda kimse beni eleştirmiyor, karikatürüm de çizilmez oldu, yoksa halk artık beni sevmiyor mu?’

İşte ben de böyle düşünüyorum. Yani, gereksiz eleştiri, gizli hayranlıktır. Dozunda olduğu zaman ise tadından yenmez. Ayrıca Johann Wolfgang von Goethe der ki, ‘Kendi kendisiyle eğlenmeyen insan olgun değildir.'”Kimden: Bad Boy
Kime: Black Light

“Senden ne zamandır ses çıkmayınca ikinci mesajı atma gereksinimi duydum. Şu anda yeni bir kitap okuyorum ve gözlerim doldu. Kitapta, babasıyla arasındaki bağı anlatıyor. ‘Yıllarca babamın peşinden koştum, şimdi de sizin’ demiştin. Aslında sen haklıydın. Ben sana ne sevgili olabildim, ne de babalık edebildim!”

*

Kimden: Black Light
Kime: Bad Boy

“Sizin tek bir sözünüz ağlatmaya da güldürmeye de yetiyor. Çok duygulandım. Bunları yazmanız benim için yeterliydi ve önemliydi. Belki en çok sizden dolayı ağladım; ama en çok da sizden dolayı güldüm. O yüzden, geçmişin iyi anlarını hatırlamayı tercih ediyorum. Gerçekten çok mutlu olduğum, unutamadığım anlar var. Geçenlerde hatta şu sözünüz aklıma geldi: ‘Sevişirken karınızla konuşur musunuz. – Ararsa neden konuşmiyim.’ :)))))) Kendi kendime o kadar çok güldüm ki.”

Kimden: Bad Boy
Kime: Black Light

“O bir şey mi bak çok ilginç bir söz var:
Orospuyu mezara koymuşlar, ‘Burada da yalnız yatılmaz ki şimdi…’ demiş. Ne olacaktı ki…

Sen de beni o kadar mutlu ettin ki, senden sonra kimse senin kadar beni mutlu edemiyor. Bir kere kimse beni senin kadar dikkatle dinlemiyormuş gibi geliyor. Dikkatle dinleyen olsa bile, onun, senin kadar zeki olmadığını düşünüyorum. Söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır. Bu durumda beni çok iyi anlamadığını hissediyorum. Hep bir şeyler eksik kalıyor, hep bir şeyler yarım…

‘İnsanlığın en büyük laneti, hayatının en mutlu anlarını, daima bu anlar geçip gittikten sonra anlamasıdır.’ – Juli Zeh

Ben bazı güzellikleri sen gittikten sonra fark ettim. Zaten mutluluk yaşanan değil hatırlanan bir şeydir. Mutluluklar yaşanırken insan tarafından nankörce harcanır. Geçmişte kat kat anı olarak serildikçe de, aynı insan tarafından özlemle anımsanır.”

******************************

1 hafta sonra…

Yerdeki cesedin başındaki iki memur şu konuşmaları yapıyordu:
– Çocuk ikinci kattan atlamış.
     – İkinci kat mı? Peki hayatta kalamaz mıydı?
     – Evet, ama ölmek için o denli hırs yapmış ki, atlamadan önce bileklerini jiletle doğramış.
     – Olsun yine de yaşama şansı kalırdı.
     – O, bunu en aza indirmek için bileklerini yanal değil dikey kesmiş. Bunalımlardan bunalımlara koşarken bu ayrıntıyı araştırmış olmalı…
Doktrin: “En kötüsü de sahip olmadığın şeylere ait olmandır.” – Franz Kafka