Küçükken babamı çok az gördüm.
Büyümemize pek tanık olamadı.
Bizi her gördüğünde daha bir büyümüş buldu.

Ben ortaokula giderken, lisenin zor olup olmadığını sorardı.
Babam, hayatımda hiçbir okuluma gelmedi.
Başkalarının ebeveynleri okul çıkışına gelirdi…
Ben ve kardeşim boynu bükük bakardık.
Hatta Orta 2’ye giden ben,
Orta 1’e giden kardeşimin velisi olarak okula çağrılmıştım.
Kadın öğretmeni görünce sevindim.
Çünkü insafa gelip beni yaşça küçük bulup eve yollayacaktı.
Kadın öyle serzenişlerde bulundu ki…
Tükürükler saça saça dakikalarca hakaret etti.
Sempatik çocuksu gülüşü, suratımda dondurmuştu.

İş hayatına atıldım. Yanımda yine velim olmadı.
Arabası olan çalışanlar kız arkadaşlarıyla gezerlerdi.
Ben sevgilimle belediye otobüsüne binerdim.
Minibüse binmek pahalı bir lükstü.
Ehliyetim vardı ama acemiydim.
Halil’den arabasını istediğimde vermek istemedi.
Başkasının arabasıyla hava atmayı da beceremedik.

18 ay askerlik yaptım. Hayıflanmak için değil ama…
Ziyaretime ilaç için hiç kimse gelmedi.
Ne ailem, ne sevgilim.
Büyük 90’lar krizinde askerde verilen yemeğe mahkumdum.
Kantinde yiyen zengin çocuklarına imrenerek…
Aileleri sürekli ziyaretlerine geliyordu.
Hafta sonu evci iznine çıkıp otelde yatanlar bile vardı.
Hiç yaşayamadım.

İş yerimizde öğlen yemek çıkıyor.
Akşam da ücretsiz veriliyor.
Şirket daha iyi durumdayken kahvaltıyı da ücretsiz veren bendim.
Bir gün şirkette 3 kişinin dışardan kebap söylediğini duydum.
Savunmaları yemeği beğenmemekti.
Onlara yapılan yemekler çöpe dökülecekti.
Ben de üç katı parasını maaşlarından kestim.
Bir daha dışardan yemeyi yasakladım.
Dışardan yersek, yemeklerimizin tadı düzelmez.
Kötü de olsa yiyip içip mutfağa geri bildirim verebiliriz.

Bana diyebilirler ki:
Kendi maaşımdan yiyorum, onların da maaşı var, onlar da yesin!
Ben de ona derim ki:
Evi kira, annesi hasta, maaşı zor yeten bir arkadaşımız varsa, o nasıl yesin? 

İş yerimizde servis hizmetimiz var.
Elimizden gelenin en iyisi bu…
Beğenmeyen, önerilerini benimle paylaşırsa güzelleştirebiliriz.
Taksiyle işe gelenlere sinir oluyorum.
Geç kalmasınlar, taksi paraları ceplerinde kalsın, fena mı…
Ayrıca taksi parası bulamayanlara ayıp olabilir!

Dış kapının önüne gecenin 1’inde yanaşan arabalar bana hep,
3. sınıf pavyonlardan konsomatris sevgililerini alan godoşları anımsatıyor…
Arkadaşların boynu bükük servise binerken,
sen erkek arkadaşınla süper hava basarsın…
Ben bile, ya servisten önce, ya servis uzaklaştıktan sonra
hırsız gibi sessizce çıkma inceliği gösteriyorsam,
‘ne hikmeti var’ diye sormak lazım mesela!

Hava atmak g*t gibidir, herkeste bulunur.
İnsan bittabi hava atabilir.

En pahalı arabası olan erkeği ben kaptım.

Hey, bana bakın; çok zenginim ve milyonlara sahibim.
Erkek arkadaşımı emir erim gibi kapıma kadar getirdim.
Gece de onun postmodern evinde kalırım.

Elbette özel hayatın, buna kimse karışamaz.
Ama bu da bizim iş yerimiz ve sen de buna karışamazsın!
Hata yapıyorsan bedelini ödersin…
İnsanların gözünde en dibe düşersin.
Onurun ayaklar altında, kendini kaybedersin.

Güneş altından bir top, yükselirken şafaktan.
Bir mesajla ansızın, atılırsın gruptan!

Doktrin: ”Evet çok zenginim ve milyonlara sahibim. Ama o kadar yalnızım ki…” – Coco Chanel