Hırsızlık Nedir?

Hırsız olma durumu. Hırsızın yaptığı işin adı. Çalma eylemi.

Kendine ait olmayan bir malı kullanma ya da yararlanma işi. Ekonomik değeri olan her türlü enerji de hırsızlığa konu olabilir.
Dolandırıcılık ve hırsızlık ayrıdır. Hırsızlıkta mal, sahibinin elinden izinsiz çıkarken, dolandırıcılıkta kendi rızasıyla çıkar.

Kleptomani Nedir?

Kökeni Fransızca olan bu sözcük şu anlama gelir:

Hem ihtiyacı yok, hem satmak istemiyor, fakat çalmadan da duramıyor! Onlara izinsiz olarak sahip olma arzusu ve bu dürtüyü kontrol edememe rahatsızlığı.

*

14 yaşındaydık. Dağın başına dikilmiş bir ortaokula gidiyorduk. İlkbahar gelmiş, kayalara konumlanmış okulumuzun bahçesine güneş ışınları parlak parlak vuruyordu.

Okulun hemen karşısına bir market açılmıştı. İki arkadaşımla teneffüste oraya gittik. Markete girdiğimizde öylesine kalabalıktı ki, adım atacak yer yok! Raflar ilginç konumlandırılmıştı. Önümüze salkım salkım uzanan asma dalları gibiydi. Adam her arkasını döndüğünde çikolatalar ceplere iniyordu.

Dükkandan çıktık. Her yerimiz doluydu, üstelik alışveriş bile yapmamıştık. Bende 2 tane Luna vardı, arkadaşlarımda 4 Albeni ve 5 Metro…

Adam 35 yaşlarında, kısa boylu, bıyıklı gerçek bir safdildi. Onu aldatmak çok kolaydı… Kahverengi takım elbisesiyle oraya ait değil de, sanki geçerken uğramış gibiydi. Biz kalleşçe çaldıkça, o müşterilerine daha iyi davranıyordu. Farkında değildi ki; her kalabalığı müşteri zannediyordu. Oysa hücumun iyi gidiyorsa pusuya düşmüşsündür. Pusuya düşüyordu; hem de adım adım…

Bir esnafın malını çaldığın zaman, sadece parasını çalmış olmazsın. Onun geleceğini de çalmış olursun. Genellikle işi %25 karla yaparlar. 4 TL’ye aldığı bir çikolatayı 5 TL’ye satacaktır. Bu durumda 1 TL kazanır. Bu brüt kardır, net değil. Net karı bulmak için giderleri çıkarmak gerekir. Yarısı kadar da gider düşecek olursak, çikolata karı 0,5 TL olacaktır. Yani siz bir çikolata çaldığınız zaman, 8 çikolatanın karını çalmış olursunuz. O, parayı çıkarmak için 8 çikolata satmak zorundadır. 8 çikolata çalarsanız, artık sübvanse etmek için 128 çikolata satmalıdır!..

Bir hafta sonra markete tekrar gittiğimizde rafların yarı yarıya boşaldığını gördüm. Ama acımıyorduk ki… Bazı çocuklar neden yetişkinlerden daha acımasız olurlar? Market yine kalabalıktı, sonra birisi arka raflardan bir çikolata istedi. Pahalı bir Nestle Damak çikolata. Adam yerinden kalktı ve arkasını döndü. Koliyi yukardan indirmeye çalışırken beynimin karıncalandığını hissettim. Hayatımda hiç bu kadar utanmamıştım. Gözlerim doldu… Bu sahneyi görmemem gerekirdi. Adamın ayağının teki yok! Daha önce buna hiç dikkat etmediğimi fark ettim. Belki daha önce arka raflara uzanmasına hiç gerek kalmamıştı. Rafların en kolay ulaşılacak şekilde tasarlanmasının nedeni demek buydu. Öyle insanlar vardır; bir kolu kopsa, nasıl olsa öbür kolum yok mu, diyen… Bir de bizim gibiler vardı:

İnsanın hayatını kabusa çeviren!.. Adam buna rağmen öyle güler yüzlü ve mutluydu. Sıkı sıkıya hayata sarılıyordu.

Bu küçük olay bana çok dokundu. Markete bir daha hiç gitmedim. Zaten 2 hafta sonra da dükkan kapandı.

*

Dilenci

Sen her gün köşe başlarında,

Yırtık urbanla kirli ellerinle;

Avuç açan sefil insan,

İnan yok farkımız birbirimizden!

Sen belki hayat boyu dilenecek;

Beklediğin beş kuruşu biri vermezse

Ötekinden isteyeceksin.

Ama ben hayat boyu bir kere dilendim!

Bir acımasız kalbin sevdasıyla alevlendim.

Öylesine boş, öylesine açık kaldı ki elim;

Yemin ettim bir daha dilenmeyeceğim. – Victor Hugo

Ben de,

Bir daha çalmayacağım!

*

Çikolataları yerken arkadaşlarımın gülerek konuşmaları kulaklarımda çınlıyordu:

     – Engelli olabilir, ama bu zengin olmasına engel değil!..

Çalarak suçlarına ortak olmam için adamın sakat olduğunu benden gizlemişlerdi. Daha önce beni kazıklamış olduklarını anladım.

     – Adam zengin oğlum, zıngazınk dolu market açmış.

     – İki tane çikolata yemişiz çok mu?

     – Merak etmeyin işleri çok iyi.

     – Akşama kadar oturup para basıyor.

*

Demokles’in Kılıcı

Demokles, İtalya Siraküza Kralı Dionysos’un yakın dostu ve yardımcısıdır. Demokles, sürekli kralın sahip olduğu imkanları över. Hatta kralın yüzündeki üzgün ifadeyi hiç anlamaz: 
“Çok mutlu olmalısın, her şey muhteşem,” der.
Kral bir gün dayanamaz,
 
“Demokles, bu mutluluğu senin de tatmanı istiyorum!” diyerek tahtını ona devreder.
Demokles de sevinçle krallık elbiselerini ve tacını giyinip tahta oturur. Tahtın arkasında boynuna yakın yerde, incecik at kılına bağlı keskin bir kılıç sallandığını görür ve dehşete kapılır. Kral, Demokles’e sorar:
“Neden yemiyorsun, neden suratın asık?”


Demokles kılıcı gösterir. Kral acı acı güler.

“Evet, ben güçlü bir kralım ama boynumun üstünde her an ölüm tehdidiyle yaşıyorum. Büyük güç, büyük tehlike demektir. Büyük insanların büyük dertleri olur.

Demokles, servetin ve gücün gerçek doğasını anlar. Adaletli bir iktidar çok zordur. Hatta kötüye kullanımı, kendi sonunu getirecektir. Tahtın, krala bahşettiği güç ve zenginliğin yanında, canını tehlikeye sokacak tehditleri de beraberinde getirdiğini öğrenir.
Bu kılıç aslında yöneticinin kendi vicdanında asılıdır. Bu mevkiye yükselmiş liderler, şan, şöhret, para ve servet gibi kişisel çıkarların üstüne adaleti koyarlar. Yöneticilik, maddiyat, rütbe, ün ve yaftadan ibaret değildir. Tersine, savaş meydanında ateşten gömlek giymektir.

Doktrin: “14 yaşındayken, karnımı doyurmak için bir parça ekmek çaldım. Bu yüzden beni zindana attılar, 6 ay bedava ekmek verdiler. Hayatın adaleti budur işte.” – Victor Hugo